AB’nin sığınmacılarla savaşı

AB, Akdeniz’in ortasında yaşanan insanlık dramından sonra “çözüm” olarak askeri yöntemlerle bundan sonraki göçleri engellemek istiyor. Bu konuda ayrılan dev bütçeyle Akdeniz adeta militarist bir bölgeye çevrilmek isteniyor. Ancak, askeri yöntemlerin Afrika’dan Avrupa’ya göçü durdurması beklenmiyor.

 

3 Ekim’de İtalya’nın Lampedusa adası yakınlarında Libya’dan gelen bir geminin batması ve 350’den fazla Afrikalı sığınmacı adayının hayatına kaybetmesinden sonra AB ülkeleri tarafından yapılan açıklamaların çoğunda güvenlik önlemlerine vurgu yapılması dikkat çekti.

AB’nin yoğun baskısı üzerine, İtalya Akdeniz’de yoğun güvenlik önemleri almaya başladı. Tıpkı Roma İmparatorluğu döneminde olduğu gibi Akdeniz’in tümünü kontrol etmek üzere askeri operasyonlar planlayan İçişleri Bakanı Angelino Alfanso, gelen eleştirilerden sonra “Amacımız Avrupa’nın Akdeniz’ini illegal sığınmacılardan korumak, Lampedusa’da olduğu gibi gemilerin batmasını engellemektir” diyerek savunmaya geçti.

İtalya basınında yer alan haberlere göre, bundan sonra Libya, Tunus, Fas gibi Avrupa ülkelerinden kalkan gemileri Avrupa karasularına yanaştırmama konusunda izlenecek politika “savunma prensibi” temelinde olacak. Bu çerçevede planlanan askeri operasyonlar kapsamında savaş uçaklarının da iniş ve kalkış yaptığı bir gemi, iki firkateyn, iki silahla donatılmış sahil güvenlik botu, askeri uçaklar, gece görüşü olan helikopterler, çok sayıda insansız hava aracı 24 saat boyunca görev yapacak. “İllegal göçü engellemek” için sayılan askeri araç ve gereçlere bakılırsa ortada sanki büyük bir savaş var.

Halbuki, karşıda açlıktan ve yoksulluktan bıkmış, tek silahları umut olan, derme çatma gemiler ve botlarla yolculuk yapan yoksul insanlar bulunuyor.

 

SINIR GÜVENLİĞİ İÇİN DEV BÜTÇE

Ama Avrupa işi askeri operasyon biçimine sokarak, açıktan Afrikalı yoksullara karşı bir cephe açmış görünüyor. Cephenin en önünde ise İtalyan askerleri yürüyor. İtalya Savunma Bakanı Mario Mauro, Afrikalı yoksullara karşı savaşın maliyeti konusunda ipucu vermiyor. Ancak, halihazırda İtalya’nın “sahil güvenliği” için ayda 1.5 milyon Euro harcadığı ifade ediliyor. Ve bu miktarın önümüzdeki dönem 6 milyon Euro’ya kadar çıkabileceği ifade ediliyor. Bunun önemli bir bölümü, sınır bekçiliği yaptığı için diğer Avrupa ülkeleri tarafından AB Komisyonu’nun kasasından karşılanacak. Lampedusa’daki katliamdan sonra AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso, en kısa zamanda ek olarak 30 milyon Euro verileceğini söylemişti. Bu miktar ilk etapta bazı medya organları tarafından kurtulan sığınmacılara yardım için kullanılacağı şeklinde yansıtılmıştı. Ancak, durum hiç de öyle değil. Alman basınında yer alan haberlere göre bu paranın 17 milyon Euro’su, işbirliği çerçevesinde, sığınmacı adaylarına geçit vermemesi için Libya ordusuna verilecek. Bu çerçevede Libyalı askerler ve polisler de sığınmacılara karşı AB tarafından eğitilecek.

 

KADDAFİ DEVRİLİNCE HAYAT DAHA ZORLAŞTI

Yani, AB’nin asıl derdi, Afrika’nın çeşitli ülkelerinden Libya’ya gelip de karşıya geçme planları yapan sığınmacı adaylarını Libya’da tutmaya devam etmek. Aslında, Kaddafi daha işbaşındayken bu alandaki işbirliği gayet iyi gidiyordu. Kendisine verilen bekçilik görevini yerine getiren Kaddafi rejimi gelen sığınmacılara ülke içinde ucuz işgücü olarak kullanıyordu.

İtalya yaptığı ikili anlaşmayla uzunca bir süre Libya’nın kara sularını da koruyarak, sığınmacıların gelmesini engelliyordu.Ancak Kaddafi’nin devrilmesinden sonra hakim olan kaos ortamı Güney Sahra’dan gelen sığınmacıları da etkiledi. Pek çoğu işinden olurken, tehlikeyi göze alıp Akdeniz’e açılmaktan başka seçenek kalmadı.

Bütün bu önlemler yetmiyormuş gibi AB geçtiğimiz yıl Aralık ayında Avrupa sınırlarını korumak için bir de “Eurosur” örgütü kurdu. Toplam 244 milyon Euro bütçesi olan bu kuruma yeniş operasyon yapma yetkisi verildi. Ancak buna rağmen Avrupa’ya sığınma engellenemedi.

 

AB BU SAVAŞI KAYBEDECEK

Bütün bu güvenlik önlemleri ve devasa bütçelerle, Afrika ve diğer kıtalardan daha fazla yoksulun Avrupa’nın yükseltilen duvarlarını aşması önlenmeye çalışılıyor. Ancak, Avrupa’nın duvarlarını her geçen gün daha da yükseltme ihtiyacı duyan emperyalist güçler, bir yandan da sömürgeci ve yağmacı eylemleriyle, Asya’da, Afrika’da yoksullar ordusunu büyütmekte; daha fazla insanı göçe mecbur bırakmakta.  Çünkü emperyalizm, kendi zenginliğiyle birlikte zorunlu olarak dünyadaki yoksulluğu da arttırmaktadır.  Bu yüzden hangi tedbirleri alırsa alsın, sürekli çoğalttığı yoksulluk ve çatışmalar nedeniyle kaçak göçten yakasını kurtaramayacak,  her şeyi göze alarak “umuda yolculuğa” çıkan yoksullarla yüzyüze kalmaktan kurtulamayacaktır.

Göçün ve buna bağlı yaşanan insanlık dramlarının son bulmasının yolu ise, emperyalizmin beslenlediği damarların kesilmesi; insanların kendi yurdunda insanca yaşayabilecek koşullara ulaşmasıyla mümkündür.  (YH)