‘Hammaddenin yolu takip ediyorlar’

 01

Lampedusa ve Malta açıklarında batan gemilerde yüzlerce insanın ölümü, bir kez daha dikkatleri Afrika’dan Avrupa’ya kaçak göçe çevirdi. Ölümü göze alıp Avrupa’ya ulaşmak isteyen göçmenler nerden geliyor, neden ülkelerini terk etmek zorundalar, bu insanlık dramının sorumluları kimler gibi birçok soru yanıt bekliyor… Bölgeyi yakından tanıyan ve izleyen Togolu gazeteci Florent Kossivi Tiassou (Deutsche Welle Fransızca Redaksiyon) kaçak göçün arka planıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

 

İnsanlar neden ölümü dahi göze alarak ülkelrini terk edip böyle tehlikeli bir yolculuğa çıkıyorlar?

– Evet buraya gelmek için birçok yola başvuruyorlar. Ve bu yollar bazen çok üzücü sonuçlara sahne oluyor.. Son haftalarda televizyon ekranlarında gördüğümüz, insanların denizin ortasında nasıl öldüğüne dair görüntüler de bunların örnekleri.  Birçok nedeni var bunun ama birinci neden elbette yoksulluk. İnsanlar açlıktan kaçıyor. Çünkü başka çareleri yok. Ben bu konuyla ilgili haber yaptığımda, Senegal’de Avrupa’ya gitmek isteyenlere “Neden bu kadar tehlikeli bir yolu deneyerek, botla gitmek istiyorsunuz” diye sordum. Aldığım yanıt, “Ben burada kalırsam zaten öleceğim. Çünkü ne işim var ne de param. Ama eğer bir bota binip Avrupa’ya ulaşırsam, belki ulaşmayabilirim, ama orda hiç değilse yaşama şansım olur” şeklindeydi.

 

Yani yola çıkarken ne gibi tehlikelerin kendilerini beklediklerini bilmiyorlar mı?

– Kendilerini bekleyen tehlikelerin hepsini biliyorlar. Ama Afrika’da kaldıklarında da ölecekleri biliyorlar. “O zaman en iyisi daha iyi bir yaşam için tehlikeyi göze alarak, hem de ölüm riskine rağmen, yola çıkmak” diye düşünüyorlar. Bizim orada bir söz var: “Mücadele ederek ölmek, hiç bir şey yapmadan ölmekten daha iyidir”.

 

tiassau

Gelişlerin artmasının bir nedeni var mı?

´Özel bir nedeni yok. Biraz önce saydığım nedenler asıl olarak göçe vesile oluyor. İkincisi de çatışmalar. Bugün Afrika’nın bir çok bölgesinde çatışmalar sürüyor. Örneğin Afrika Boynuzu dediğimiz ülkelerde iç çatışmalar var. Eğer demokrasi yoksa, sadece bir grup ülkeyi yönetiyor demektir. Var olan bütün paraya el koyan bu grup, halk için gerekli olan parayı adil bir şekilde dağıtmayıp çelişkilerin daha da derinleşmesine neden oluyor.

Üçüncü önemli neden de iklim değişimi. Sahara Afrikası’nda bugün tarım yapmak mümkün değil.

Bir diğer neden de elbette sömürgeci geçmişten kaynaklanıyor. Size bir kaç örnek vereyim. Batı Afrika’da Nijer’deki durum Batılıların bu ülkenin yeraltı zenginliklerine nasıl el koyduğunu somut olarak gösteriyor. Nijer’de zengin uranyum yatakları ver. Bu uranyumla bildiğiniz gibi nükleer santraller yapılıyor, elektrik üretiliyor. Bugün uranyum çok pahalı bir yeraltı kaynağı. Fransa’nın elektriğinin yüzde 90’ı, Nijer’den getirilen uranyumun kullanıldığı nükleer santrallerden elde ediliyor. Ama gelin görün ki,  Nijer’de 10 kişiden sadece birisinin elektriği var. Nükleer santrallerde elektrik üretiliyor, ama Nijer’de elektrik yok.

