Genel seçimlere doğru

Germany Elections

Avrupa’nın en büyük ülkesi Almanya beş gün sonra sandık başına gidecek. Yaklaşık 62 milyon seçmenin çağrılı olduğu seçimlerde Angela Merkel’in başbakanlığını yaptığı Muhafazakar-Liberal Koalisyon Hükümetinin sandıktan çıkıp çıkmayacağı kesin değil. Merkel’in partisi oy kazanmasına rağmen ortağı FDP yüzde 5 barajı sınırında. Bu nedenle önümüzdeki pazar Merkel’in bundan sonra kiminle yola devam edeceği konusunda da önemli.
Avrupa’nın en büyük ülkesi Almanya’da genel seçimlere 5 gün kala nefesler tutulmaya başlandı. 61 milyon 800 bin seçmenin çağrıldığı seçimler öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında dört yıldır Angela Merkel’in başbakanlığında kurulan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Bavyera’daki kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisi ile neoliberal çizgideki Hür Demokrat Parti (FDP) hükümetinin yeterli çoğunluğu elde edemeyeceği tahmin ediliyor.
En son dün Emnid adlı şirket tarafından açıklanan anket sonuçlarına göre hükümeti oluşturan CDU/CSU-FDP bloğu ile muhalefeti oluşturan partilerin toplam oyları başa baş gidiyor.
2009’daki son genel seçimlerde CDU/CSU yüzde 33.8 oy alırken, daha önceki ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) tarihinin en ağır yenilgisini tadarak ancak yüzde 23 oy alabilmişti. Seçimlerde en büyük çıkışı yüzde 14.6 ile FDP ve yüzde 11.9 ile Sol Parti yapmıştı. Yeşiller de oylarını yüzde 10.7’ye çıkarmıştı.
Bu sonuçlardan sonra, Helmut Kohl liderliğinde 16 yıl boyunca ülkeyi yöneten CDU/CSU-FDP (Muhafazakar-Liberal) koalisyonu 11 yıl aradan sonra yeniden iş başına gelmişti.

ZENGİN ZENGİNLEŞTİ, YOKSUL YOKSULLAŞTI

Seçim kampanyalarına asıl olarak ülkedeki ekonomik-sosyal sorunlar damgasını vuruyor. 14 Eylül Cumartesi günü Bochum ve Berlin’de yapılan protesto gösterilerinde de sosyal sorunlara dikkat çekildi ve seçmenlere ona göre oy kullanılması çağrısı yapılmıştı.
Resmi rakamlara göre ülkede  işsizlik haziran 2013 itibarıyla yüzde 6.6 olmasına rağmen, yoksulluk bunun çok daha üzerinde. Avrupa’nın en zengin ülkesi olan Almanya’da milyonlarca emekçi düşük ücretli işlerde çalışmaya mahkum edildi. İstatistiklere göre Almanya’daki çalışanların yüzde 22’si düşük ücretli işler sektöründe bulunuyor. Bu, son 10 yılın en yüksek oranı. AB genelinde ortalama yüzde 17 olan bu oranın en yüksek olduğu iki ülke arasında Almanya da bulunuyor. Almanya’nın önünde ise Litvanya var. Keza, 8 milyon emekçi bir işte çalıştığı halde ailesinin geçimini sağlayamadığı için devletten yardım almak zorunda bırakılmış durumda. Yaklaşık 4 milyon insan saat ücreti 7 avrodan düşük işlerde çalışıyor.
Alternatif Yoksulluk ve Zenginlik Raporu’na göre de ülke genelinde halkın yüzde 14’ü ila yüzde 16’sı arasındaki bir bölümü, yani 11.5-13 milyon arasında insan yoksul. Paritätische Wohlfahrtsverband ülkede yoksulluk oranının yüzde 15.1 olduğunu açıkladı ve bunun yeni bir aşama olduğuna işaret etti.
Yoksulluk göçmenler arasında ise iki katı. Federal İstatistik Dairesi tarafından yapılan ve hükümet tarafından da onaylanan verilere göre göçmenler arasında ortalama olarak yoksulluk oranı yüzde 26. Yoksulluk oranı Türkiye kökenli göçmenler arasında ise yüzde 30 civarında.
Veriler geride bıraktığımız dönemde hükümetin izlemiş olduğu politikaların “çalışan yoksulların” sayısını artırdığını göstermekte; diğer taraftan işçilerin hak talepleri “kriz gerekçesiyle” reddedilmiş. Bütün bunlar ülkede sınıflar arası çelişkileri daha da derinleştiren gelişmeler olarak dikkat çekiyor.
Sosyal sorunlara dikkat çekerek seçimlere giren Sol Partinin bir önceki seçimlerdeki oy oranını, yüzde 11.9, yakalaması zor görülüyor. Ancak son haftalarda yükseliş içerisine giren partinin yüzde 10’u aşabileceği anketlerde gösteriliyor.
Bütün bunlardan ötürü, yapılan kamuoyu yoklamalarını da dikkate aldığımızda, sandıktan halkın karşı karşıla olduğu sorunları çözecek bir hükümetin çıkmayacağı, tersine yoksulluğu dayatan politikaların önümüzdeki dört yıl içerisinde de iş başında olacağı görünüyor. Ancak buna rağmen, mecliste sosyal adaletten yana güçlü bir muhalefetin oluşması, sokakta bu yönde bir mücadelenin başlatılması önümüzdeki dört yılın nasıl geçeceğini asıl olarak belirleyecek gibi görünüyor.

