Sadece katilleri gördük

 nsu davasi

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde başlayan dava faşist NSU tarafından katledilen Türkiye kökenli esnafların aileleri için çok daha büyük bir önem taşıyordu. Eşlerini, çocuklarını, babalarını katledenlerle aynı salonda göz göze gelen kurban yakınlarının en büyük dileği, davanın fazla uzamadan, adil bir kararla sonuçlanması.

 

Dava gününün ve katillerin mahkeme salona giriş anı en çok da babaları, çocukları NSU terör örgütü tarafından katledilenler için özel bir anı oluşturuyor. Çünkü, onlar yıllardan beri yanıtını bulamadıkları soruların yanıtlarını bu salonda arıyorlar. Keza, babalarını, çocuklarını, eşlerini alçakca katledenlerle aynı salonda bulunmak, aynı havayı solumak çok daha farklı bir duygu.

Öldürülenlerle hiç bir yakınlığı olmadığı halde bu insanlık düşmanı canilere öfkeyle yaklaştığı göz önünde bulundurulduğunda, acaba ailelerin halleri nedir diye düşünmeden edemiyor insan…

Kassel’de yaşayan Halit Yozgat, daha hayatının baharındayken, NSU tarafından işlettiği internetcafesinde katledildi. Babası İsmail Yozgat, o günden bu yana yaşadığı acıları dile getirmeye çalışıyor. Devlet tarafından düzenlenen resmi törene katılarak katillerin arkasında kimler olduğunun açığa çıkarılması çağrısında bulunmuştu.

Oğlunu öldüren katillerle aynı salonda bulunmak, göz göze gelmek kolay bir şey değil. İsmail Yozgat, duruşma anında hissettiklerini gazetemize şu şekilde anlatı: “Salonda ne avukatları, ne hakimleri ne de basını gördüm. Gördüğüm tek şey çocuğumu katleden o katiller oldu. Gözüm hep onlardaydı. Umarız, bundan sonraki duruşmalar böyle kesilmez, normal bir şekilde devam eder” diyor.

Halit Yozgat’ın öldürülmesinden sonra Kassel’deki Alman ve Türk komşularını hep kendilerine sahip çıktığını, acılarını paylaşmaya çalıştığını belirten Yozgat devamla, “İleride umarız çocuklarımızı katledenler ve onların arkasında kimler olduğunu, neden öldürüldüklerini bu dava sonucunda öğreniriz” diyor.

 

OĞLUMUN ADINA HİÇ BİR YARDIMI ALMAYACAĞIM

Dava için Kassel’den kendi arabasıyla Münih’e gelen Yozgat, hiç bir şekilde devletten yardım almadıklarını ve mahkemeye geliş-gidiş masraflarını da kendi cebinden karşıladığını ifade ederek, “Bugüne kadar devletten bir tek kuruş almadım, almayacağız da. oğlumun üzerine yapılan bütün yardım tekliflerinin hiç birini kabul etmedik. Sorumlular ortaya çıkarılıp hak ettikleri cezayı almadığı sürece hiç kimseyle helalleşmeyeceğiz. Miktar ne olursa olsun kesinlikle kabul etmeyeceğiz. Mahkeme sonrasında bir tazminat olduğu taktirde ise, aldığımız bir tek fenik bile boğazımızda geçmeyecek. Bu durumda aldığımız parayı Halit adına bir yerlere bağışlayacağız” dedi.

 

TÜRK BASINI GİRMESEYDİ BİZ DE GİRMEYECEKTİK

İsmail Yozgat, dava öncesinde yapılan tartışmaları da eleştirerek, özellikle basının içeriye alınmamasını anlayamadıklarını bunun için de Almanya Başbakanı Angela Merkel, Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ve Eyalet Yüksek Mahkemesi’ne birer mektup yazdıklarını ifade ederek, “Bu konu hakkında yazdığımız bütün kurumlardan yardımcı olacaklarına dair yanıtlar aldık. Bir tek Eyalet Yüksek Mahkemesi başvurumuza yanıt vermedi. Eğer, Türk basını davaya alınmasaydı biz de bunu protesto edip davaya girmeyecektik. Bu konuda açık olarak tavır koyduk. Neyse ki sorun tatlıya bağlandı” dedi.