Dünyanın en büyük atom firması olan Areva bir Fransız tekeli. Nijer’deki uranyumun çıkarılması ve işletilmesi hakkı da bu firmanın elinde. Areva firması Nijer’de uranyumu çok ucuza alıyor ama çok pahalıya satıyor. Mesela 1 Euro’ya aldığı Uranyum’u Londra’da 150 Euro’ya satıyor. Biliyor musunuz, 1 Euro ile orada hiç bir şey yapamazsınız.

Şimdi soruyorum: Bu kadar zengin uranyum yataklarına sahip bir ülke neden bu kadar yoksuldur. Ülkenin zenginliğinden kim faydalanıyor? Elbette Fransa. Bu nedenle, ben şunu söylüyorum: Şu anda Akdeniz’de ölen insanlar, hammaddelerin gittiği yolları takip ediyorlar.

 

Kamuoyunda sık sık Afrika’ya verilen kalınma yardımları konuşuluyor? Bunlar nasıl yardımlar ve bir yarar getiriyor mu Afrika ülkelerine?

– Evet iyi para veriyorlar. Ama bu konuda başka bir örnek vereyim size. Fransa ya da Belçika Kongo’ya “kalkınma yardımı” adı altında para veriyor. Örneğin yol yapımı için. Peki bu yolları kim yapıyor? Tabii ki Fransız, Belçika firmaları. Ve gerçekten de çok pahalıya yapıyorlar. Bu yolla verdikleri parayı yine geriye alıyorlar. Bir diğer önemli nokta da bu para hediye değil. Borç veriyorlar. Tamamı hibe edilmiş bir kalkınma yardımı diye bir şey yok. Ortada ödünç para verme var.

 

Peki yaşanan bu tabloya itiraz eden durumu değişmesi için mücadele eden örgütler yok mu?

– Bir çok örgüt var. Sivil toplum kuruluşları var. Örneğin Senegal’de hükümet dışı örgütler (NGO) dikkat çekici. Bu örgütler insanlara bulundukları bölgelerde yandım etmeye çalışıyor. İş ve eğitim imkanları yaratılmaya çalışılıyor. Bütün bunlar insanların kendi ülkelerinde kalmalarına yönelik. Ama bunlar yeterli değil. Çünkü sorunlar olduğu gibi duruyor. Afrika’da, eğitim, sağlık, kalkınma, yol yapımı.. hepsi önemli. Ama dediğiniz gibi bunlar için para yok. Paranın geleceği tek yer ise yeraltı kaynakları. Ancak yer altı kaynaklarını da Afrikalı firmalar işletmiyor.

 

Lampedusa’daki olaydan sonra nasıl göç konusu Afrika’da nasıl tartışılıyor?

– Bu konu Afrika’nın bir çok ülkesinde ana konu. Hepsi buna bir çare arıyor. Avrupa tarafı ise Akdeniz’e askerler, askeri gemiler göndermeyi tartışıyor. Bu yolla gelişleri engellemek istiyorlar. Ancak sorun aynı kalmaya devam ediyor. İnsanlar sürekli, yaşadıkları yerde bulamadıkları daha iyi bir hayatın peşinde. Unutmayalım ki, gelen insanlar her şeylerini satarak Avrupa yolculuğuna çıkıyorlar. Afrika’da yaşayıp da Avrupa’ya gelmek isteyen gençlerin bilmediği ise Avrupa’nın nasıl olduğudur. Onlar Avrupa’yı sadece televizyondan görüyorlar. Güzel fotoğrafları görüyorlar. Örneğin Köln’de insanların nasıl dolaştığını, diskoya gittiğini görüyorlar. Parklardaki piknik resimlerini görüyorlar. O zaman da “Cennet orasıymış” diyorlar.

Diğer taraftan Libya’daki durum da önemli. Bir çok kesim bunu erken unuttu. Halbuki Libya uzun bir süre bir çok Afrikalı için önemli is imkanları sağlayan bir yerdi. Kaddafi döneminde bir çok siyah Afrikalı orada çalışıp, geçimini sağlıyordu. Ama şimdi Libya’daki durum çok değişti. Güvenlik yok, iş yok. Ama Libya’ya kadar gelenler de geriye dönmek istemiyorlar. Kısacası tartışma buradaki gibi devam ediyor, ancak çözüm de bulunabilmiş değil.