Sol Parti yüzünü batıya dönmeli

sevim dagdelen1

Sol Parti, federal meclis seçimlerinde başarılı bir sonuç elde etti. Yüzde 8,6’lık oy oranı ve 3,7 milyon oy ile, Almanya’nın siyasi partiler yelpazesinde üçüncü parti konumuna ulaştı. Oyların çoğunluğunun eski batı eyaletlerinden gelmiş olması da kayda değer. Batı Berlin bir yana bırakılacak olursa, bu eyaletlerden yaklaşık 1,89 milyon oy aldı. Böylece Sol Parti, batı eyaletlerinde doğudan daha güçlü hale geldi. Ana akım medyanın yaptığı gibi, Sol Parti’yi bir Doğu Almanya partisi olarak nitelemek artık tartışılmaz bir durum değil. Meclis grubunda en fazla milletvekiline sahip eyalet, bir kez daha Kuzey Ren Vestfalya (NRW) oldu. Bu eyalet, başında Sahra Wagenknecht’in bulunduğu on vekille temsil ediliyor. Diğer bir nokta ise, yüzde 6,1 oy oranı (yaklaşık 583 bin oy) ile NRW’de ilk kez, batı eyaletlerinin ortalama oy oranının 1 puan üzerine çıkılması oldu. Bunda etkili olan unsurların başında ise elbette, Sahra Wagenknecht’in eyalet listesinin ilk sırasında yer almasıydı. NRW’de seçim çalışması sürdüren herkes, onun seçmenler arasında ne kadar tanındığına ve sevildiğine tanık olmuştur. Bu durum Federal Meclis Grubu’nun yönetiminde de ifadesini bulmalıdır. Meclis grubu da, parti yönetiminde halihazırda olduğu gibi, hem kadın ve erkekten oluşan, hem de doğu ve batı eyaletlerini temsil eden bir eşbaşkanlık sistemini hayata geçirmelidir. Sahra Wagenknecht ile Gregor Gysi, bu görev için en uygun isimlerdir.

Soldan AB eleştirisi

Ancak Sol Parti’nin 2009 seçimlerine oranla oy kaybına uğradığını da sessizlik geçiştirmemek gerekir. 2009 seçimlerinde, Oskar Lafontaine önderliğinde yüzde 11,9’luk bir sonuç elde edilmişti.  Bir yanda SPD’nin seçim sonrasında muhalefette yer alması, diğer yanda Göttingen’deki parti kongresi öncesinde eşbaşkanlara saldırılması Sol Parti açısından sıkıntılara yol açtı. Ancak bu sorunların, 1989/1990 yıllarında yaşanan sıkıntılarla karşılaştırılması abartı olacaktır. Ayrıca dikkat çekilmesi gereken diğer bir nokta da, partinin 360 bin oyu “Almanya İçin Alternatif” (AfD) partisine kaybetmiş olmasıdır. Yani Berlin’de alınan toplam 330 bin oydan fazlası bu partiye kaymıştır. Bu da, özenle irdelenmesi gereken bazı sorunların olduğunu göstermektedir. Ancak bu konuda verilecek yanıtı ilk bakışta görmek de mümkündür. Sol Parti, AB ve Euro eleştirisi konularını öne çıkarmamıştır. Aynı şekilde bankaların kurtarılması için alınan önlemlere cepheden karşı çıkma görevi de, seçim kampanyasında arka plana itilmiştir. Bu şekilde minder istemeden de olsa, Euro’nun kurtarılmasına karşı dikkat çekici eleştiriler getiren bu sağ popülist partiye terkedilmiştir. Eğer başta 2014 Avrupa Parlamentosu seçimleri olmak üzere, önümüzdeki dönemde seçimlerde kötü bir sürprizle karşılaşılmak istenmiyorsa, bu gidişata karşı önlemler alınmalıdır. Bu bağlamda Sol Parti, bankaların kurtarılması için hazırlanan paketlere yönelik eleştirilerini zaman geçirmeden ön plana çıkarmalıdır. Sağın güçlenmesini engellemenin yolu sadece buradan geçer. Devekuşu stratejisinde ısrar edip, “şimdiye kadar olduğu gibi devam edelim” demek, özellikle batı eyaletlerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Partinin oy oranları, özel durumu olan Berlin ve Saarland eyaletleri bir yana bırakılırsa, bu eyaletlerde 2009 seçimlerine göre büyük ölçüde gerilerken, AfD neredeyse bu eyaletlerin tümünde yüzde 5 barajına yaklaşmış ve hatta barajı aşmıştır. AfD özellikle doğu eyaletlerinde güçlüdür. Berlin’de yüzde 4,9, Brandenburg’ta yüzde 6,0, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 5,6, Saksonya’da yüzde 6,8, Saksonya-Anhalt’ta yüzde 4,2 ve Thüringen’de yüzde 6,2 oy oranına ulaşmıştır. Ancak en kalabalık nüfusa sahip olan NRW’de yüzde 4’ün altında kalmıştır. Ancak Sol Parti’nin bu eyaletlerdeki oy oranı, sırasıyla 6.1, 7.5, 4.5, 8.4 ve 5.4 oranında gerilemiştir.

Yüzümüzü batıya çevirelim

Sol Parti’nin daha batılı bir görünüşe ihtiyacı vardır. Bu durum, Federal Meclis Grubu açısından da geçerlidir. Yaklaşık 1,89 milyon oyun batı eyaletlerinde kazanıldığı 2013 seçim sonuçlarının da gösterdiği gibi, bir doğu partisi olarak gelecek seçimlerde yüzde 5 barajını aşma şansı yoktur. Seçim kampanyalarında dile getirilen AB eleştirisini AfD’ye terketmemelidir. AfD’nin seçmenlerini kazanmak için, onun savunduğu düşüncelerin sağcı ve ırkçı olduğuna işaret etmek artık yetmeyecektir. Sol Parti bu nedenle, seçim kampanyalarında ağırlık verdiği konuları belirlerken, aralarında görüş birliği bulunan CDU/CSU, SPD ve Yeşiller’in tersine, bankaların kurtarılması için hazırlanan paketlere ve buna bağlı olarak Avrupa’da demokrasi ve sosyal devletin yok edilmesine karşı çıkmaya devam ettiğini göstermelidir. SPD’nin Federal Mecliste Sol Parti ile her türlü işbirliğini reddetmesi anlamlıdır. Bu reddedişi ciddiye almak zorundayız. SPD muhtemelen, kendisini onyıllar boyunca CDU ile bir koalisyonun küçük ortağı olmaya hazırlamaktadır. Savunduğu içerik neoliberalizmin ta kendisidir. Bu, Başbakan Merkel’in Euro ve bankaların kurtarılması adına izlediği politika karşısında gösterdiği körlük derecesindeki sadakatta da görülmüştür. SPD gerçek anlamda, servetin aşağıdan yukarıya doğru dağıtıldığı bu sisteme sırt çevirmekten yana değildir. İşte tam da bu nedenle Sol Parti, sosyal hak kısıtlamalarına ve Alman ordusunun dış müdahalelerine karşı, barıştan ve sosyal adaletten yana bir muhalefet partisi olarak görev almalıdır. Seçimlerden önceki şiarımıza sadık kalmalı ve seçimlerden sonra da sosyal ve barış yanlısı bir Sol Parti olmalıyız.

Sevim Dağdelen