Oylar geleceğimiz için

Almanya secimleri

22 Eylül’de yapılacak genel seçimler öncesinde, göçmen örgütleri tarafından yapılan açıklamaların çoğunda “Mutlaka sandık başına gidin!” çağrısı yer alıyor. Hatta bunun için çok sayıda örgüt ve kurumun çağrısıyla bir de inisiyatif oluşturuldu. Keza AKP’ye yakınlığıyla bilinen Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) de internet üzerinden “Haydi sandık başına – Oyunuz havaya değil sandığa” sloganıyla bir kampanya başlattı.

Türkiye kökenlilerin kurduğu dernek ve çatı kuruluşları tarafından yapılan açıklamalarda, gazetelerin Avrupa baskılarında yer alan haber ve köşe yazılarında “Haydi sandık başına” denilirken, doğrudan bir parti ismi verilmemeye özel önem verildi. Hal böyle olunca da, sandıktan hangi partinin çıkacağından ve neler talep edildiğinden ziyade, asıl önemli olanın “Türkler olarak kendini göstermek” olduğu görülüyor.

Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli seçmelerin seçimlere katılım oranı konusunda oldukça farklı tahminler yapılıyor. Yani çok kesin ve doğrulanmış bir bilgi sözkonusu değil; kimileri katılımın yüzde 30larda olduğunu kimileri ise o kadar düşük olmayıp yüzde 70’lerde seyrettiğini dile getiriyor.

Her ne kadar kimi kaynaklar 800 binin üzerinde Türkiye kökenli seçmenin olduğu ileri sürse de, gerçekte 350-400 bin arasında olduğu tahmin edilen Türkiye kökenli seçmenler arasında seçimlere katılım oranın Almanlara göre daha düşük olduğu biliniyordu, ancak bu kadar da düşük değil. Buna rağmen seçimlere katılım oranını artırma, siyasete ilgiyi yükseltme temelinde sürdürülen çabalar önemli.

Ne var ki, seçimlere çağrı mahiyetinde yapılan sözkonusu çağrılarda üç önemli sorun bulunuyor.

 

Birincisi: Seçimler ve sandık bütün sorunları çözüm adresi olarak gösteriliyor. Örneğin Hürriyet gazetesi attığı “Demokrasi şölenine ortak olun!” manşetine üst başlık olarak “Sürekli kundaklanıyorum, cinayetlere kurban gidiyorum, azınlık muamelesi görüyorum, kuyruklarda çile çekiyorum mu diyorsunuz? İşte derdini anlatma fırsatı: Sandık” (3 Eylül 2013)

Görülebileceği gibi hamaset ve ajitasyon kokan bu yaklaşım, sanki sandığa gidildiğinde bütün sorunlar çözülecek, “yeni bir hayat” başlayacak mesajı içeriyor…

Oysa gerçek hiç de öyle değil. Vatandaşların seçime katılıp, görüş ve taleplerini sandığa yansıtmaları elbette önemli bir olanak ve siyasi haktır. Ancak siyasi hayata katılımın tek yolu seçimler değildir. Ve bütün dünyada tecrübeyle sabittir ki, halkın beklenti ve taleplerinin hayat bulması için sandıkta verilen oylar kendi başına yetrli değildir.

 

İkincisi: Çağrıların çoğunda adeta “sandık başına gidin de kime oy verecekseniz verin” anlayışı hakim. Bu nedenle de Türkiyeli göçmen örgütler ve şahsiyetlerin çoğu genellikle hangi partiye oy verilmesinde yarar olduğunu söylemekten kaçınmakta;  “partiler üstü” oldukları gerekçesine sığınmaktalar. Halbuki, ortada somut bir durum var ve sandık başına giden her yurttaş önündeki seçim pusulasında bir yere işaret koyup koymamakla yüzyüze.

Bu nedenle, sandık başına gitmek tek başına yeterli bir tutum değil, aynı zamanda nasıl oy kullanılacağı da önemli. Açıktır ki, Türkiye kökenli göçmenlerin ezici çoğunluğunun çıkarı, işsizliğe, düşük ücretli işlere, yoksulluğa karşı politika yapan, sosyal adaleti savunan, eğitimde göçmen çocuklarının karşı karşıya bulunduğu şans eşitsizliğini giderecek, ırkçılığa karşı net tutum alan parti ya da partilerden yana oy kullanmasındadır.

