‚Çözüm‘ birleşmekte

Ahmet Yasaroğlu

 

Gezi Parkı ile başlayıp, tüm ülkeye yayılan hükümet karşıtı protestolar bazı gerçekleri açıkça orta yere getirmekle kalmadı, halk hareketinin ilerleyeceği yol ve yön hakkında da güçlü kanıtlar ortaya koydu. Bu süreçte ortaya atılan en önemli sorulardan birisi hiç kuşkusuz “çözüm sürecinin” bu eylemlerden nasıl etkileneceği oldu. Diğer bir soru ise belirli bir kaygı ile ortaya atılan “ulusalcı-laikçi” kesimlerin hareket içerisinde ağırlığının ne olacağı idi. Bu iki sorunun bir madalyonun iki yüzü gibi birbirini tamamladığı son derece açıktır.

Sorunu ilk olarak “çözüm süreci” açısından ele alacak olursak Gezi eylemleriyle başlayan ve yayılarak Türkiye halkının ve gençliğinin demokrasi ve özgürlük istemlerini dile getiren hareket bir gerçeği kesinlikle ortaya çıkardı. O gerçek de şudur: Ülkede genel bir demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülemeyecektir. Bu eylemler AKP Hükümetinin Kürt sorununu genel bir demokratikleşme içerisinde değil de, bazı gerici hesaplara dayanarak ve küçük bazı adımlar atarak “yatıştırma ve çözme” planlarına ağır bir darbe indirmiştir. Eylemlerde bu gerçek açıkça dile getirilmese de, bunu içeren çözüm yolu pratik olarak gösterilmiştir. Açıkça ifade etmek gerekirse, Kürt sorununun demokratik çözümü, ülkenin genel olarak demokratikleşmesine sıkıca bağlıdır.
Bu olgu Kürtlerin son eylemlere ne kadar katıldığı veya nasıl baktığından bağımsızdır. Kürt halkının geniş kesimleri içerisinde demokrasi ve özgürlüğün, Türk halkı ile birlikte mücadele edilerek elde edilebileceğine ilişkin duygu ve düşünceler kökleşmektedir. Kürt halkı yalnız olmadığını görmüştür. Batıda halk hareketini bastırmak için uygulanan devlet şiddetine Kürt halkı on yıllardır fazlasıyla maruz kalmakta, bütün bunların ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedir. Devletin aynı devlet olduğu, ama orada halkın farklı olduğu, bu halkın da artık eski halk olmadığı bilinci kuşkusuz yaygınlaşacaktır.
İkinci soruna geçersek, halk hareketi “ulusalcı-laikçi” slogan ve çağrılara uzak durmuştur. Yurtseverlik, din ve vicdan özgürlüğüne bağlı modern bir laiklik anlayışı, herkes için demokrasinin olmazsa olmaz bir şart olduğu, halkı ayrıştıran değil, birleştiren bir tutumun demokrasi ve özgürlüğü sağlayabileceği yeterince açık bir biçimde ortaya konulmuştur. Bu durumun “ulusalcı-laikçi” çevrelerden etkilenmiş halk kesimleri içerisinde demokratik bir bilinç geliştireceğini, hatta şimdiden geliştirdiğini ileri sürmek yanılgı olmayacaktır. Farklı hesapları olan “ulusalcı-laikçi” kesimler ise umduklarını bulamamanın hayal kırıklığını yaşayacaklardır.
Evet Kürtlerin taleplerini dile getiren istekler açıkça seslendirilmemiştir. Ancak ne bu taleplere karşı, ne de güncel “çözüm sürecine” karşı bir tutum da görülmemiştir. Bu durum bir taraftan tüm halkı birleştiren sağduyulu bir tutuma işaret ederken, diğer taraftan yolların nasıl olsa kesişeceğine de işaret etmektedir. Halkın edindiği mücadele tecrübesinin, onu, duygu ve davranış olarak Kürt halkı ile yakınlaştırdığını görmek gerekir. Burada “empati” milyonların mücadele tecrübesi içerisinde gerçekleşmiştir. Halkın talebi genel bir demokratikleşmedir ve bu demokratikleşme tüm mezhepleri, etnik grupları, farklı ulus ve halkları kapsamakta ve taleplerini içermektedir. Halk hareketinin demokrasi talebi Kürtlere yalnız olmadıklarını hissettirmiş, onları, hükümet ve devletin gerici hesap ve adımları karşısında güçlendirmiştir. Kısacası, Kürtlerin taleplerine karşı sadece karşı tutumlar ortaya çıkmamakla kalmamış, hareket nesnel olarak barış ve demokrasi mücadelesine güç vermiş, zeminini güçlendirmiştir.
Şimdi artık yolların birleşme zamanıdır. İki halkın demokrasi ve özgürlük talepleri tek bir mücadelenin temeli ve istemi durumundadır. “Çözüm süreci nereye gider, hükümet ne kadar samimi” sorularını halk kendi usulünce yanıtlamıştır. Artık halkın bu yanıtını dikkate almayan hiçbir adım atılamaz. Meydanlardaki kükremeler de bu gerçeğin üzerini örtmeye yetmeyecektir. Hükümet ve onun kullandığı devlet gücü temellerine kadar sarsılmıştır. Ortada dengesini yitirmiş bir hükümet bulunmaktadır. Hükümeti sallayan halk, demokrasi ve özgürlüğü elde etmeyi de kuşkusuz bilecektir. “Çözüm” birleşmekte yatarken, birleşmekte çözüme halkçı bir karakter kazandırmaktadır. Bu çözümü gerçekleştirme konusunda Türk ve Kürt halkının bugün dünden daha güçlü oldukları kesindir.