NSA skandalı gölgesinde Almanya – ABD- ilişkileri

104-2-obama-merkel

NSA skandalı çerçevesinde son bir kaç haftadır ortaya çıkan belge ve bilgilere bakılırsa; Almanya ile ABD arasındaki ilişkilerin artık eskisi gibi olmayacağından söz ediliyor. Ve önemli bir “güven kırılması”nın olduğu ileri sürülüyor.

Gerçekten de, bugüne kadar ortaya çıkan bilgiler bile, iki ülke arasındaki ilişkilerin alt üst olması için yeterli. Zira, ABD istihbaratının Berlin’in merkezine bir dinleme santrali kurarak, başta Başbakan Angela Merkel olmak üzere, milyonlarca yurttaşı ve pek çok kurumu dinlemesi, önemli bilgi ve belgeler edinmesi sıradan bir durum değildir. Ne var ki; Almanya’nın bu “sıradan olmayan” durum karşısındaki tutumu, bugüne kadar geçiştirme şekline oldu. Eğer, bu dinlemeleri yapan ABD değil de başka bir ülke olmuş olsa idi, tepkinin bu denli sıradan olmayacağı açık. Tersine Almanya, mağdur edilmiş bir ülke olarak gücünü ve uluslararası ilişkilerini kullanarak meseleye çok daha farklı bir boyut katacaktı.

Ne var ki; skandalın baş sorumlusu “büyük birader” olunca tepkinin de düzeyi değişebiliyor. Dolayısıyla durum şu anda daha çok “kalp kırıklığı” ya da “güven kaybı” diyebileceğimiz şekilde ifade ediliyor.

 

ELVEDA DOSTUM?

Dinleme skandalı vesilesiyle Alman-Amerikan ilişkilerini manşet yapan haftalık Die Zeit gazetesi bir tarafı ABD, diğer tarafı Alman bayrağı olan kırık bir kalbi görsel olarak kullanmış.  Altına da “Goodbye, Freunde!” (Elveda dostum!) diye yazmış.

Yıllarca “dost ve müttefik görülen” ABD’nin neden Başbakan Merkel’in telefonunu dinlediğine sorular yöneltiliyor ve her iki ülke arasında geçmişteki sıkı ilişkilere atıfta bulunularak, nostalji yapılıyor.

Ardında da “Goodbye” deniliyor. Peki, bunun olması gerçekten mümkün mü?

Mümkün olmadığı ortada. Bu nedenle Alman sermayesi süreci kendi lehine etkili bir şekilde kullanacağı anlaşılıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan dengelerde, Almanya savaşın sorumlusu olarak ağır bir şekilde cezalandırılmış ve çok uzun bir süre Batı kapitalizmin sosyalizme karşı ön cephesi haline getirilmişti. Bunda, elbette Almanya’nın ikiye bölünmesi, Berlin Duvarı’nın olması gibi nedenler de önemli rol oynuyordu. “Soğuk Savaş” yıllarında ABD’nin kanatları altında kalan Alman sermayesi, uzunca bir süredir bundan kurtulmanın gayreti içerisinde. Ancak dünyanın içinden geçtiği evreler, AB’nin tam olarak kendi başına bir aktör olamaması, Almanya’nın bu planlarını önemli ölçüde sekteye uğratmış, yavaşlatmıştır.

 

ABD GERİLEYEN, ALMANYA YÜKSELEN GÜÇ

Ancak; özellikle işgaller, savaşlar ve ekonomik kriz ABD’nin “dünyaya hakim” süper güç konumunu önemli ölçüde sarsarken, aynı dönemde Almanya ise rakiplerine göre yükselen bir güç oldu. Denilebilir ki, NSA skandalının patlak verdiği koşullarda ABD gerileyen, Almanya yükselen bir ülke halindeydi.

