Kapitalizmde adil ücret mümkün mü?!

Serdar Derventli

 

Son 10-15 yıldır sendikaların talepleri arasında sıklıkla “iyi iş – adil ücret” talebi görülüyor. Düşük ücretli ve güvencesiz işlerin artmasına paralel olarak gündeme gelen “iyi iş – adil ücret” talebi aynı zamanda sendika yönetimlerinin, tabandaki hoşnutsuzluğa karşı verdikleri bir yanıt olarak da algılanabilir.

Fakat “iyi iş – adil ücret” talebini ileri sürüldükçe bu tür işlerin artması; çalışma ve ücret koşullarının kötüleşmesi gündemde. Bu ise kapitalizmde ne ‘iyi iş’ ne de ‘adil ücretin’ mümkün olabileceğini gösteriyor.

Şüphesiz bunun böyle olması, daha iyi çalışma ve ücret koşulları için mücadelenin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Kapitalizmde ‘iyi iş ve adil ücretin’ mümkün olmadığının kavranması ise çalışma ve ücret koşullarının iyileştirilmesi için verilecek mücadelenin daha iyi sürdürülmesini sağlayacaktır. Önümüzdeki süreçte “iyi iş – adil ücret” konusunu daha etraflı irdelemeyi saklı tutarak bu yazımızı ‘adil ücret’ talebiyle sınırlı tutmak ve bunu da sadece bazı yönleriyle incelemek istiyoruz.

Sendika yönetimleri özellikle düşük ücretli işlere işaret ederek, “Almanya’da ücret adaletsizliği var” diyorlar. Yan taraftaki yazıda görüldüğü gibi, sendikalar tarafından yapılan araştırmalarda milyonlarca emekçi düşük ücretli işlerde çalıştığı belgeleniyor.

Fakat sadece düşük ücretli işlere dikkat çekilerek “ücret adaletsizliği” tespiti yapıldığında bu diğer ücretlerin “adil” olduğu anlamına geliyor. Sendika yönetimlerinin bu mantığına göre, bu, Almanya’da çalışan emekçilerin yüzde 22,2’sinin ücret adaletsizliğine maruz kaldığı ama diğer bölümün, emekçilerin yüzde 77,8’inin, adil ücret aldığı anlamına geliyor.

“Adalet-Adil” kavramları, yaşanılan sistemin yargı ve değerleri üzerinden, bir başka deyişle o sistemin moral ve hukuk anlayışı üzerinden şekillenir. Dolayısıyla emeğin sömürüsü üzerine kurulan kapitalizmde yaşadığımıza göre “adalet-adil” kavramları bu sistemin moral ve hukuk anlayışı üzerinden şekilleniyor.

Buradan bakıldığında kapitalizmde adil ücretten söz etmek, gerçekleşen sömürünün de adil olduğunu kabul etmeye denk düşer.

İmzalanan toplu sözleşmelerde olduğu gibi birçok ‘sosyal yasa’ ile işçi ve emekçilere ücretlerin yanı sıra ‘ek ödemeler’ yapılmakta. Birçok işkolunda işçilere Noel parası, izin parası, doğum ve ölüm gibi dönemlerde özel ödemeler yapılmakta, devlet tarafından ise çocuk parası, annelik parası vb. ödenmekte. Eğer ücretler adil olsaydı, yani işçi ve emekçiler emeklerinin karşılığını alabilselerdi bu tür ödemeler gerek olmazdı. Sonuçta bu tür ödemeler ücretlerin yetersiz olduğu için ödendiği ortada. Özellikle kapitalist devletin yaptığı ödemeler (ki bunlar da işçi ve emekçilerin yarattığı artı değerden elde edilen gelirdir) gerçekte işverenler yapılmış bir sübvansiyondur. Yani kapitalistin ücret giderlerinin artmasının önüne geçmek için yapılmış ödemelerdir.

Sonuçta işçiye ödenen ücretle işçi sadece kendisini ertesi günkü üretim için yenilemesi için değildir; bu ücret aynı zamanda işçi sınıfının bir sınıf olarak var olmasını (soyunu sürdürmesini) da güvenceye almak zorundadır. Fakat kapitalistin ödediği ücretle bu gerçekleşmediği için bütün kapitalistlerin ortak çıkarlarını gözeten kapitalist devlet devreye girer ve işçi sınıfının bir sınıf olarak var olmasını görece güvenceye alır. Örneğin Hartz IV ile geçinenlere, işçiler ödenen birçok devlet yardımının ödenmemesi veya sınırlı ölçüde ödenmesi de bununla ilintilidir. Üretim dışına atılanlara birçok ‘sosyal’ ödeneğin ödenmemesi de üretimdekilere “devletin adil davranması” (“çalışanın daha fazla geliri olmalı”) olarak gösterilir.

Önümüzdeki aylarda genel seçimler nedeniyle““iyi iş – adil ücret” talebinin yanı sıra “adil vergi sistemi” ve adalet-adil kavramlarını içeren bir dizi söylemler gündeme gelecek. Yukarıda kısaca değindiğimiz nedenlerden ötürü, bu tür taleplere karşı daha dikkatli olma ve daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için verilen mücadeleyi kapitalistlerin mantığından kurtularak sürdürmenin koşullarını geliştirmeye çalışmalıyız.