 

BABALARININ KATİLLERİYLE AYNI SALONDA OLMAK!

Babaları NSU tarafından katledilen Gamze Kubaşık, Dilek Özcan ve Semiya Şimşek de duruşma salonunda yerlerini aldılar.

4 Nisan 2006’da Dortmund’da katledilen Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze Kubaşık da katillerle aynı salonda buluşmalarının kendisi ve annesi için zor bir an olduğunu belirterek, davanın başlamasının çok uzadığını, bu nedenle yargılamanın kısa sürmesini umduklarını ifade etti.

Seri cinayetler serisinin ilki olan Enver Şimşek’in kızı Semiya Şimşek ise, dava sonrasında verdiği demeçte “İçimde taşıdığım pek çok soru var. Neden benim babam? Tesadüf müydü? Öldürecekleri insanları hangi kıstaslara göre seçiyorlardı?” sorularına yanıt bulmasını umuyor.
Semiya Şimşek’in yanıt bulmasını umduğu başka sorular da var. Şimşek, kurban ailelerinin cinayetler sonrası hangi gerekçelerle güvenlik birimleri tarafından zan altında bırakıldığı sorusunun açıklığa kavuşmasını bekliyor. Cinayetlerin soruşturulması sürecinde Türkiye’nin tutumunu da eleştiren Semiya Şimşek, Ankara’nın kurbanları yeterince sahiplenmediğini de vurguluyor.

2005’te Nürnberg’da öldürülen İsmail Yaşar’ın kızı Dilek Özcan ise duruşma sırasındaki duygularını şu şekilde ifade etti: “Beate Zchäpe’yi görünce ellerim ayaklarım titredi. Buraya gelmek kolay olmadı, ama yine de babamın katillerinin gözünün içine bakmak için buraya geldim” dedi. (MÜNİH/YH)

 

Sanık avukatlarının amacı davayı uzatmak

13 Haziran 2001’de Nürnberg’te katledilen Abdurrahim Özdoğru’nun ailesini temsilen NSU davasına müdahil avukat olarak katılan Ferhat Tıkbaş, dava sırasında terör örgütü üyelerinin avukatlarının yaptığı manevraları ve davanın seyrini gazetemize değerlendirdi:

“Beate Zschäpe’nin avukatlarının yaptığı, ceza davalarına bakan bizler için sürpriz olmadı. Başından itibaren davayı geciktirmek için çeşitli müracaatların yapılacağı belliydi. Sanıkların avukatları sürekli zaman kazanmaya çalıştılar. Amaçları davayı uzatmak. İlk gün bu konuda istediklerine de ulaştılar diyebilirim. Şunu söyleyebiliriz ki, ilk duruşmada yapılan bütün başvurular mahkeme tarafından reddedilecek. Bu tabi ki en çok mağdurlar için zor bir durum. Uzaktan, hatta Türkiye’den davaya gelenler var. Amacımız onların daha fazla mağdur olmaması.

Ben müvekkili olduğum aileye bu davaya katılmamasını tavsiye ettim. Çünkü böyle olacağını biliyordum. 14 Mayıs’ta yapılacak ikinci duruşmada da aynı durum yaşanacak. Anlaşılan o ki sanıkların avukatları bunun için epey önerge hazırlamışlar.

Bana göre hedef bu türden ırkçı saldırıları kökünden kazımak olmalı. Yani, sadece mahkeme karşısına çıkarılan beş kişiyle sınırlı kalmamalı. Ama, mahkemede bunların işlediği suçların ispatlanması gerekiyor. İspatı zor olan bir dava. Bu tanıkların anlatacaklarına tamamen bağlı. Şu anda ifade edilen suçlar ispatlanmadığı taktirde bunlar daha az ceza alabilirler. Bütün amacımız bu sanıklarla istihbarat örgütleri arasındaki bağı açığa çıkarmak. Kökünü kazımak derken de bunu kast ediyorum. Bunu yapmak için siyasilerin de desteği gerekiyor.