Yapılan çağrılarda ise, vatandaşların ihtiyaç ve taleplerinin lafı bile edilmiyor. Türkiye kökenli göçmenler de dahil olmak üzere halkın hayatını zorlaştıran, ihtiyaç ve çıkarlarıyla bağdaşmayan partilere de oy verseniz önemli değil demeye geliyor.

Bütün bunlardan ötürü her örgütün, tıpkı DİDF’in yaptığı gibi, hangi partiye oy verilmesinde yararlı olduğunu açık olarak ifade etmesi, hem sandık başına giden seçmenler için yararlı olacak, hem de hangi örgütün söyledikleriyle yaptıklarının uyumlu olduğunu görme imkanı verecektir.

 

Üçüncüsü: Seçimlere katılım için en çok kullanılan bir diğer önemli argüman da “güç gösterisi”. Başta muhafazakar-İslamcı ve Türkiye devletinin yörüngesinde olan dernekler olmak üzere pek çok çevre seçimlere katılarak Türklerin gücünün Almanya’ya gösterilmesi gerektiği, hatta bazı durumlarda seçim sonuçlarını etkilemekten söz ediliyor. AKP’ye yakınlığıyla bilinen Avrupa Türk Demokratları Birliği (UETD) Başkanı Süleyman Çelik’in “Haydi Sandık Başına” kampanyası için yaptığı çağrıdaki şu cümleler, pek çok kesimin ortak görünüşünü ifade ediyor: “Almanya’da bir kaç Avrupa ülkesinden daha fazla, 3 milyonun üzerinde nüfusumuz, 350 bin emekçiye iş veren 80 bini aşan işverenimiz ve 35 milyar Euro’ya dayanan ciromuz var. Bunu siyasete kanalize ettiğimiz takdirde bir anlam ve güç ifade eder. Gücünü sandığa yansıtan az bir topluluk, oy vermeyen milyonlardan daha etkin ve daha saygındır. Nüfusumuzu nüfuza dönüştürmek ve hak ettiğimiz saygınlığa sahip olmak için 22 Eylül’de sandığa giderek, gücümüzü hissettirmeliyiz.” (www.haydisandikbasina.de)

“Nüfusu nüfuza dönüştürme” olarak ifade edilen süreç uzunca bir süredir hayal ediliyor. Ancak bunun gerçekçi ve mümkün olmadığı bir türlü idrak edilmiyor ya da edilmek istenmiyor. Türkiye’de nasıl ki bütün Türkler tek bir partide birleşmiyor, bir partiye oy vermiyorlarsa, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler de öyle yapacaklardır. Bu nedenle Almanya’ya yaşayan Türkiye kökenli göçmenler bugüne kadar yaptıkları gibi, “blok” halinde hareket etmeyecek, herkes kendi sınıfsal konumuna, dünya görüşüne göre oy kullanmaya devam edecektir. Bu nedenle Türkiye kökenli seçmenlerden “nüfuz” çıkarmak boş bir hayaldir.

Eğer burada birilerine güc gösterilecekse, bu bir bütün olarak Alman halkı ve partileri değil, ırkçı, ayrımcı ve emekçi düşmanı politikaları hayata geçiren güçler olacaktır. Ve bunu da ancak, sadece Türk kökenliler olarak değil, aynı çıkar ve ihtiyaçlarımızın olduğu Alman emekçilerle birlikte yapabileceğimiz açıktır.

Özetle; geçmiş seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de her göçmen örgütü bağlı olduğu dünya görüşüne, sınıfsal konumuna göre Türkiye kökenli göçmenleri değişik partilere yönlendirmenin çabası içerisinde. İşin tuhaf yanı ise, birçok göçmen örgütünün, CDU, SPD veya Yeşililer’e destek verirken, bunu “el altından, utana sıkıla” yapmalarıdır.

YÜCEL ÖZDEMİR

 

 

Göçmenlerin seçimlere katılım oranı ortalamanın altında

Federal İstatistik Dairesi’nin verilerine göre Almanya’da yaklaşık olarak 16 milyon göçmen kökenli insan yaşıyor. Göçmen kökenlilerin bir bölümü henüz 18 yaşının altında olduğu için, bir bölümü de Alman vatandaşı olmadığı için oy kullanamıyor.

