BAŞBAKAN DUR DURAK BİLMİYOR

 İHSAN ÇARALAN

 

“Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı!”

Daha sermaye basınının “Başbakan konuştu Gezi Parkı açıldı” yalanının mürekkebi kurumadan Başbakan, sözünü söyledi.

Taksim’e çıkıp eylem yapanları “Bir avuç çapulcunun kışkırtmasıyla sahneye çıkan kalabalık” diye suçlayan Başbakan, “Taksim’e Topçu Kışlasını da yapacağız. Kimse engelleyemez” dedi. Ancak bu bile öfkesini yatıştıramamış olmalı ki; “Taksim’deki kültür merkezini de yıkacağız; cami de yapacağız!” diyerek tahriklerini, din istismarcılığına vardırdı. Ve çıktığı TV kanalında da “İçki içen herkesin alkolik olduğunu” ilan ederek, “içki yasağı” konusunda yeni adımlar atılacağı sinyalini verdi, “Sünni İslam muhafazakar toplum” alanındaki ısrarını da yineledi.

Elbette bir dine, bir mezhebe inanmak, o inancın gereklerini yerine getirmek din istismarcılığı değildir. Hatta kişinin kendi inandığı dinin değerlerinin diğer dinlerden daha üstün olduğunu savunmak, herkesi öyle inanmaya çağırmak da din istismarcılığı değildir.

Din istismarcılığı, kendi siyasi amaçlarına varmak için inananların duygularını okşayarak yedeklemeye çalışmak demektir. Tıpkı, Taksim’de Gezi Parkı’na yapılmak istenen AVM ya da “Topçu Kışlası” hamlesiyle halkın ayakları altında kalan zatın, arkasındaki güçleri birleştirmek için “Taksim’e cami de yapacağız” diye ortaya çıkması gibi!

Oysa Başbakanın partisinden seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı daha bir gün önce, “Halkın istemediği bir projeyi elbette yapmayız” diyerek yapılacak projelerde halkın desteğini önemsediklerini söylemişti. Dahası “Taksim’e cami” ne Beyoğlu Belediyesi’nin ne de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gündemindeydi. Bu konu yerel yönetimlerin ilgili karar mercileri ve diğer konuyla ilgili Valilik kurullarının gündemde de yoktu. Ama Başbakan, yasal ve meşru kurullarda daha böyle bir gündem yokken, bu caminin Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’nin Taksim’e açılan tarafındaki “kilisenin dibi”nde olacağını belirlemiş, istimlak edilecek alanı bile seçmişti!

Öyle görünüyor ki; “Taksim’e cami” için “Kilisenin dibi”nin belirlenmesi de özel olarak seçilmiş! Hele de Taksim’e, fethinden 5-6 yüz yıl sonra yapılacak cami bu “fetih ruhunu canlandıran bu hükümet” tarafından görkemli bir cami olarak yapılacaktır. Çamlıca’ya Sultanahmet Camisi’nin kopyasını yaptıran Erdoğan, Taksim’e neden Ayasofya’nın(*) bir versiyonunu yaptırmasın ki?

Böylece de en gerici güçlerin bir hayali daha gerçek olur ve zaten bir avuç cemaati olan kilise de her gün taciz edilen bir hedef haline gelir.

Kentlerde oluşan, yüz milyar dolarlarla ifade edilen büyük rant paylaşımını üstü din istismarcılığı, muhalefetin daha kötü olduğu ve halkın muhafazakar değerlerle uyutulmasıyla dengelenmektedir.

Bunun en etkili yolu ise popülizm, şarlatanlık, despotik yöntemlerle yapılan dayatmalarla halk yığınlarının bölünmesidir!

Başbakan ve partisi de Pinochet’nin, Peron’un, Hitler’in “Hak talep edenleri ez, boyun eğenleri pışpışla ve ülkenin servetlerini sermayeye yağmalatarak amaçlarına yürü”me yolundan gitmektedir. O kendisini “halkın hizmetkarı” görse de geçek budur; ülkenin onlarca kentinde (İçişleri Bakanı 67 ildeki eylemlerden söz ediyor) sokağa dökülen milyonlar da gerçeği gördükleri için ayağa kalkmışlardır.

Bu da Başbakan ve şürekasının işinin bundan sonra eskisi kadar kolay olmayacağı demektir.

Dur durak bilmeden yeni ölçüsüz projeler ortaya atmasının bir nedeni de artık işinin kolay olmayacağını anlamış olması olsa gerek!

 

(*) Ayasofya’nın cami olarak yeniden hizmete açılması, Başbakanın geldiği geleneğin en önemli rüyasıdır. Ve böyle bodoslama giden Başbakanın yarın “Ayasofya’yı da ibadete açacağız” diyerek gündeme yeni bir tartışma atması da hiç sürpriz sayılmamalı.