 

Türk heyeti üzerinde yapılan tartışmalar boşunaymış

 

17 Nisan’da başlaması gereken dava öncesinde Almanya ve Türkiye kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında, mahkeme salonuna Türkiye’den bir heyetin alınıp alınmayacağı, Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi’ne de yer ayrılıp ayrılmayacağı geliyordu. Buna bir de Türkçe basının içeriye alınmaması eklenince gerilimin düzeyi artmıştı.

Mahkeme Başkanı Manfred Götzl’in başlattığı bu tartışmada, Türkiye’den bir heyete kesinlikle yer ayrılmayacağı ifade edilmişti. Ancak bu gerilimin boşuna olduğu 6 Mayıs’da başlayan ilk duruşmada bu gerilim ve tartışmanın boşuna olduğu görüldü. Berlin Büyük Elçisi Hüseyin Avni Karslı, Münih Başkonsolusu ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün ile birlikte 5 kişilik bir milletvekili heyeti ve AKP MYK Üyesi Osman Can, duruşma sırasında salonda hazır bulundu. Öğleden önceki oturumu salonda izleyen Türkiye’deki heyet akşam da Münih Başkonsolosluğu’nda ailelerle bir görüşme yaptı.

Benzer bir durum basın için de söz konusu oldu. Kura çekiminde çıkan Evrensel, Hürriyet, Sabah, IHA, El Cezire İstanbul Bürosu ve Ebru TV’nin yanı sıra, sabahın erken saatlerinde ziyaretçiler sırasına giren akredita olmayan bazı Türkçe yayın organlarının temsilcileri de salona girmeyi başardı. Böylece, dava daha fazla Türkçe yayın organı tarafından izlenmiş oldu. (YH)

 

6 YILDA 9 CİNAYET

2000-2006 yılları arasında “Ceska” marka bir tabancayla öldürülen ve basında uzun bir süre “Dönerci Cinayeti” olarak adlandırılan cinayetler serisinde öldürülen göçmen esnaflar şunlar:

 

9 Eylül 2000: Nürnberg’te 38 yaşındaki çiçek satıcısı Enver Şimşek susturucu takılan silahla öldürüldü.

13 Haziran 2001: Nürnberg’te 49 yaşında Abdurrahim Özdoğru kurşunlara hedef oldu. Bir gözcünün arabanın içinde beklediği ifade edildi.

27 Haziran 2001: Katiller, bu kez Hamburg’ta Süleyman Taşköprü’nün manav dükkanındaydılar. 31 yaşındaki Taşköprü, kurşunlanarak öldürüldü.

29 Ağustos 2001: Münih’te 38 yaşındaki manav Halil Kılıç başından vurularak öldürüldü.

25 Şubat 2004: Rostock’ta döner dükkanında çalışan Yunus Turgut öldürüldü. Turgut’un Almanya’da daha ikinci haftası dolmamıştı.

9 Haziran 2005: Nürnberg’te döner dükkanı işleten 50 yaşındaki İsmail Yaşar’ın ceseti tezgahın arkasında bir müşteri tarafından bulundu.

15 Haziran 2005: Münih’te Yunan kökenli 41 yaşındaki anahtarcı Theodoros Bulgaridis öldürüldü. Bulgaridis, cinayetlere kurban giden Türk ve Kürt kökenli olmayan tek mağdur.

4 Nisan 2006: Dortmund’da büfe sahibi Mehmet Kubaşık öldürüldü. Evli ve 3 çocuk babası olan 39 yaşandaki Kubaşık, işyerinde başından vurularak öldürülmüş şekilde bulundu.

6 Nisan 2006: Kassel kentinde internet kafe işleten 21 yaşındaki Halit Yozgat tabancayla öldürülmüş olarak bulundu.

25 Nisan 2007:  Bayan polis Michele Kieserwetter Heilbronn’da öldürüldü.