Rojava’dan Irak’a göç

Prof. Onur Hamzaoğlu

 

Yaklaşık 10-15 gündür Suriye’den Irak Kürt Özerk Bölgesi’ne yaşanmakta olan kitlesel göç, benzerlerinden farklı özellikler taşıyor. Koşulları adım adım yaratılan bu hareketlendirmenin ana hedefinde Rojava Devrimi var. Batı Kürdistan’daki bu devrim boğulmak isteniyor.

Suriye’de doğduklarından bugüne kadar ilk kez kendi kimlikleriyle yaşama olanağını yaratan Kürtler, Suriye’de ne Esad’ın ne de emperyalistlerin ve onlara taşeronluk yapanların oyununa gelmeden üçüncü bir yol açarak, Temmuz 2012’de Rojava Devrimi’ni ilân ettiler. Kendi güvenliklerini sağlamaya ve kendi kendilerini yönetmeye başladılar. Eğitim ve sağlık alanında doğrudan halka yansıyan önemli adımlar attılar. Orta Doğu halklarına örnek oldular.
Rojava Devrimi ilk gününden itibaren Türkiye dahil yakın çevresine olumlu etkilerde, katkılarda bulunmaya başladı. Öyle ki, Türkiye’de başlatılan Kürt sorunun siyasi çözümüne yönelik müzakere sürecinin de önemli katalizörlerinden hatta nedenlerinden biri olduğu bugün için ayan beyan ortada.
Hal böyle olunca, karşı girişimler de Orta Doğu’nun kendine yaraşır, özgün entrikalarıyla sürüyor. Bir yılı aşan bir süredir Rojava Devrimi’nin kazanımlarıyla özgürleşen Suriye Kürtleri’nin bugünlerde yaşanmakta olan kitlesel göçü hiç de rastlantısal değil. Bir yandan Mesut Barzani  Güney Kürdistan’dan Suriye’ye açılan sınır kapısı Pişhabur’u ticarete kapattı. Her türden lojistiğin (gıda, ilaç vb.) Rojava’ya girişi, Türkiye sınır kapılarından da geçişe izin verilmemesi nedeniyle, neredeyse olanaksızlaştı. Bu durum özellikle son bir iki aydır bölgede sefalet, açlık ve perişanlık yaşanmasına neden oldu.
Diğer yandan, Esad’la çarpışan El Kaide’nin Irak kolu El Nusra güçleri bu hedeflerinden vazgeçip, Rojava halkına açık savaş ilân etti. Katliamlar yaptığı haberleri alıyoruz.
Özetle, son bir aylık dönem içinde Rojava; halkı için can güvenliği kaygısının arttığı, perişanlıkların yaşandığı, güvensiz bir coğrafyaya dönüştürülmek isteniyor. Son bir yıl içinde Güney Kürdistan’a göç edip, Erbil, Duhok ve Süleymaniye’deki kamplara yerleştirilen göçmen sayısına yakın sayıdaki (yaklaşık 30 bin kişi) Rojava’lı Kürtler, 15-20 Ağustos tarihleri arasında Pişhabur sınır kapısından Güney Kürdistan’a alındı. Haftalardır kapıyı inisiyatifleri dışında kullandırmayan Mesut Barzani yönetimi kapıyı Rojava’lı göçmenlere sonuna kadar açtı. Aynı günlerde Erbil’deki göçmen kampını ziyaret eden Mesut Barzani “Suriyeli kardeşlerine başımız gözümüz üstüne, biz kardeşiz, burası sizin de eviniz, hoş geldiniz” diyerek, her türlü gereksinimlerinin  kendileri tarafından karşılanacağı güvencesi verdi. Bundan birkaç gün sonra da Kürt Özerk Bölgesi’ndeki kamu kurumlarının aylık bütçelerinin yüzde 20’sini göçmenlere yardım için ayırmalarını önerdiğini öğrendik. Her bir tutumu genelden kopuk ayrı ayrı değerlendirdiğimizde insani bir tutum olarak dikkat çekici. Peki ya birlikte ve süreç içerisinde değerlendirirsek? Elimde paylaşacak ya da yorum yapacak bilgi yok. Ancak tarih bilgimiz ve deneyimlerimiz üzerinden olumlanamayacak bir durum olduğunu belirtmekle yetineceğim.
Bununla birlikte, bölgedeki gelişmelerin tümünü ele aldığımızda hedefi aşikâr; Rojava’yı boşaltmak, Rojava Devrimi’ni baltalayarak bu devrimin katkı koyduğu süreçlere de dolaylı olarak müdahale edebilmek.  Örneğin, Türkiye’de başlatılan Kürt sorunun siyasi çözümüne yönelik müzakere sürecinde Kürt tarafının elini zayıflatmak vb.
Demokrasi güçleri Rojava Devrimi’nin katlini engelleyemezse Orta Doğu daha nice yıllar katliamlara yataklık edecek.