Halkın direnişi ve çağrısı

Taksim’de başlayan halk direnişinin dalga dalga yayılarak Türkiye’nin hemen tüm kentlerini sarması, zulme isyan hareketlerinin tarihsel deneyimine yeni bir halka ekledi ve sınıflı toplumlarda başkaldırı ve devrimlerin kaçınılmazlığını bir kez daha kanıtlamış oldu. Türkiye emekçileri yok sayılmaya ve baskıyla susturulmaya karşı mücadelelerinde bir ilki gerçekleştirdiler! Direniş, yönetenlerin hiç beklemedikleri bir anda ve biçimde gerçekleşti ve yayıldı. Sermaye ve hükümetine karşı mücadele içinde olanlar, toplumsal mücadelenin tarihsel yasaları kapsamında öngörseler dahi, somut şekilde beklenilir görülmeyen bir başkaldırının içinde buldular kendilerini. Bu büyük halk direnişi kapsamı, yaygınlığı ve direngenlikteki ısrarı ile umudun ve zafere gidişin insan kaynağına yeniden ve kalın alt çizgilerle işaret etti. Bu satırlar yazıldığında geceli-gündüzlü yedi tam günü geride bırakmış olan halk direnişi, aynı anda, paralel biçimde, ülke geneline yayılan en uzun süreli, en geniş katılımlı, çok çeşitli mücadele araç ve biçimleriyle sürdürülen ayağa kalkış eylemi olarak, henüz harekete katılmayan emekçilere dolaysız çağrısıyla demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasının kesin koşulunu yeniden ortaya koydu: talepler ancak mücadeleye atılarak, zorbalığa direnerek, diktatörlük güçlerine direnmede birleşerek elde edilebilirler.

Direnenler, ülke başbakanının “Yüzde 50’lim var onları sokağa salarsam!” diye iç savaş çığırtkanlığı yaptığı koşullarda, o yüzde 50’nin yüzde 48’ine de çağrıda bulunan eylemleriyle, onların da haklarının savunuculuğunu yaparak direnişi sürdürdüler. Çağrıları, iş, ekmek, barış isteyen, söz, basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü isteyen, gerçekten bağımsız ve demokratik bir ülkede yaşamak isteyen, çıkarları kapitalist sömürüden kurtuluşta olan herkese idi ve öyle olmaya devam ediyor.

Böylesi isyan zamanlarında saflar daha net olarak ayrışır ve belirginleşir. İstemleri ve çıkarları ortak olanlar aynı saflarda daha sıkı şekilde kenetlenerek başarı için dövüşürler. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Hatay, Kocaeli, Bursa, Dersim, Kayseri, Artvin ve diğer 70’e yakın kent merkezinde sokaklara çıkıp taleplerini haykıranların Amerikancı bir yönetimin halka yaşamı zindan etme politikalarına verdikleri yanıt nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, kazanmanın yolunu, bir kez daha silinemeyecek şekilde çizmiş bulunuyor. Amerikancı hükümet ile ona destek verenlerin iç ve dış politikalarına nefret ile ayağa kalkıp diktatörlük güçleriyle, ölüm ve ağır yaralanmalar pahasına kavgaya girişen halkın çok çeşitli kesimlerinden milyonlarla insanın, henüz direnişe katılmamış olan tüm diğer kesimlerin saflarında da dalgalanmalara, “acaba”lara, “böyle durmak reva mı?” sorularına yol açması kaçınılmazdır. Direnenler, otuz yıldır zulmün her türüyle susturulmak istenmelerine rağmen savaşarak ulusal tam hak eşitliğini sağlamaya çalışan Kürtleri güç birliğine çağırıyorlar. Direnenler, Yavuz Selim’in giriştiği katliamdan bu yana “gizlenmek zorunda bırakılan” ve çok sayıdaki kıyımla teslim alınmak istenen, bugünkü hükümetin de yok saymaya çalıştığı Alevi kitlelerini eylem ve mücadele birliğine çağırıyorlar. Direnenler, ABD emperyalizminin taşeronluğunu üstlenerek komşu halklara karşı savaşçı yayılmacılık ile ölüm-kıyım ve mezhep ve din çatışmalarını davet edenlere karşı barış ve demokrasi isteyen herkesi mücadele örgütlerinde ve saflarında birleşmeye çağırıyorlar. Polis ordusunun vahşetle püskürtmeye ve teslim almaya çalıştığı halkın işçi sendikalarına, konfederasyonlarına, kitle derneklerine, işyeri, fabrika, semt, okul, kent-kır emekçilerine çağrısı var: “gelin haklarımız, taleplerimiz, özgürlüğümüz için birleşelim ve hep birlikte bu baskı ve zorbalık mengenesini kıralım!” diyorlar. KESK’in grev tarihini öne alması bu çağrılara bir yanıt olmuştur. Kendilerine “mücadeleci sendikacı” diyenlerin yönetimindeki ya da onların da içlerinde oldukları sendika merkezleri ve şubeleri, pratik siyasal eylemin turnusol işlevi gördüğü gerçek bir sınav ile yüz yüze kaldılar. Hükümet sendikalarını yönetenlerin halk karşıtlığı ve düzen uşaklığı yeniden kanıtlandı. Onlar, halkın direnişinde kendi yıkımlarını görüyorlardı.

