İsveç varoşlarında isyanın perde arkası

MURAT KUSEYRİ / STOCKHOLM

Stockholm’un varoşlarından Husby’de 19 Mayıs akşamı gençlerin başlattıkları isyan, dalga dalga yayılarak önce Stockholm’un, ardından da diğer illerin varoşlarına yayıldı. Bir haftayı aşan isyan süresince varoşlarda sokaklara çıkan gençler arabaları ateşe verdi, binaların camlarını kırdı. Olay yerine gelen polis ve itfaiye ekiplerine taşlarla saldırdı.

İsveç medyası, Husby başta olmak üzere olayların ortaya çıktığı varoşlardan canlı yayınlarla gelişmeleri kamuoyuna aktarırken, dünyanın en eşitlikçi ve zengin ülkelerinden biri olarak kabul edilen İsveç’te  patlak veren isyan İsveç’i bu kez çok farklı bir biçimde dünya kamuoyunun gündemine getirdi.

İsveç’te iktidarların uzun yıllar verdikleri çabaların da sonucuyla oluşan tolerans ve eşitliğin, sınıf çelişkilerinin derin olmadığı İsveç imajı büyük bir yara aldı. Uluslararası medya kuruluşları olanları şaşkınlıkla kamuoylarına aktarırlarken, Wall Strett Journal “Stockholm’de şok edici isyan”, ABD’li radyo kanalı NPR “İsveç’te İsyan, evet İsveç’te” başlıklarını kullanıyordu.

Oysa Stockholm’un varoşlarından ortaya çıkan ve kısa sürede  diğer illerin yoksul semtlerine yayılan isyan İsveç’te yaşayan ve yaşam standartları giderek düşen emekçiler, hastalar, işsizler ve emekliler için  surpriz olmadı. 2009 ve 2011 yıllarında da Stockholm, Göteborg ve Malmö’nün varoşlarında çıkan olaylar yaygınlaşmadan bastırılabilmişti.

Olayların Husby semtinde psikolojik sorunları olan 69 yaşındaki bir kişinin polis tarafından öldürülmesinden sonra polise tepki olarak ortaya çıkmasına karşın, isyanın patlak vermesinin ve giderek yoksulların yaşadıkları semtlere sıçramasının  ardında dışlanmışlığa, ırkçılığa ve sınıflar arasındaki çelişkilerin artmasına tepki yatıyor.

Husby semti Stockholm’un varoşları arasında gençlerin ve halkın en örgütlü olduğu varoşlardan biri. Halk “järva’nın Geleceği” , gençler de “Megafon” adını verdikleri kitle örgütleriyle 2007 yılından bu yana varoşlarında yapılan kısıtlamalara karşı direniyor, üst geçitleri, kapatılmak istenen Kültür Evi’ni işgal ediyor ve protesto gösterileri örgütlüyorlardı.

Megafon, polisin 69 yaşındaki kişiyi öldürmesinden iki gün sonra polis karakolu önünde bir protesto gösterisi yaptı. Olayın araştırılması için bağımsız bir komisyon oluşturulmasını ve Polis’in öldürdüğü kişinin ailesinden özür dilemesini talep etti.

Ancak bu talep suskunlukla karşılandı. İsveç’te polisler hakkındaki suçlamalar polisler tarafından soruşturuluyor ve polisin aklanmasıyla sonuçlanıyor. Polislerin oluşturulacak bir kurum tarafından sorgulanması talebi bugüne kadar karşılık bulmadı.

