Neupack’da mücadele bitti mi?!

 Neupack firmasında 1 Kasım 2012’de başlayan grevli mücadele 9. ayına girdi. Birkaç kez “artık grev sona eriyor” diye ilan edilmesine karşın Neupack patronları hazırlanan işyeri anlaşması taslağını sürekli değiştiriyor. Buna karşın geride bırakılan süreç işçiler açısından birçok yönden öğretici oldu ve daha güçlü mücadelelerin zeminini hazırladı.

 

Son günlerde medyada Neupack’da mücadelenin sona erdiği haberleri yayınlandı. Kimileri, “Sekiz aylık bir mücadeleden sonra IG BCE ana talebi kolektif toplu sözleşmeden vazgeçti ve bir işyeri anlaşmasının altına imza attı” (Neues Deutschland) yorumu yaparken kimileri ise, “Küçük bir aile işletmesi dev IG BCE’yi dize getirdi: Kolektif toplu sözleşme yerine işyeri anlaşmasının temel alındığı bireysel sözleşmeler geçerli olacak” (TAZ) diye daha açık sözlü yorum yaparken, bazıları da, “Neupack’ta sosyal partner olmadığı (!) için bireysel sözleşme” (Jungle World) gibi alaycı bir dili tercih etti.

 

‘YENİ BİR ZAMAN DİLİMİ BAŞLIYOR(!)

IG BCE tarafından Haziran sonunda yapılan açıklamada, “Artık Neupack’ta yeni bir dönem başlıyor. Bundan sonra bütün uygulamalar için bir zemin hazırlandı” denildi. 1 Kasım 2012’de greve, İşyeri Toplu Sözleşmesi (“Haustarifvertrag”) talebiyle başlanıldığından hiç söz edilmeyen açıklamada, “İyi bir sözleşme paketi elde ettik” deniliyor.

IG BCE’nin imzalanmasına onay verdiği pakette şunlar var: İşçilerin temel ücreti 9 Euro olacak (daha önceki saat ücreti 7,80’di), 39 ve 40 saat olan haftalık çalışma süreleri herkesi için ücret denkleştirilmesi karşılığında 38 saat olacak, öğlen, gece vardiyaları ve hafta sonu mesaisi için yüzde 25 ek ödeme yapılacak, izin paraları yükseltilecek.

İşyeri anlaşması taslağının ayrıntıları henüz açıklanmadığı için bu yönde kapsamlı bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Fakat şu söylenebilir: Söz konusu taslak işyeri toplu sözleşmesi olmadığı için, içinde yer alan birçok madde bireysel olarak uygulanmayabilir. İşyeri anlaşması taslağı sadece imzalanacak olan bireysel iş sözleşmeleri için bir temel oluşturacak.

İki değişik bölgede 200 civarında işçinin çalıştığı Neupack fabrikalarında bu anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için İşyeri Temsilciliği’nin bunu imzalaması gerekiyor. Taslağı imzalamadan önce hukuksal olarak incelenmesi için avukatlara veren temsilciliğe, avukatlardan yanıt gelmeden Neupack patronları taslağı iki kez –kendi başlarına- değiştirdiler. Bu da taslağın imzalanma sürecini geciktirmek anlamına geliyor.

Diğer bir sorun ise grev sonrası, grevi örgütleyen, grevde öne çıkan işçilere yaptırım uygulanmasının önüne geçen anlaşmada İşyeri Temsilciliği Başkanı Murat Güneş’in isminin bulunmaması. Oysa böyle bir anlaşmada öncelikle 2003 yılından bu yana işçileri sendikalı yapan, işveren yanlısı temsilciliğin devrilmesinde önemli rol oynayan Güneş’in ismi ilk sırada yer almalıydı.

 

HANGİ DERSLER ÇIKARILABİLİR?

Neupack’ta verilen mücadele, elde edilecek sonuçtan bağımsız olarak, ki bunun sınırları yukarıda belirtiliyor, herkes içim birçok dersi de içeriyor.

