Ali’yi kim öldürdü?

 Gülsüm Cengiz

 

Ali öldü; 19 yaşında, gencecik… Yüzündeki sıcacık gülümsemesi kaldı bize… Bir de, birden çok kişinin neden olduğu vahşice öldürülmesine karşı duyduğumuz öfke… Taksim Gezi Parkı direnişine destek olmak için ülkenin dört bir yanında ayağa kalkan binlerce gençten biriydi o. Ülkenin başbakanı, demokratik taleplerle eylem yapan kitleleri kanla, baskıyla susturmak istedi. Televizyonlarda birkaç kez üzerine basa basa söylediği gibi; polise, “Kadın çocuk demeden gereğinin yapılmasını” emretti. Eskişehir polisi de ülkenin öteki kentlerinde olduğu gibi bu emri yerine getirmek için elinden geleni esirgemedi; hatta kimi elinden gelenin fazlasını yaptı. Genç yaşlı, kadın erkek çocuk  demeden halkın üzerine gazla, ilaçlı sularla ve coplarla  saldırdı. Ali, Eskişehir’de polisin vahşi saldırısı sırasında kafasından darbe aldı. Beyin kanaması tehlikesiyle gittiği hastane kapılarından geri çevrildi; mesleğe adımını atarken ettiği Hipokrat yeminini unutan sözde hekim tarafından… Sonrası acı ve öfke içimizde… Ali, vahşi polis saldırısı sırasında aldığı darbeler nedeniyle beyin kanaması geçirerek girdiği komadan çıkamadı. Onu da yitirdik; tıpkı kurşunlanarak, gaz sıkılarak öldürülen öteki gençler gibi… Kentin valisi, “Arkadaşları yapmıştır” deyip saldırgan polise arka çıkıyor; kalemini ve vicdanını para, şöhret vb. uğruna satan sözde basın mensupları bu cinayeti, bu adaletsizliği sorgulamıyor, görmezden geliyor. Ülkenin başbakanı, emrini gereğiyle yerine getiren polisleri 24 maaş ikramiye ile ödüllendiriyor!..Ali öldü; 19 yaşında, gencecik. Ardında içi evlat acısıyla yanan bir ana, baba bıraktı. Bir de bu sırasız ölüme, bu vahşi öldürüme karşı öfkesi sel olan yığınları… Şimdi insanlar, hangi düşünceden olurlarsa olsunlar bir araya gelip yürüyorlar baskıya, zulme ve zulmü yaratan iktidara karşı… İktidar bu, bırakır mı elindeki gücü? Cadı avlarıyla, eylemcilerin elebaşı olduklarını düşündükleri kişileri göz altına alarak, tutuklayarak sürdürüyor saldırısını… O saldırdıkça öfkesi artıyor kitlelerin, korku sınırını aşıp yürüyorlar özgürlük, demokrasi, barış, adalet için… Taksim Gezi Parkı direnişiyle başlayan eylemler bir buçuk aydır sürüyor. Ülkenin başbakanının bölücü, kışkırtıcı konuşma ve davranışlarından cesaret alan polisin saldırıları sürdükçe; ölümlere, yaralanmalara neden olanlar yargılanmadıkça da baskı ve zulme, adaletsizliğe karşı öfke dinecek gibi değil… Ne ki bu bilinçsiz, dizginsiz bir öfke değil… Bir yandan da kentlerin parklarında, semtlerde forumlar sürüyor… İnsanlar, aralarındaki ayrışma noktalarını bir yana bırakıp birleşerek mücadele etmenin yollarını arıyorlar… Taksim Gezi Parkı’ndaki direniş sürecinde olduğu gibi büyük bir olgunlukla; demokrasi, barış, adalet kültürünü içselleştirerek… Forumlarda herkes eşit söz hakkına sahip; kimse kimseden üstün değil, kimse kimseyi düşünceleri nedeniyle kınayamaz, kimse ötekinden daha fazla konuşamaz… Gerek Gezi Parkı’ndaki direniş sırasında gerçekleşen ortak yaşam, gerekse forumlardaki demokratik ortam, binlerce yıl önce materyalist doğa biliminin ilk temellerini atan Demokritos’un “Kalabalıklar mutsuzluk içinde bilgeleşir” sözünü getiriyor akla. Evet, bu iktidar kitleleri mutsuz etti, ediyor. Sürdürdüğü sömürü, yağma, talan düzenine karşı çıkanların, yaşamının baharındaki gencecik çocukların üzerine halkın parasıyla yetiştirip beslediği polisleri salarak; meclisteki parmak hesabına dayanarak kendisine engel olarak gördüğü TMMOB gibi kurumları bir gecede ortadan kaldırarak… Taksim Gezi Parkı’na çıkan insanların üzerine saldırttıkları eli satırlı zorbaları yargılamadan salıvererek, Ethem Sarısülük’ü öldüren polisi korumaya alarak… 19 yaşında yaşamdan koparılan Ali İsmail Korkmaz’ın Antakya’daki cenazesine katılan on binlerin üzerine yine polisleri salarak… Mutsuz ediyor insanları bu iktidar; hak, adalet kavramlarını ortadan kaldırarak. Kitlelerse mutsuzluk içinde bilgeleşiyor; iktidarın baskı ve zulmünü gizleyen, halkın tepkisini görmezden gelen kitle iletişim araçlarının sürdürdüğü yalanın perdesini yırtıp atıyor. Bilgeleşiyor insanlar ve bir araya geliyor; farklılıkları nedeniyle aralarına örülmek istenen duvarları yıkarak. Sorumluların bulunmasını, katillerin yargılanmasını istiyor… Şimdi yapılacak şey; iktidarın her türlü baskı ve zorbalığına karşı, mutsuzluk içinde bilgeleşen kitlelerin, güçlerini örgütlü biçime dönüştürüp bu baskı, zulüm, sömürü ve yalan düzenine “Dur” demesidir…

 

Ali’yi öldüren sopalılardan biri gözaltına alındı

 

Eskişehir’de 2 Haziran gecesi Gezi Parkı Direnişi destek eylemi sırasında, bir grup tarafından sopalarla dövülen ve 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz’a saldıranlardan biri gözaltına alındığı bildirildi.

Soruşturmayı yürüten Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekiplerinin, olayın olduğu bölgedeki 2 işyerine ait güvenlik kamerası görüntülerini incelesi ardından saldırıyı gerçekleştiren 5-6 kişiyi tespit ederek bunlardan birini gözaltına aldığı bildirildi.

Eskişehir’de 2 Haziran’da düzenlenen Gezi Parkı Direnişine destek eyleminde 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, polisin biber gazlı saldırısı üzerine girdiği bir ara sokakta 5-6 kişilik bir grubun sopalı saldırısına uğramıştı. Beyin kanaması geçiren Korkmaz, 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirmişti.

Olay bölgesinde bulunan üç güvenlik kamerasındaki kayıtlara ulaşılamamış, Korkmaz’a saldırının olduğu 18 dakikalık kayıt silinmişti.

Bur arada, daha önce olayı gördüğünü belirten bir kişinin ardından, üç kişinin daha tanıklık için başvurduğu öğrenildi.