Husby aynı zamanda Kürt ve Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden biri. Türkiyeli gençler de Megafon içinde yer alıyor. Olayların çıktığı gecenin sabahı görüştüğümüz Megafon’un Basın Sözcüsü Başar Gereçci “Gençlerin  bu tür yöntemlere başvurmalarının sorumluları polis ve siyasetçilerdir. Yıllardır uyguladıkları liberal politikalar en fazla gençleri olumsuz etkiledi. Sınıf çelişkilerinin, ayrımcılığın ve ırkçılığın giderek arttığı bir toplumda yaşıyoruz. Bu bizim yaşadığımız banliyölerde daha açık görülüyor. 2008 yılındaki istatistikler 18-25 yaş grubunda semtimizdeki gençlerin % 40’ının işsiz olduğunu gösteriyordu. Şimdi bu rakam çok daha fazla arttı. Gençler geleceğe olan umudunu yitirdi. Biz bu insanları ‘onu, bunu yapmayın’ diyerek engelleyemeyiz. Politikacılar önlem almazsa bu olaylar sürecek ve başka semtlere sıçrayacak.” diyordu.

Ancak siyasi bir önderlikten yoksun olan ve kendiliğinden gelişen isyanının köklü değişikliklere yol açması beklenmiyor. İsyanın nedenleri başladığı günden bu yana toplumun değişik kesimleri tarafından tartışılıyor. Uzmanlar ve büyük gazetelerin köşe yazarlarının önemli bir bölümü olayların dışlanmaya, yoksulluğa ve sınıflar arası gelir uçurumunun artmasına tepki olarak görüyor ve gençleri araba yakmaları ve cam kırmalarını eleştirseler de, sert ifadeler kullanmamaya çalışıyorlar.

Filozof Nina Power Dagens Nyheter Gazetesinde yayımlanan makalesinde isyanın polis baskısına, gençler arasındaki işsizliğe, ırkçılığa ve ekonomik eşitsizliğe tepki olduğu değerlendirmesini yaptıktan gençlerin karartılan gelecekleri ile yanan bir kaç arabanın kıyaslanmaması gerektiğini ifade ediyor.

Olaylar önceki gün ırkçı ve yabancı parti İsveç Demokratları’nın talebi üzerine İsveç Parlamentosu’nda da tartışıldı. İlk konuşmayı yapan ırkçı ve yabancı düşmanı partinin Başkanı Jimmie Akesson, isyanın  iltica politikası sorumsuzluğundan, talepte bulunmayan entegrasyon politikasından kaynakladığını iddia etti.  Önlem olarak da polisle işbirliği yapmayan ailelere yapılan çocuk yardımlarının kesilmesini,  gençlerin yaz tatilinde çalıştırılmasını ve olaya karışan gençlerin tutuklanmasını önerdi. Ancak en etkili önlemin İsveç’in ilticacıların kabul edilmesine ciddi sınırlamalar getirmesiyle mümkün olacağını iddia etti.

Sol Parti Lideri Jonas Sjöstedt İsveç Demokratları’nın problemi göçmenlere yıkmaya çalıştığını, ancak sorunun kaynağının artan sınıflararası çelişkiler olduğunu  söyledikten sonra “Akesson göçmenlere, ben ise sınıflı topluma karşı mücadele etmek istiyorum” dedi.

Sosyal Demokrat İşçi Partisi Milletvekili Morgan Johansson da sorunun adaletsizlikten ve sınıflar arasındaki çelişkilerin artmasından kaynakladığı değerlendirmesini yaptıktan sonra Akesson’un şiddeti eleştirirken samimi davranmadığını, göçmenlere karşı sokaklara çıkan nazilere karşı çıkmadığını söyledi. Halk Partisi adına konuşan Gülan Avcı isyan sırasında İsveç Demokratları’nın gençlere tazyikli su önermelerini eleştirdi “Sizin önerdiğiniz yöntem diktatörlüklerde, benim ailemle birlikte kaçmak zorunda kaldığım ülkede uygulanıyor” şeklinde konuştu.

Çevre Partisini temsilen bir konuşma yapan Mehmet Kaplan ise 17 yıl olayların patlak verdiği Husby’de yaşadığını hatırlattıktan sonra “Gençler büyüklerin kendilerini dinlememesinden yakınıyor. Kendilerine ihanet edildiğini düşünüyor. Bu büyük bir problemdir” dedikten sonra 15-17 yaşları  arasındaki tüm gençlere yaz aylarında iş olanakları yaratılmasını istediklerini ifade etti.