İşçiler açısından maddi kazanımlar bir yana en önemli kazanımın elde edilen tecrübe olduğu söylenebilir. Öncesi bir yana son sekiz-dokuz ay içinde en önemli şeyin birlik olmak olduğunu kendi tecrübeleriyle gördüler. Birliktelik biraz sarsıldığında, biraz dağınıklık yaşandığında, karşı tarafın bu zayıf anı en iyi şekilde değerlendirerek grevi kırmanın yolunu açtığını gördüler. Bu özellikle IG BCE’nin, iki aylık grevden sonra başlattığı ‘esnek grev taktiği’ döneminde görüldü. Sonuçta bir grevin etkili olabilmesi için patronun maddi kayba uğraması gerekiyor. Nepuack patronları olan Krüger Ailesi, işçilerin kararlılığını 1 Kasım öncesinden görmüştü. Yaz dönemi ve sonrası işveren ve işyeri temsilciliği arasında devam eden görüşmelere işçilerin ilgisini fark eden Krügerler depolarını doldurmaya başlamışlardı. Fakat “Just-in-Time” üretim koşulları (Tam zamanında üretim) en fazla bir haftalık depo öngörüyor. Siparişler de genelde bu üretim tarzına göre yapılıyor. Amaç depolamayı en asgari düzeye düşürerek depolama masraflarını da en aza düşürmek.

Grevin ikinci ayının sonuna doğru gelindiğinde, ki burada Noel dönemi olduğu için siparişlerde bir artışta olmuştu, Krügerler ekonomik olarak artık dayanamayacak hale geldi. Bir yandan mahkemeye başvuran Krügerler diğer yandan grev kırıcıları devreye sokarak üretimi sürdürmeye çabaladı.

Gerek hukuksal adımlar gerekse de grev kırıcıları, bütün bunlar işverenin masraflarını arttırmaktaydı. Bunun yanı sıra kamuoyunda Neupack patronlarına karşı bir tepki de gelişmişti

Kısacası grevin başarılı olması için bütün koşullar mevcuttu. Grevi kararlılıkta sürdürmek yerine, “Biz küçük bir aile işletmesinin ekonomik olarak çökmesine göz yumamayız” diye bir açıklama yapan IG BCE yönetimi, “bundan böyle esnek grev taktiğini uygulayacağız ve işverene daha fazla düşünme ve pozisyonunu gözden geçirme şansı vereceğiz” dedi.

IG BCE baştan itibaren, “sendikamız sosyal parterci bir çizgide ısrarlı olacak” (ünlü tiyatro yönetmeni Rolf Hochhuth sosyal partnerciliği “işçi sınıfı için uyku hapı” olarak değerlendiriyor) diye sınırlarını çizmişti. Sendikanın bu ‘taktiği” aynı zamanda işçilerin bölünmesine de neden oldu. “Belki sendika haklıdır” diyen bir kesim işçinin tereddütte düşmesi ve greve ara vermesi, (ki bunların bir bölümü ilerleyen süreçte grevden tamamıyla koptu) ortak mücadeleye de darbe vurdu. Greve hiç çıkmayan kesimleri greve çıkarmak daha zorlaştı.

İşçiler bu süreçte grevin asıl olarak kendileri tarafından yönetilmesi gerektiğini öğrendiler (bu arada sosyal partnerciliğin ne olduğunu da gördüler).

Diğer bir ders ise greve dışarıdan destek verenlerle ilgili. Bir grevin başarılı olmasında özellikle de Neupack gibi küçük ve patronun tek tek işçiler üzerinde direk baskı yapabildiği işletmelerde dışarıdan alınacak destek son derece önemliydi. Tabi destek verenlerin de sınıfa karşı sorumlu davranmaları, işçilerin ruh halini gözeterek ve sürekli onlara danışarak destek olmaları gerekir. Neupack’taki destekçiler çok geniş bir yelpazeyi oluşturuyorlardı. SPD, CDU, Yeşiller gibi açıktan sermaye yanlısı partilerden en küçük anarko sendikal anlayışa sahip kesimlere kadar neredeyse herkes vardı ve herkes işçilere akıl vermede adeta yarıştılar. Özellikle küçük gruplar veya hiçbir gruba bağlı olmayan “bağımsızlar”, greve “önderlik etmek” için büyük çaba (!) içine girdiler.