Federal İstatistik Dairesi’nin açıkladığı rakamlara göre göçmen kökenlilerin üçte biri Eylül ayında yapılacak genel seçimlerde oy kullanabilecek. Ancak Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nin 2012 yılında yaptığı araştırmaya göre, Alman vatandaşlığına geçen göçmen kökenlilerin seçime katılım oranı genel katılımın altında. Araştırmaya göre, 2009 yılındaki genel seçimlerde göçmen kökenlilerin yüzde 72,3’ü oy kullandı. Bu seçimlerde Alman seçmenlerin katılım oranı ise yüzde 81,5 düzeyindeydi. (YH)

 

Muhafazakar derneklerinden ‘seçime katılın’ çağrısı

Almanya’da genel seçime iki hafta kala Türkiyeli örgütlerin  oluşturduğu Seçim İnisiyatifi, Türkiyeli seçmenlere “Oyunuz değerli seçime katılın” çağrısı yaptı. 10 maddelik talep listesiyle duyuran inisiyatif, partilerden bu beklentilerini dikkate almalarını talep etti.

Berlin Türk Cemaati (TGB), İslam Federasyonu, İslam Toplumu Milli Görüş (İGMG), Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD), İslam Kültür Merkezleri (VİKZ), Avrupa Türk Birliği (ATB) ile Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜMSİAD) bir araya gelerek oluşturduğu 2013 federal seçimi insiyatifi gerçekleştirdiği basın toplantısıyla taleplerini kamuoyu ile paylaştı.
İnsiyatif isteklerini şu şekilde sıraladı: “Almanya’da hüsnü kabul kültürü desteklenmeli. Çok kültürlülük ve çok dinlilik bir şans olarak görülmeli. Anadil desteklenmeli ve çok dilli eğitim sisteme dahil edilmeli. Günlük hayatta yapısal ayrımcılıkla daha etkin mücadele edilmeli. Irkçılık, İslamofobia ve Anti- Semitizm’le daha etkin mücadele edilmeli. İslami cemaatlere aynı haklar tanınmalı. Opsiyon modeli kaldırılıp çifte vatandaşlık mümkün hale getirilmeli. Aile birleşiminde talep edilen dil testi kaldırılmalı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yapılan uyum anlaşmaları dikkate alınmalı. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik müzakereleri devam etmeli”.
Amaçlarının sadece Türk kökenli seçmenlerin 22 Eylül’deki federal seçime katılımlarını artırmak ve taleplerinin siyasi partilere iletmek olduğunu söyleyen inisiyatif sözcüsü TGB Başkanı Bekir Yılmaz, “Hiçbir siyasi partiyi ve adayı destekleme çağrısı yapmıyoruz. Seçmenler parti programlarını inceleyip beklentilerini karşılayan aday veya partiye verebilir. Bizim için önemli olan demokratik hakkın kullanılması.“ dedi.

Ülkedeki 16 milyon göçmenden yaklaşık 9 milyonuna yakınının Alman vatandaşlığına sahip olduğunu ifade eden Yılmaz, 22 Eylül’deki seçimlerde oy kullanacak göçmen sayısının ise 5,8 milyon olduğunu ve bunun da toplam seçmenlerin yüzde 9′una tekabül ettiğine dikkati çekti.

 

Türkiye müdahale etmesin

Türk hükümetinin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış da, 22 Eylül seçimleri dolayısıyla Almanya’da yaşayan Tür vatandaşlarına bir çağrı yayınladı. Bağış’ın mesajında öne çıkansa vatandaşların kendi sorun, ihtiyaç ve beklentileri değil, hükümetin çıkar ve beklentileri oldu. “Sandığa gidin, oyunuza sahip çıkın” denilen çağrıya biraz daha dikkatlice bakıldığında,  vatandaşların, Avrupa hükümetlerine karşı bir koz olarak kullanılmak istendiği görülüyor. “Lobi yapacak, güçlü etkin bir Türk varlığı olduğunu gösterebilirsek, hükümetimiz, Avrupa ile ilişkilerinde daha güçlü, avantajlı olur” mantığına dayanan bu çağrının, Avrupa ülkelerinde emeğiyle geçinmeye çalışan, işsizlik, ayrımcılık, eğitim vb. binbir sorunla boğuşan Türkiye kökenli göçmenlerin ihtiyaç ve çıkarlarıyla hiçbir alakası olmadığı görülmekte. Yani AKP hükümeti de, kendinden öncekileri gibi, Almanya’daki sandığı kendi diplomatik planlarının bir arenası gibi görmekte, burada yaşayan vatandaşın hayatından ve gerçeğinden uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Tabii bunu yaparken milli ve dini duyguları kabartmakta, ülkeniz yararına birşeyler yapın diyerek bu duyguları sömürmeye çalışmaktadır.