Hükümeti temsilen bir konuşma yapan ve eleştirileri yanıtlayan Adalet Bakanı Beatrice Ask isyanın nedenlerini konuşmak yerine alacakları önlemleri sıralamakla yetindi. Polisin isyanı bastırmada başarılı olduğunu iddia eden Ask polisi güçlendireceklerini ve varoşlarda yeni polis istasyonlarını açacaklarını söyledi.

Stockholm Belediye Başkanı Sten Nordin de uluslararası basın kuruluşlarına yönelik bir basın toplantsı düzenledi. İsyanının çıkmasıyla birlikte  İsveç ve Stockholm’un  yurt dışına sarsılan imajını kurtarmak amacıyla yapılan toplantıda  Nordin sözlerine Stockholm’un güvenlikli bir şehir olduğunu söyleyerek başladı. Varoşlarla yakından ilgilendiklerini ve işsizliği önlemek için bir dizi önlemler aldıklarını ve almaya devam edeceklerini iddia etti.

69 yaşındaki kişinin öldürülmesi polise tavır almak ve olay çıkarmak için gerekçe yapıldığını söyleyen Nordin, ükeye yeni gelen göçmen çocuklarının okula gitmemelerinin büyük sorun oluşturduğunu belirterek olayların sorumluluğunu göçmen gençlere yıktı.

Son  6 yıldır uygulamaya koydukları çalışma hattı ve tasarruf politikasının isyanın ortaya çıkmasına katkıda bulunup bulunmadığı  sorumuzu “Hayır, çalışma hattı politikası işsizliği önlemeye ve entegrasyonu sağlamaya yöneliktir. Ben Husby’de ülkenin diğer yerlerine göre işsizlik oranının daha düşük olduğunu düşünüyorum. Husby’dekinden çok daha fazla işsizin olduğu semtler var. Eğer kriminal gruplar olmasaydı ben böyle bir isyanın ortaya çıkmayacağından eminim. Okula giden ve işi olan gençler bu olaylara katılmadı. Ben bizim politikanın entegrasyona daha fazla katkıda bulunacağına inanıyorum” diyerek yanıtladı.

Stockholm’un varoşlarında çıkan isyanın tersini gösterdiğini söylediğimizde ise “Bu politik bir değerlendirmedir” cevabını verdi.

 

 

İşsizlik ve yoksulluk arttı

1990’lı yılların başlarında Sosyal Demokrat azınlık hükümetinin özelleştirme ve şirketleştirme ile başlattığı ekonomide liberalleştirme süreci, 2006 yılında iktidara gelen dört sağcı partinin oluşturduğu hükümet döneminde “Çalışma hattı” olarak ifade edilen politikanın yürürlüğe konulmasıyla hızlandırıldı.

Hükümet bir yandan geniş kapsamlı bir özelleştirmeyi yaşama geçirir, okul, hastane ve sağlık ocaklarını satışa çıkarırken, sosyal devletin işlevini göreceli olarak ortadan kaldıran bir dizi uygulamayı başlattı. Hastalık ve işsizlik kasasından ödenti yapılması katı kuralllara bağlandığı gibi, verilen ödentiler azaltıldı ve belirli bir süreyle sınırlandı.

Rekabeti arttıracağı ve böylelikle hizmetlerin kalitesini yükselteceği propagandasıyal yapılan özelleştirmelerden en fazla halk zarar görürken, tekeller ve yeni  palazlanan iktidarla iyi ilişkileri olan bir kesim aşırı karlar elde etti.

Hükümetin kendi görevlendirdiği araştırmacıların hazırladıkları raporların toplumda eşitsizlik ve yoksulluğun arttığını göstermesi umursamazlıkla karşılandı. Hükümet politikasını gözden geçirme yerine, politikasının doğruluğunu savundu ve yeni kısıtlamaları gündeme getirdi. Bu önlemler sonucu işsizliğin azaltılacağını iddia etti.

