Korkunç bir saldırıya tanık olduk

01delefasyon 

Taksim direnişine destek vermek üzere Almanya’dan İstanbul’a giden delegasyon üyeleri düzenledikleri basın toplantısında polisin saldırısını ve mücadeleyi anlattı.

Gezi Parkı dört bir yandan ses ve gaz bombası yağmuruna tutulduğunda DİDF tarafından İstanbul’a gönderilen delegasyon üyeleri de vardı. Delegasyonda yer alan ve saldırı sırasında Gezi Parkı’nda olan Sol Parti Federal Parlamento Milletvekili Sevim Dağdelen saldırıyı şu şekilde anlattı: “Çok kalabalıktı, ana baba günüydü. Şenlik havası vardı, binlerce kişi vardı. Ancak 19.30’da bir tedirginlik ve hareketlenme başladı. İstanbul Milletvekili Levent Tüzel ve milletvekili arkadaşım Heike Haensel’le birlikte polis müdürüyle görüştük. O sırada Taksim Dayanışması toplantı halindeydi ve kararını açıklayacaktı. Polis müdürü ‘Bunların içinde 80 tane örgüt var, laftan anlamıyorlar’ dedi. Tüzel parkta çocuklar olduğunu, binlerce kişi olduğunu ve saldırının faciaya yol açabileceğini söyledi. Polis müdürünün yanıtı ‘15 dakika verdim, şimdi 6 dakikası doldu’ oldu. Tüzel bizi tanıttı ve saldırının yapılmamasını istedi. Polis müdürü bana dönerek ‘Hamfendiyi televizyonlardan izliyoruz, Türkiye üzerine ne halt yediklerini biliyoruz’ dedi. Polis müdürü bir daha da konuşmadı ve biz parka geri döndük.”

 

ÇOLUK ÇOCUK DEMEDEN

“Nereye gitsek oradan gaz geldi. Parktan çıkmaya çalışıyorduk ama göz gözü görmez olduğu için nereye gittiğimizi göremiyorduk. El yordamıyla parktan çıkabildik” diyen Dağdelen, Devan Otel’in hemen karşısındaki bir otele sığındıklarını söyledi. Divan Otel’de içeri giremeyen polisin çoluk çocuk, yaralı demeden içeri gaz bombası attığını dile getiren Dağdelen, otelin içindeki insanların perişan hale geldiğini söyledi. Dağdelen, çatışmaların sürdüğü Harbiye tarafında ise gaz bombaları nedeniyle göğe doğru sisin yükseldiğini ifade etti.

Saldırıların ardından Levent Tüzel ile birlikte yeniden Gezi Parkı’na gittiklerini dile getiren Dağdelen, çadırların yıkıldığına, insanların özel eşyalarının talan edildiğine şahit olduklarını söyledi.

 

ULUSLARARASI DELEGASYON: VAHŞETE TANIK OLDUK

Gezi Parkı’nda başlayıp Türkiye’nin her yerine yayılan olayları yerinde görmek için Türkiye’ye gelen uluslararası delegasyon üyeleri yaşanan polis saldırısını vahşet olarak tanımladı. Polis, delegasyonun yaptığı açıklamayı gazetecilerin izlemesini engellemeye çalıştı. Yaşadıklarını basınla paylaşan delegasyon, polis saldırısının bir an önce durdurulmasını istedi. İsviçre delegasyonundan milletvekili  Uis Mineller Schweiz, çevre duyarlılığıyla başlayan bir direnişin kısa zamanda demokratik haklar mücadelesine dönüştüğünü belirterek, “Bu durum beni çok sevindirdi. Ancak Türk hükümeti bunu silahla, gazla ayaklar altına aldı” diye konuştu. Avusturya delegasyonu Markus Koschuh ise, saldırılara tepki göstererek Türkiye halklarının yanında olacaklarını belirtti. İngiltere Öğretmenler Sendikası Yöneticisi Martin Powell Davies de, sendika olarak hem saldırıları teşhir edeceklerini hem de Türkiye’deki sendikaların alacağı eylem kararlarına destek vereceklerini dile getirdi. Delegasyonunda Federal Parlamento milletvekilleri Sevim Dağdelen ve Heike Haensel, Alman Gazeteciler Birliği NRW Yönetim Kurulu üyesi Anja Krüger, ATTAC Koordinasyon Konseyi üyesi Roman Denter, Sol Parti Hamburg Senatosu milletvekilleri Mehmet Yıldız ve Cristiane Schneider ve DİDF yöneticileri yer aldı. (YH)

 

01claudiaRoth

Claudia Roth: Madalyonun iki yüzünü de gördük

 

Özlem Temena

 

Gezi Parkı’nda başlayıp Türkiye’nin her yerine yayılan olayları yerinde görmek için Türkiye’ye giden ve polis tarafından kullanılan gazın etkisinde kalan Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth ile taksim izlenimlerini konuştuk.

 

Avrupa’da oluşturulan bir heyetle birlikler Türkiye’de yaşanan gelişmeleri izlemek üzere geldiniz. Süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Claudia Roth: Buraya geldiğimde iki farklı izlenim edindim. Bunlardan biri polisin insanlara karşı uyguladığı vahşet boyutuna ulaşan şiddetti. Plastik mermilerle, TOMA’larla ve gaz bombalarıyla insanlara nasıl saldırıldığını gördüm. Bu, şu ana kadar karşılaştığım en yoğun polis ve devlet terörüydü diyebilirim. Bunun yanında düşünce özgürlüğü için, demokratik hakları için, toplanma ve gösteri yürüyüş hakkı için alanlara çıkan insanları gördüm. Bununla birlikte bu eylemler tüm Türkiye’ye yayıldı. Ve bu insanlar, ‘nasıl yaşamak istediğimize biz karar veririz’ diyorlar. Yani tüm bu gördüklerime madalyonun bir karanlık bir de aydınlık yüzü deyebiliriz. İkincisinden çok memnun kaldık .

 

Bu süre içinde nelere tanık oldunuz?

Burada olduğum zaman içerisinde özellikle de geceleri bazı kahramanlarla tanıştım. Örneğin Divan Otel’in çalışanları bana göre kahramandılar. Yaralılara kapılarını açtılar, oraya sığınmak isteyenlere kapılarını açtılar. Bunlar tam bir kahramanlık örneğiydi. Bunun dışında mesleklerinin gereğini zor şartlar altında yapan doktorlar da her türlü zorluğa rağmen hukuk hizmeti vermeye çalışan avukatlar da birer kahramandılar. Ve sizin gibi, yaşanan olayları her yönüyle insanlara ulaştırmaya çalışan gazeteciler de benim için birer kahramandılar.