Sosyalizmin ve insanlığın kazanacağına inanmak

fucik-julius

Faşizme ve köleliğe karşı direnişin sembol isimlerinden Julius Fuçik 110 yaşında

Uzun insanlık tarihinde bazı dönemler vardır ki yapılanları, yaşananları ve yazılanları silmek mümkün olmaz. İşte o dönemlerden birisi de yakın zamanda yaşanmış ve milyonlarca insanın hayatına mal olmuş Hitler faşizmi dönemidir. İnsanlığın ücretli kölelikten kurtuluşundan korkan sömürücü egemen sınıflar çare olarak faşizme ve savaşa başvurdular. Öncelikli olarak Yahudiler ve Komünistler düşman ilan edildi. Ancak hedef asıl insanlık ve sosyalizmdi. Bunun için  Avrupa’nın dört bir yanında demokrasiden, barıştan ve sosyalizmden yana olan herkes yığınlar halinde tutuklanmaya başlandı. Almanya merkezli ölüm fırtınası kudurmuşçasına oraya buraya savruldu. Polonya, Fransa, Bulgaristan, Yugoslavya, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya ve daha bir çok ülke  faşizmin yıkım ve talanına uğradı. Cesetlerin birer birer değil binlerle ifade edildiği kara yıllardı bu yıllar.

Baskının, şiddetin ve ölümün rutin hale geldiği bu karanlık döneme ilişkin çok şeyler söylendi ve yazıldı. Onlardan biri de, Naziler tarafından yakalandığında öldürüleceğini bir an dahi unutmadan hayata ve davaya sımsıkı bağlanan Julius Fuçik ve onu anlatan Darağacından Notlar kitabıdır.

Kitaplar vardır, adeta onlarla iç içe yaşar başucumuzda taşır ve her fırsatta tekrar tekrar okuruz. İşkencenin ve ölümün gölgesinde her satırı gizli gizli yazılan ve her sayfası ölüm pahasına değişik ellerde saklanan Darağacından Notlar kitabı da böylesi kitaplar arasındadır.

Dimitrof, Thaelmann, Enver Hoca, Julius Fuçik.. ve sayısız isimsiz kahramanlar ki, her biri yüreğimizin derinliklerinde baş köşede yaşarlar. Bu yıl, bütün dünya ilerici ve devrimcilerinin yakından tanıdığı Julius Fuçik’in doğumunun 110, katledilişinin ise 40.yılı.

Julius Fuçik kimdir?

Fuçik, günümüz gençleri arasında ‘aşıklar şehri’ olarak bilinen Prag’da işçilerin yoğun olduğu bir kenar mahallede 23 Şubat 1903’te doğdu. Daha 16 yaşındayken Sosyal Demokrat gruba katıldı. Bu grup kısa bir süre sonra Çekoslovakya Komünist Partisi’nin kurulmasında birinci derecede rol oynadı. Prag Üniversitesi’nde okudu. Komünist gençliğin önde gelen liderlerinden biri olarak ilk yazıları 1922’de Pilsner Zeitung ve Pravda’da yayınlanmaya başlandı. Her zaman bir işçi gibi yaşayan Fuçik kısa sürede partinin yönetici kademelerine girmeyi başardı. Partinin kültürel-sanatsal yayını olan Tvorba’nın (Yaratıcı Sanat) genel yayın yönetmeni, daha sonraları ise partinin merkez yayını olan Rude Pravo’nun (Kızıl Haklar) çalışanı oldu.

Sovyetler’e uzanan yolculuk

O sıralar dünyanın en büyük ülkelerinden birinde işçilerin bayrağı dalgalanıyordu. Çarlığın ve savaşın tahribatları sonrası işçi ve köylüler canla başla kurdukları kendi iktidarlarının başarısı için çaba sarfediyorlardı. Sosyalizme gönül vermiş herkesin dikkatini çeken bu çalışma ve emeğin başarısı Julius Fuçik’in de bir grup yoldaşıyla birlikte 1930’da illegal olarak Sovyetler’e gitmesine neden oldu.

1934’de ikinci kez Sovyetler’e gidip iki yıl orada kaldı. Özellikle Orta Asya’yı boydan boya dolaşarak Sosyalizmin gelişimini yerinde gözlemledi. Yıllardır asalaklar tarafından sömürülen işçilerin ilk kez kendileri için, çocukları için, şaheserler yarattıklarına tanıklık etti. Daha sonra ülkesine döndüğünde izlenimlerini konferans ve toplantılarda anlattı. Partinin yayın organlarında halkın gerçek kurtuluşu olan, sömürüden arındırılmış, ‘Yarının şimdiden tarih olduğu dünya’ hakkında makaleler yazdı.