81 GÖÇMEN ADAY VAR

Genel seçimlere barajı aşma şansı olan partilerin listelerinden toplam 81 göçmen kökenli politikacı aday oldu. Bunların 66’sı Türkiye kökenli. Sol Partiden Sevim Dağdelen’in, SPD’den Aydan Özoğuz’un, Yeşillerden Cem Özdemir ve Ekin Deligöz’ün yeniden parlamentoya girmesine kesin gözüyle bakılıyor.
SPD, CDU/CSU, Yeşiller, FDP, Sol Parti (Die Linke) ve Korsanlar (Piraten) listeleri üzerinde yapılan taramaya göre, bu partilerden aday gösterilen politikacıların yüzde 4’ünün göçmen olduğu görüldü.
Yeşiller Partisi, 23 adayla listesinde en çok göçmene yer veren parti olurken, SPD ve Sol Parti 18’er aday gösterdi. Bunları 9 adayla FDP, 7 adayla Korsanlar, 6 adayla CDU takip ediyor. Sadece Bavyera’da seçimlere katılan CSU ise hiçbir göçmen adaya yer vermedi. En çok göçmen kökenli politikacının aday gösterildiği eyalet ise Baden-Württemberg oldu. Halen 620 milletvekilinin olduğu meclisin sadece yüzde 3’ü göçmen kökenli politikacı.

KRİZ DÖNEMLERİNDE TEKELLERE YARDIMLAR

SPD – Yeşiller (1998-2005) ve CDU/CSU-SPD (2005-2009) koalisyon hükümetleri tarafından sosyal devletin ortadan kaldırılması yönünde izlenen ve hayata geçirilen politikalar olduğu gibi bu politikalar Merkel liderliğindeki Muhafazakar-Liberal Koalisyonu döneminde de, özellikle kriz gerekçesiyle tekellere milyarlarca avro hibe edilerek ve bütçe açığı önemli bir şekilde artırılarak sürdü.


PARTİLER NE VAAT EDİYOR?

Son dört yıllık süre içerisinde izlenen politikaların, sınıflar arası uçurumu daha da derinleştiğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle genel olarak ülkeye düşük yoğunluklu bir seçim atmosferi hakim olurken, seçim konuşmalarına ve kampanyalarına en çok sosyal sorunlar damgasını vuruyor. SPD ve Sol Parti tarafından kent merkezlerine asılan afişlerde ülke geneline yasal asgari ücretin bütün sektörlerde geçerli olması vaat edilirken, Yeşiller Partisi yenilenebilir enerjinin artırılmasına dikkat çekiliyor. Keza, Merkel liderliğindeki hükümetin avro krizini çözme adına bütçe açığı içerisindeki ülkelere dayatılan reçetelerin ne kadar doğru olup olmadığı da tartışma konusu oldu.
Başbakan Merkel ve CDU/CSU tarafından yürütülen seçim kampanyasında ise daha çok geride bıraktığımız dört yıl içerisinde yaşanan pek çok zorluğa rağmen Almanya’da her şeyin iyi gittiği refahın arttığı ve istikrarın sürdüğü öne çıkarılıyor. En önemlisi de “güçlü” ve güvenilir lider” olarak görülen ve halk arasındaki popülaritesi de rakibi Peer Steinbrück’e (SPD) göre bir hayli yüksek olan Merkel ismi öne çıkarılıyor. Yani, muhafazakarların seçimlerdeki en önemli kozu Merkel’in ismi. (Köln/EVRENSEL)