Olimpiyat ve barış

Olimpiyatlar, sık sık dünya barışı ile birlikte anılıyor. Elbette, Freud’gil bir yaklaşımla, saldırganlığın dışa vurulma aracı olarak savaş ve şiddet içeren suçlar yerine sporun konulması, olumlu. Savaşacaklarına dövüşüyorlar uluslararası karşılaşmalarda. Yine de, olimpiyatlar, ‘dünya barışı’ndan oldukça uzak. Neden uzak? Nedenleri aşağıda sıralayalım ve önerilerde bulunalım:

– Sporların tümü, dayanışma yerine yarışmaya dayanıyor. Futbol ve basketbol gibi takım sporları, takım içinde bir ölçüde uyumu gözetirken, ‘bizden olmayan’a aynı biçimde yaklaşmıyor.
– Barıştırmak istediğimiz iki ülke olsun (sözgelimi Türkiye ve Suriye). Bu iki ülke, futbol gibi bir spor üzerinden barıştırılamaz; çünkü devlet başkanları, yanyana oturup barış pozları verseler bile, futbolun çekişmeci doğası, barışa engel. Futbol, karşılıklı temasa dayalı bir şiddet sporu. Ya bir takım, ötekini 10-0 yenerse? Ya birdenbire sahanın temposu artıp bir sürü sarı-kırmızı kart çıkarsa? Ya şiddetli oyun nedeniyle sporcular sakatlanırsa? 0-0 mı bitmeli maç, barış olması için?
– Sporcuların, özellikle futbolcuların çıkarları, çok baskın. Astronomik rakamlar alıyorlar. Bu, onların bencilliğini ödüllendiriyor. Barış, bonservisin değerini ne kadar arttırabilir?
– Spor, çeşitli yazarların dikkat çektiği gibi, savaşların simgesel olarak sürdürülmesine karşılık geliyor. Onun için, taraftarlarda, yoğun bir özdeşleşme oluyor.
– Milliyetçi spor, tarihteki savaşlarda olduğu gibi, yabancıları da kendi tarafında oynatmaktan/savaştırmaktan geri durmuyor. Çeşitli spor dallarında, özellikle Afrikalı ve Çinli ‘milli transfer’leri görüyoruz. Bu, tarafların kimlik-odaklı değil, sonuç-odaklı olduğunu gösteriyor. Yani netice, Hatice’den daha önemli.
– Uluslararası sporla ilgili siyasal çalışmaların, ne yazık ki, yalnızca dünya barışına odaklanmadığını dikkat çekelim. Kimileri için, spor, bir ‘yumuşak güç’ olarak, hegemonya kurma aracı. Bir uluslararası spor etkinliğinin yönetimi, alınan sonuçtan bağımsız olarak, ne kadar başarılı ise, düzenleyen ülke/devlet, o kadar etkili sayılıyor.
– Uluslararası kuruluşlar ve onların düzenlemeleri, dünya barışına karşı önemli bir engel. Sözgelimi, Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs maçı yapılamıyor; sığınmacılar arasında turnuva yapılmasının önü de kurumsal olarak kapalı.
– Olimpiyatlar, yapıldığı kente, toplumsal barış değil, toplumsal çatışma getiriyor. Kentsel dönüşüm, zorla evinden/yerinden etme ve rantların katlanmasıyla yol alan süreç, olimpiyat sonrası bir daha kullanılmayan yapılarla doruğuna ulaşıyor.
– Olimpiyatlar, her bir devleti bir birim olarak görüyor. Kendi içinde birçok özerk ülke ve federatif yapıya sahip olan ülkeler (örneğin, ABD ve Rusya), tek bir ülke olarak katılabiliyor. Oysa, özerkliğe ve federatif yapıya sahip her devletin katılımının bir biçimde sağlanması, dünya barışına daha çok hizmet edebilir (örneğin, ‘Uluslararası Federasyon Kupası’ adı altında, bu tür devletlerin ayrıca katılımı sağlanabilir).
– Olimpiyatlardaki sporcuların, devletleri değil halkları temsil edebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekiyor.
– Aynı biçimde, olimpiyatlarda, ülkeler yerine kentlerin temsil edildiği bir ek düzenleme, devletlere karşı yerelliğin savunulması adına, desteklenebilir. Böyle bir düzenlemeyle, sözgelimi, İstanbul’un tüm takımlarından tek bir karma takım çıkarılıp diğer ülkelerin şehir takımlarıyla karşılaşmalar yapılabilir.
– Ve herşeyin ötesinde, ‘dünya barışı’nı devletlerarası barıştan ibaret olarak gören zihniyetin, sınıflararası ve halklararası (bkz. Suriye) çatışmalar gibi çeşitli hayati olguları gözden kaçırdığına dikkat çekilmeli.
Olimpiyatların ve genel olarak uluslararası karşılaşmaların dünya barışına katkılarından söz edebilmek için hâlâ çok erken; ancak, yukarıdaki öneriler, küçük çaplı da olsa uygulamaya konulabilir. Antik olimpiyatların savaşlarda ölen arkadaşları anmak üzere törensel bir nitelikte ortaya çıktığını ileri sürenler var. Barış sayesinde ölmemişler için ve tam da onların katılımıyla yapılacak maçlar, çok daha umut verici olacak…


‘MİNİMAL HÜKÜMET PARADİGMASI’3

Olimpiyatlar ve dünya barışı üstüne yapılacak akademik çalışmalar, izlenim yönetimi, temas hipotezi, minimal grup paradigması, simgesel sömürgecilik gibi konulara odaklanabilir. Ayrıca, yeni kavramlar olarak, ‘hükümet benliği’ (governmental self) ve (devletler arası küçük farkların büyütülmesi ve kendini liberal olarak tarifleyen ülkelerin sömürgecilikleri (örneğin, İngiltere’nin Falksland Adaları saldırganlığı) olarak iki anlamda) ‘minimal hükümet paradigması’ üstüne düşünülebilir. Osmanlı’nın, İngiltere’nin tersine, bir uluslar birliği (commonwealth) kuramadan Türkiye’ye dönüşmesinin spora yansımaları, akademik olarak incelenebilir.


KARMA TAKIMLAR OLMALI

Milliyetçi sporun yapaylığı, değişik ülkelerin milli takım resimlerinin birbirine benzediği gerçeğiyle bir kez daha ortaya çıkıyor (örneğin, Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan). Olimpiyatlar, dünya barışına hizmet edecekse, milli takımlar yerine karma takımların oluşturulması gerekiyor. Nasıl ki, karma orkestralar, barış konserleri veriyor; barış takımları da oluşturulabilir.


TAKIMLAR İDEOLOJİ AYGITI

Milliyetçi sporculuk anlayışı, sporcuları ülkelerin temsilcilerine dönüştürüyor. Ancak, burada, ülke ile devlet özdeşliği varsayımıyla, aslında, milli takımlar, devletin ideolojik aygıtları gibi işlev görüyor. Alınan uluslararası spor başarıları, devletlerin uluslararası arenada meşruluk kazanmaları ya da var olan meşruluklarını perçinlemeleri gibi amaçlara hizmet ediyor

Yapılacak Olimpiyatların hangi ülkede olacağı nihayet belli oldu. Tokyo, Madrid ve İstanbul arasındaki yarışta sevinen taraf Tokyo olurken, bu ülkelerde hükümetlerin yürüttükleri propagandalar, sporla siyasetin ne kadar iç içe olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi.

 

Ulaş Başar Gezgin