NSU davası 6 Mayıs’ta

 Gedenkveranstaltung füf Opfer der Neonazi-Mordserie

Kamuoyunda büyük ilgiyle beklenen Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) davası, daha başlamadan geniş tartışmalara neden oldu. 17 Nisan’da görülmesi gereken dava, Türkçe basın başta olmak üzere uluslararası basına yer verilmemesi üzerine Sabah Gazetesi’nin yaptığı başvuruyu değerlendiren Federal Anayasa Mahkemesi, Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin (OLG) akreditasyon yönteminin sorunlu olduğuna karar vererek, düzeltilmesini talep etti.

Bunun üzerine sorunun iki günde çözülemeyeceğini ifade eden OLG, çareyi davayı 6 Mayıs’a ertelemekte buldu.

 

YENİ AKREDİTASYON SİSTEMİ: KURA ÇEKİLİŞİ

Bütün tepki ve başvurulara rağmen davayı daha büyük bir salona almayan ya da basın mensuplarının video sistemiyle izlemesi için bir olanak yaratmayan OLG, hangi basın kurulularının duruşmayı izleyeceğini ‘kura çekerek’ belirleme kararı aldı.

Buna göre davayı izlemek isteyen basın-yayın gruplarını üç ana gruba ayıran OLG, yapılacak başvurular arasında çekiliş yapacak.

Birinci grupta Alman ve yabancı haber ajansları bulunuyor. İkinci grupta ise Almanya dışında yayın yapan Almanca yayınlar ve yabancı dillerdeki medya organları bulunuyor. 10 yayın organı için ayrılan bu kontenjandan 4’ü Türkiye, biri Yunanistan ve biri de İran basını açın ayrıldı.

Üçüncü grupta ise Almanya içine yayın yapan yayın organları bulunuyor. Bunlar için toplam 35 sandalye ayrıldı. Böylece, OLG daha önce basın için belirlemiş olduğu 50 sandalye kontenjanını değiştirmedi.

 

AİLELERİN TAZMİNATI KARŞILANACAK

NSU davasının 17 Nisan’dan 6 Mayıs’a ertelenmesi en çok da kurbanların ailelerini mağdur etti. Davayı izlemek için bütün hazırlıklarını yapan, otel ayırtan ve tren bileti alanların bu zararlarının nasıl temin edileceği basında bir süre tartışmaya neden oldu. Bunun üzerine bir açıklama yapan Bavyera Eyaleti Adalet Bakanı Beate Merk, NSU davasının 6 Mayıs’a ertelenmesinden dolayı kurban yakınlarının uğradığı maddi kaybın telafi edileceğini açıkladı.

Federal hükümetin kurban yakınlarına destek amacıyla görevlendirdiği Barbara John da mahkemenin erteleme kararına tepki göstermişti. Ailelerin günlerdir kendilerini duygusal olarak bu davaya hazırladığını, ayrıca bazı ailelerin duruşma için izin aldıklarını, ulaşım ve konaklama için birçok masraf yaptıklarını anlatan John, bu maddi kayıpları Münih mahkemesinin üstlenmesini talep etmişti.

BEATE ZSCHAEPE HEP SUSACAK
Öte yandan NSU tarafından işlenen cinayetlerin tek tanığı olarak ilan edilen davanın bir numaralı sanığı Beate Zschäpe’nin dava boyunca konuşmayacağı açıklandı. Zschäpe’nin avukatı Anja Sturm, gözaltı süresince susma hakkından yararlanan müvekkilinin mahkeme önünde de iddialara cevap vermeyeceğini söyledi. ARD’de yayınlanan bir programa katılan Sturm, ilk duruşma tarihinin 6 Mayıs’a kaydırılmasını memnuniyetle karşıladığını kaydetti.

6 Nisan 2006 tarihinde Kassel’da öldürülen Halit Yozgat’ın ailesi adına Münih’teki mahkemeye müdahil olarak katılan avukat Thomas Bliwier, “duruşmaları video kaydıyla canlı olarak izleme imkânı sağlanmasını” istedi. “Die Welt” gazetesine konuşan avukat Bliwier, “basın mensuplarının akreditasyon sürecinin yenilenmesinin, bu kapsamda yaptığı başvuruyu geçersiz hale getirmediğini” söyledi.

 

HEPSİ BİR PLANIN PARÇASI MI?

İddianamenin içeriği ve katillerin kimlerle bağlantılı olduğu gibi kamuoyunun yanıt beklediği konular yerine daha çok akreditasyon sorununun öne çıkarılması, ister istemez bunun da başından beri ‘istihbarat örgütleriyle NSU arasındaki bağlantının koparılmasına yönelik girişimlerin parçası olup olmadığı’; ‘davayla ilgili sıcak atmosfer soğutulmak mı isteniyor’ gibi soruları akıllara getiriyor.

Zira, Almanya gibi neredeyse en küçük adımın dahi en ince ayrıntısında kadar planlandığı bir ülkede, böylesine büyük bir öneme sahip bir davaya yoğun ilginin olacağını kestirememek sıradan bir durum olmasa gerek.

Davanın sıradan detaylara boğulması, haliyle, ırkçılıkla hesaplaşma ve devletin ırkçı örgütlerle ilişkisindeki karanlık noktaların aydınlatılması gibi temel önemdeki talepleri gölgelemekte.

Bu anlamda davanın ‘teknik’ olarak nasıl görüleceğinden çok, kimlerin ve nelerin araştırılıp sorgulanacağı önem taşımaktadır. Davanın ırkçılıkla hesaplaşmaya bir vesile olabilmesi, yetkili makamların olayı geçiştirme çabalarının önlenebilmesinin yolu da buradan, davanın özüyle ilgili konuların öne çıkmasından geçecektir. (YH)

 

Beate Zschaepe’ye yardım edenler var

8’i Türkiye kökenli olmak üzere 9 göçmen esnafı ve bir Alman polisi katleden NSU terör örgütünün üyesi Beate Zschaepe’ye, 4 Kasım 2011’de kaldığı evi ateşe verdikten sonra yardım edenlerin olduğu ortaya çıktı. Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’un ölümlerinin ardında Zschaepe’nin kaldığı evi ateşe verip bir süreliğine kayıplara karışırken, Susann E.’nin yardımcı olduğunu açıkladı. Susann E.’nin Zschaepe’ye temiz elbise verdiği ve gizlenmesine yardımcı olduğu belirtildi.

Daha önce bu kişi hakkında teröre yardımcı olmaktan dava açan Federal Savcılık, ortaya çıkan yeni bağlantılardan sonra suça ortak olmaktan dava açtı.

Uzun bir süre Zchaepe ortalıktan kaybolduktan sonra kimden destek aldığı bilinmiyordu.

Öte yandan Federal İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich yaptığı açıklamada, 6 Mayıs’ta başlayan davanın bir numaralı sanığın suskunluğunu bozarak konuşmasını istedi. Zschaepe’nin avukatı daha önce yaptığı açıklamada, müvekkilinin dava boyunca susma hakkını kullanacağını belirtmişti. Zschaep’e yakalandıktan sonra da polise ifade vermemişti. Böylece, NSU ile bağlantısı olanların ortaya çıkmasını engellemeye çalışıyor. (YH)