Faşist işgal ve tutuklamalar

Halkın kurtuluşu davasına yürekten inanan ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan her devrimci gibi Fuçik de defalarca tutuklanır. Zira çalışmaları egemen sınıfları ve Çek polisini rahatsız eder. Bu arada faşizmin ayak sesleri Prag’da da duyulmaya başlar. Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere Münih’te görüşme halindedirler. Kaderi çizilen ülkeler arasında Çekoslovakya da vardır. Münih Anlaşması, faşist Hitler’in 16 Mart 1939’da Çekoslovakya’yı işgal etmesine neden olur. Hitler, işgali o kadar ileri götürür ki ülkeyi Almanya’nın eyaleti olarak ilan ederek Çekoslovakya’yı yok sayar. Çek Komünist Partisi ve ilericiler ise faşist işgale karşı seferber olurlar. Julius Fuçik tüm zamanını bu çalışmaya verir. Partinin yeraltı basınında birinci derecede merkezi görev alır. Faşizmi alaya alan mizah dergisinin yanı sıra başkaca yayınlar da çıkarır. Ve 24 Nisan 1942’nin ılık bir bahar akşamında bir partili yoldaşın evindeki buluşma… Bardağa doldurulan çayın dumanı tüterken o kahrolası sesler, yumruklanan, tekmelenen kapı: ‚Açın kapıyı, polis!‘

Hücrede türkü söyleyenler

Julius Fuçik hücrede ölüm ile yaşamın arasındaki o hassas anı defalarca yaşar. Yoldaşlarını, partisini ve halkını düşünmekten bir an dahi vazgeçmez. En ağır işkencelerde, en akıl almaz yöntemlerde sınanır. O hepsini alnının akıyla geçer. Yedi adımlık bir hücrede kalan üç kişi ve dillerden düşmeyen türkü söylemeler, devrimci marşlar okumalar… Hani söylenir ya, ‚türküsü olanın korkusu olmaz’, Julius Fuçik de kimi zaman türkü okur arkadaşlarıyla, kimi zaman sevgilisini düşünür ve kimi zaman da işkencecilere meydan okur.

Prag/Panktras cezaevinde geçen 411 günün ardından Alman faşistleri 9 Haziran 1943’te Fuçik’i Berlin’e götürürler. Buradaki göstermelik mahkemenin sonunda 8 Eylül 1943’te o yiğit insan idam edilir.

Ne için yaşadığını bilmek

‚Hayatın kısa mı, uzun mu olduğunu kim bilecek?‘ diyebiliriz. Darağacından Notlar’ın yazarı Fuçik, idam edildiğinde 40 yaşında idi. Onu idam edenler bugün dünyanın dört bir yanında lanetlenirken, o yiğit insan ise yüreklerde taht kuran isimlerden biridir. Yani onun şahsında bir kez daha görülmüştür ki, ne için yaşadığını bilerek, insanlığa dair bir iz bırakarak yaşanan kısa bir ömür, onursuzca geçen uzun  bir hayattan daha kalıcı, daha anlamlıdır.

Fuçik’in hayatı, bu dünyadan yine önemli izler bırakarak geçen bir başka devrimci ozanın, Pablo Neruda’nın yüreğinden damıttığı şu dizelere de yansımıştır:

‘Kışın ben Prag sokaklarında her sabah                                                  

İçinde Julius Fuçik’in işkence çektiği    

O taş evin duvarlarını arşınladım durdum.        

 Evin ağzını bıçak açmaz, taş buz gibi,                                                                    

Demir parmaklıklar, pencereler sağır.’

Tarihten ve hayattan öğrenerek yürümek

Ücretli kölelik düzeninin hala varlığını koruduğu günümüzde, sınıfsız, sömürüsüz ve insanca bir hayat için öyle ya da böyle bir mücadele içinde olmak gerekiyor. Fuçik’in hayatı, bu mücadelenin her şart altında mümkün olduğunu gösteren örneklerden sadece biri.  Koşullar  değişse de eşitsizlik ve sömürünün devam ettiği bugün de Fuçik’in hayat tecrübesinden öğrenecek çok şey var. Bunun için  ‘Darağacından Notlar’ kitabını yeniden okumada yarar var.

Görevini layıkıyla yerine getirdiğini gönül rahatlığıyla ifade eden Julius Fuçik’in bir cümlesiyle yazımızı noktalayalım: ”…ve yineliyorum, biz mutluluk uğruna yaşadık, bu uğurda savaşa girdik, bu uğurda ölüyoruz. Hüzün hiçbir zaman adımızla birlikte anılmasın.”