Hayatında greve katılmamış/örgütlememiş, bir süre öncesine kadar profesyonel sendikacı olarak sosyal partnerciliği uygulayan ama şimdi emekli olduktan sonra sınıf mücadelesini keşfeden değişik kesimler, işçilerin sendika bürokratlarına yönelik eleştirilerini ifade etmelerini bile zorlaştırdılar. Bu kesimin, sendika bürokratlarını ihanetle suçlayan ve işçilere ‚greve devam‘ çağrıları yaptığı bildirilerin yayınlanmasıyla birlikte bürokratlar, en ufak bir eleştiri getirene, “kim sana bu aklı veriyor” diye sorar oldular ve bu arkadaşları işçilerden tecrit etmeye çalıştılar. Tam da bu arkadaşlar daha sonra Neupack patronları tarafından hedef haline getirildiler.

Neupack işçileri geride bıraktığımız dönemde olumlu ve olumsuz yaşananları kısmen değerlendirdiler ve devam eden mücadeleleri için sonuçlar çıkardılar, önümüzdeki haftalarda, anlaşma imzalandıktan sonra yeniden bir değerlendirme yapacaklar ve ilerisi için sonuçlar çıkartacaklar.

 

ANLAŞMA İÇİN BAŞKA NE DENİLEBİLİR?

Bu mücadelede edinilen tecrübenin, cüzi olan maddi kazanımlardan daha önemli olduğunu belirterek anlaşma (anlaşmanın henüz imzalanmadığı unutulmamalı) üzerine kısaca şu söylenebilir. Bütün eleştirilere rağmen durum dünkü gibi değil ve bir takım iyileştirmeler oldu. Şimdi asıl iş kağıt üzerine yazılı olanların pratiğe geçirilmesidir. Ve burada patron çok daha fazla direneceği, işyeri anlaşmasını uygulamamak için farklı yorumlar getirecektir.

Diğer yandan grev kırıcısı olarak işe alınan 60 işçinin ne olacağı sorusunun yanıtı hala belirsizdir. Grevin tamamıyla sona ermesiyle birlikte fabrikada 60 işçi fazla (!) görülecektir. Haftalık çalışma süresini 30 saate veya 25 saate düşürmeyecek olan Neupack patronunun önümüzdeki haftalarda yeni bir saldırı dalgası başlatacağı görülmeli ve şimdiden hazırlık yapılmalıdır. Bu arada işyeri anlaşması imzalansa bile, bu bir toplu sözleşmeden farklı olduğu için, işçilerin “barış süresine” bağlı olmadıkları ve her an talepleri için greve çıkabilecekleri de unutulmamalı.

 

UMUT YAŞAR

 

Görüşmeler yeniden çıkmaza girdi

 

Neupack İşyeri Temsilciliği (BR) Temmuz ayının sonunda görüşmelerin çıkmaza girdiğini açıkladı. Temsilcilik tarafından yapılan açıklamada, patronun grev sırasında grev kırıcısı olarak görevlendirdiği 57 işçinin sözleşmeli olarak işe alınmasını dayattığı, görüşmelerin bu yüzden tıkandığı belirtildi.

BR tarafından yapılan açıklama şöyle denildi: „Neupack patronu, görüşmelere başlanmasını mücadele sırasında grev kırıcısı olarak aldığı 57 işçiyle uzun süreli sözleşme yapma şartına bağladı. BR olarak işyeri sözleşmeleri paketiyle hiçbir ilişkisi olmayan bu dayatmayı provokasyon olarak değerlendiriyoruz. 57 eski grev kırıcısıyla kişisel olarak hiçbir sorunumuz olmamasına rağmen bu dayatmayı kabul etmeyeceğiz. Yeni işe alınacak 57 işçiyle birlikte fabrikada çalışan işçi sayısı 240’a çıkacak. Grev öncesi sipariş oranı daha yüksek olmasına rağmen 195 kişiydik. Bu nedenle grev sırasında aktif mücadele eden arkadaşlarımızın değişik bahanelerle işten atılacağı endişesini taşıyoruz. Endişemizi patrona bildirdik ve kendisinden personelin geleceği ile ilgili bir plan hazırlayıp BR’ye sunmasını talep ettik. Eğer yeni işe alınacak işçilerin sözleşme süreleri bitinceye kadar yeterli ‘iş yok’ gerekçesiyle hiçbir çıkışın gündeme gelmeyeceği garantisi verilseydi onaya hazırdık. Bu garanti verilmediği için masaya oturmuyoruz. Eğer sözleşmeli işçilerin işyeri garantisi verilirse patronun yeni işçi alınması isteğine olumlu cevap vermeye hazırız.” (YH)