AFRİKA: Yoksulluk kader mi?

01Welthungerindex1

Avrupa ülkeleri ve basını durmadan neden Afrika’dan bu kadar insanın Akdeniz’i aşmaya, Avrupa’ya ulaşmadığını soruyor. Avrupalı emperyalist devletlerin Afrika ülkelerini nasıl sömürdüğü, yer altı ve yer üstü kaynaklarına el koyarak zenginlikleri nasıl talan ettiğine ise pek değinilmiyor. Halbuki, Afrikalı yoksulların her türlü tehlikeyi göze alarak “umuda yolculuğa” çıkmasının asıl nedeni açlık ve yoksulluktan başta bir şey değil. 

 

Dünya genelinde açlık sınırında olan 842 milyon insanın önemli bir bölümü Afrika ülkelerinden. Dünya Bankası’nın verilerine göre Afrika’da yaşayan 380 milyon insan günde 1.25 doların altında bir gelire sahip ve bu da açlık sınırının altında yaşamak anlamına geliyor. Yine aynı rakamlara göre açlık sınırının altında olan 240 milyon Afrikalı kronik olarak yoksullukla yüzyüze. Yani günde 1800 kalorinin altında gıda tüketiyor.

Bugün açlığın pençesine düşmüş Afrika aslında geniş arazileri, zengin toprakları, yeterli işgücü ve doğal kaynaklarıyla kendisini besleyebilecek düzeyde. Ne var ki teknolojik yetersizlik, eğitimsizlik, kapitalist ülkelerdeki tekellerin ülke ekonomilerini istediği gibi yönlendirmeleri, yolsuzluk ve rüşvet gibi nedenler milyonlarca Afrikalının yoksul kalmasına neden olmuş durumda.

Ne var ki açlık ve sefaletin anahtarı olan sanayi ve tarımın gelişimi, insanların ailelerini insanca geçindirebilecek bir gelire sahip olmaları, Batılı tekeller tarafından engelleniyor. Gelişmiş kapitalist tekeller, daha gelişim aşamasında olan Afrika ülkelerindeki sanayi ve tarım sektörünün gelişmemesi için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Dünya genelinde yürürlükte olan uluslararası ticaret anlaşmaları, Afrika ülkelerinin pazarlarını Avrupa ve ABD’li tekellere sınırsız bir şekilde açmasını dayatıyor. Hal böyle olunca da devletler tarafından subvanse edilen Batı tekellerinin ürünleri yerli firmalar tarafından üretilen ürünlerden daha ucuza piyasaya sürülüyor. Böylece yerli ürünler uluslararası tekellerin ürünleriyle rekabet edemez hale geliyor.

Örneğin, bu koşullarda Batı Afrika’da ekilen pirinç dışarıdan getirilen pirinçten çok daha pahalı. Aynı şekilde Burkina Faso’da yabancı süt tozu, Gana’da domates, Kamerun ve Togo’da tavuk ürünleri ithal edilen aynı ürünlerden daha pahalıya mal olduğu için bu alanlarda faaliyet yürüten ulusal firmalar rekabete karşı dayanamayıp kısa bir süre içerisinde iflas ediyorlar.

 

YÜKSEK GÜMRÜK DUVARLARI

Yabancı ürünler Afrika ülkelerinin pazarına rahat bir şekilde girerken, Afrika’da yaygın üretilen muz, kakao gibi ürünlerin dış pazarlarda yer alması ise yüksek gümrük vergileri nedeniyle oldukça zor. Bu nedenle insanlar, kendi ülkelerinde kolay bir şekilde üretilebilen ürünleri üretmekten vazgeçmek zorunda kalıyorlar. Çünkü, ürünlerin yetişmesi için harcadıkları emeğe değmiyor.

Bütün bunlardan ötürü pek çok Afrika ülkesi günümüzde temel gıda ürünleri açısından zengin, sanayileşmiş ülkelerin ürünlerine bağımlı hale gelmiş bulunuyorlar.

Benzer bir durum yer altı kaynakları açısından da geçerli. Bugün açlığın en yüksek olduğu, bu nedenle de yurtdışına en çok sığınmacı gönderen Güney Sahra ülkeleri hem tarım hem de yeraltı zenginliklerinden yeterli kadar yararlanamıyor. Dünya ortalamasının da üzerinde kişi başına 0.25 hektar toprağın düştüğü Afrika kıtası, aynı zamanda dünya petrolünün de yüzde 10’unu çıkarıyor. Keza dünya elmasının yüzde 50 ve altınının yüzde 25’i Afrika’dan çıkarılarak dünya piyasasına gönderiliyor.

Ayrıca uçak, telefon, araba üretiminde kullanılan margan, kobalt, krom, kotan, çelik gibi metaller de bu kıtada oldukça fazla.

Ne var ki bu madenlerden, bu madenlerin çıkarıldığı ülkelerdeki halk değil, uluslararası tekeller ve sanayileşmiş ülkeler yararlanıyor. Ve bu metaller daha sonra pahalı ürünler olarak Afrikalıların karşısına çıkıyor. Bu nedenle, Afrika ülkelerinde son yıllarda çıkarılan madenlerin yabancı ülkelere satılmasına karşı güçlü bir direniş başlamış bulunuyor.

Bu ülkelerin başında ise Avrupa devletleri geliyor. Özellikle Sahra bölgesinde yer alan ülkelerden 2011’den bu yana sınırsız bir şekilde Avrupalı tekeller yeraltı madenlerini sınırsız bir şekilde çıkarma ve yurtdışına götürme hakkını elde etmişler. AB ile pek çok Afrika ülkesi arasında yapılan anlaşmaya göre ihracat vergileri düşürülürken, yabancı yatırımların doğrudan yatırım yapması önündeki engeller kaldırılmış. Bu nedenle, Avrupalı pek çok tekel, sınırsız bir şekilde Afrika’yı sömürüp zenginliği Avrupa ülkelerine taşıyor.

Bununla kalınmıyor aynı zamanda milyonlarca hektarlık topraklar yabancı tekeller ya da ülkeler tarafından ya satın alınmış ya da uzun sürekli kiralanarak yerli halkın tarım yapmasının önü böylece kapatılmış. Böylece Afrikalılar kendi ülkelerinde topraksız hale getirilmiş bulunuyor. Hal böyle olunca Afrikalılar, tarım yapmak istese de yapamaz durumda.

Tarımda yaşanan bu sorunlarla birlikte tarım ürünleri üzerinde uluslararası tekeller tarafından yapılan spekülasyonlar, gıda maddelerini hızlı artmasına vesile oluyor. Böylece işin ve aşın olmadığı Afrika’da ekmek kelimenin tam anlamıyla aslanın ağzında.

 

AÇLIK VE YOKSULLUK KADER DEĞİL

Bütün bu rakamlara rağmen Batılı kapitalistler ve onların borazanı durumundaki basın, günlerdir Afrikalı yoksulların neden Avrupa’ya geldiği ve bunun nasıl engellendiği üzerinde duruyor. Halbuki, gelişmeler ve rakamlar Afrika’nın Batılı emperyalist devletler tarafından bu hale getirildiğini ve şimdide kaderine terk edildiğini gösteriyor.

İşte bu yüzden, Akdeniz’de yaşanan ve daha da yaşanacak gibi görünen ölümlerden  en başta Avrupalı ve diğer emperyalist devletler sorumludur. (YH)