Ancak işsizliğin daha da artmasına yol açan bu politika, en fazla hastalar, işsizler, yaşlılar ve gençleri olumsuz etkiledi. “Çalışma Hattı” olarak adlandırılan politika sonucu 120 bin hasta ve işsizin aldıkları ödemeler kesildi. İisizler ve hastalar sosyal yardım kurumlarına gönderildi ama aynı zamanda sosyal hizmet bürosundan yardım alınması da katı kuralllara bağlandı. Bir anda yaşam standardı düşen bu kesimler büyük bir açmazla karşı karşıya kaldı. İntihar ve intihara teşebbüs vakalarında artış oldu.

İsyanların başlamasından önceki en son uyarı 17 Nisan günü Göteborg Üniversitesi bünyesinde araştırma faaliyeti yürüten Toplum, Kamuoyu ve Medya Enstitüsü’nden geldi. Enstitü’nün yaptığı araştırmalar İsveç halkı için en büyük sorunun sosyal devletin foksiyonların azaltılmasının olduğunu gösterdi. Hastalık, işsizlik ve emeklilik ile ilgili düzenlemelerden hoşnutsuzluk duyanların sayılarında ciddi artışlar olduğu ortaya çıktı.

Olayların patlak vermesinden 5 gün önce de Ekonomik ve Siyasi Kalkınma Örgütü’nün (OECD) yayımladığı rapor 34 ülke içinde sınıfsal farklılıkların en fazla artış gösterdiği ülkenin İsveç olduğunu  ortaya koydu. Üye ülkelerin hiç birinde sınıflar arası gelir uçurumunun bu kadar hızla artmadığına dikkat çekildi.

OECD’nin raporuna göre 1995 yılında göreceli yoksul sayılanların oranı % 3,7 iken bu rakam 2010 yılında % 9,1’e yükseldi. İsveç sınıflar arasıı gelir farklılığının en az olduğu ülkeyken 15 yıl sonra sınıflararası gelir farklılığının en fazla olduğu ülkeler sıralamasında 14. Sıraya yükseldi.

Hükümetin özelleştirme ve tasarruf politikası en fazla büyük illerin varoşlarında yaşayan göçmenleri etkiledi. Varoşlarda bulunan sağlık ocakları, hastaneler, postaneler ve gençlerin serbest zamanlarını değerlendirdikleri merkezler ard arda kapatıldı. Büyük illerin varoşlarında yaşayan göçmen gençlerinin yaklaşık % 40’ı ne okula gidiyor ne de iş bulup çalışabiliyor.

İsveç’in değişik illerinde olaylar sürerken Migro adlı kamuoyu oluşturma kurulunun OECD ülkelerinde yaptığı bir araştırmanın sonuçları yayımlandı. Rapor OECD ülkeleri içinde göçmenlerin iş piyasasında en fazla dışlandığı ülkenin İsveç olduğunu ortaya koydu. İsveçlilerin % 6,4’ü işsizken, göçmenler arasında işsizlik oranı % 15,9’a yükseliyor. Çalışan İsveçlilerin oran % 67,2, göçmenlerin oranı ise % 57 civarında. Bu oran Iraklılar arasında % 39’a, Somalililer’de de % 29’a kadar geriliyor. İnsanların derilerinin rengi karardıkça işsizlik ve dışlanmışlık daha da artıyor.

İşte tüm be gelişme ve olgular İsveç’in illerinin varoşlarını patlamaya hazır sosyal bir bombaya dönüştürdü. Polisin 69 yaşındaki kişiyi ateş ederek öldürmesiyle bomba patladı. Sokaklara çıkan gençlere ve yöre halkına karşı polisin saldırısı ve ırkçı terimler kullanması diğer illerin varoşlarındaki patlamaya hazır bombaların ard arda infilak etmesiyle sonuçlandı.