İsyancıları silah gücüyle susturmaya ve teslim almaya çalışanlar, bu muharebeleri kazansalar bile, bu şekli bir kazanım olacaktır. Halk ise, kazanmanın yolunu ve gücünü görmüştür. Toplumsal sorunlara ve mücadeleye sömürülen ve ezilenler ile onları sömürüp sınıf diktatörlüğü altında tutanların uzlaşmaz karşıtlığı temelinde bakmayan ya da bakamayanlar için bu direniş yeni bir umut kapısı açmıştır. Büyük halk direnişi, sınıf mücadelesinin ‘zikzaklı’, labirentli, alçalış-yükselişli ilerlediğine bir kez daha açıklık getirmiştir. Bu başkaldırı, taleplerinin kararlılıkla savunulması üzerinden birleşik halk gücünün daha da büyütülmesi ihtiyacını bir kez daha ortaya koyduğu gibi yeni örgüt biçimlerinin olanaklarına, işyeri ve yerleşim alanlarındaki direnişlerin birleştirilmesiyle direniş içinde daha da güç kazanan işçi ve halk örgütlerinin mümkün oluşunu da gösterdi. İşçi basını ve halk televizyonculuğunun önemi, rolü, devrimci işlevi hayatın kendisi tarafından bir kez daha ortaya kondu. Direnenler mücadele araçlarını güçlendirme ihtiyacını daha net olarak gördüler ya da hissettiler.

“Herkese ait” yalanıyla maskelenen devlet, şiddet örgütleri ve güçleriyle halkın karşısındadır. “İrade sandıkta belli olur” diyerek halkın istem ve mücadelesini hiçe sayan Başbakan ve hükümeti halkın iradesini polis gücü ve bombalarla yıkmak istemektedir. Ancak,eninde sonunda yıkılıp gidecek olan kendileri ve devletleri olacaktır! İşçi sınıfı ile kent-kır emekçileri, sömürü ve baskının olmadığı bir yeni dünya, bir yeni sistem için birleşerek dövüştükleri oranda bu yakınlaşacaktır. Taksim’den Türkiye’ye yayılan halk idrenişi, mücadele tarihimize yeni önemli ve kazandırıcı deneyimler katmıştır. Burjuva hükümetinin bölücü manevralarına, devlet temsilinin farklı seslerinin sobotaj girişimlerine, Kürt-Türk ayrımcılığının mücadeleyi güçten düşürücü türevlerine karşı devrimci uyanıklığa ihtiyaç artmıştır. Birleşen, direnen ve örgütlenen halk kazanır. Kimse buna zarar verecek bir sorumsuzluk gösterme ayrıcalığına sahip olmamalıdır. Genel direniş ve genel grev dahil halkın direnişini büyütmek için güçleri derleyip toplama zamanıdır.

 A. Cihan Soylu