Her iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini değerlendiren Die Zeit, gelinen aşamayı şu şekilde özetliyor: Almanya, belki de 1945’ten yana ilk kez, ABD’ye bir politik, ekonomik ve ahlaki üstünlük duygusuyla bakıyor: „Biz bu işin hakkından daha iyi geliriz, sizden daha iyiyiz“ dercesine. Ancak Almanların kendileri hakkında taşıdıkları bu riskli memnuniyetin, kazanılan bu yeni egemenliğin bir kör lekesi var. Askeri alan, gizli servisler ve terörizmle mücadele gibi, pis, kanlı ve kötü işlerin gündeme geldiği alanlarda, Almanya egemen değil. Buralarda egemen olmak da istemiyor. (31.10.2013, Heinrich Wefing)

Yani, Almanya’nın ABD’ye mücadelede askeri gücünü kullanması, savaşlara girmesi, işgaller yapması öneriliyor. Bu temelde son zamanlarda Alman sermayesinin içinde bir kesimin gayretli bir isteği var. Daha önceki Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in açık bir şekilde dile getirdiği bu isteği, bu yıl da onun yerine cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Joachim Gauck tarafından dillendirildi.

Bütün bunlardan dolayı dinleme skandalı, Almanya ile ABD arasındaki ilişkilerin kısa bir süre içerisinde köklü bir değişikliğine yol açmaya bilir. Ancak her şeyin çıplak bir şekilde ortaya çıkması sadece ülkeler arasındaki ilişkileri sarsmayacak, aynı zamanda iktidarları de sarsma özelliği taşıyor.  Bu skandaldan Alman hükümetleri ve istihbarat örgütlerinin  sorumluluğu da biliniyor.

Almanya-ABD ilişkilerinde köklü sarsılma ancak dünyanın yeniden paylaşılması konusunda emperyalist devletler arasındaki pazar paylaşımının nasıl olacağıyla ilgili… Bu nedenle Alman sermayesi bu süreci, sırtındaki ABD kamburunu atmak için bir fırsata çevirmek için bütün imkanları zorlayacaktır. Örneğin zaman zaman gündeme getirilen Almanya’daki ABD üsleri ve askerleri konularında yeniden bir pazarlık söz konusu olabilir.

Zira; Almanya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da ABD’nin ayağını en sağlam yere bastığı, kendi arka bahçesi gibi kullandığı bir ülkedir. Ülkede neredeyse Alman askeri ve üssünden çok ABD ve NATO üsleri var. Halen 60 bini ABD olmak üzere 80 bin NATO üyesi ülkenin askeri değişik eyaletlerdeki üslerde bulunuyor.

Özetle, emperyalist devletler arasında bir süredir kendisini açık bir şekilde ifade eden çelişkiler, Snowden’in piyasaya sürdüğü NSA belgeleri nedeniyle daha fazla derinleşmiş ve saflaşma sürecini öncesine göre hızlandırmıştır.

YÜCEL ÖZDEMİR

 

Kişisel hak ve özgürlükler, kapitalizm ve sosyalizm

 

Uzunca bir süre burjuva ideologları ve basını tarafından, kapitalizmde bireysel özgürlüklerin alabildiğince geniş, sosyalizmde ise neredeyse bu özgürlük alanlarının hiç bir zaman olmadığı propaganda edildi.

Özgürlüklerin en geniş olduğu ülke ise hep Amerika adres olarak gösterildi. Bu nedenle ABD hep kapitalizmin baş temsilcisi olarak kutsandı.

Almanya’da resmi ideoloji, Hitler faşizminin yıkılması ve Federal Cumhuriyet’in kurulmasını “ABD’ye minnettarlık” olarak gösteriyor. “Müteşekkirlik” had safhada. On binlerce ABD’li askerin Alman halkını Nazilerden kurtarmak için bu topraklarda öldüğünden söz edilir, ama Hitler faşizmine karşı asıl savaşı yürüten, öldürücü darbeyi vuran, milyonlarca insanını bu savaşta yitiren Sovyetler Birliği’nden ve Kızıl Ordu’dan hiç söz edilmez.

ABD “kurtarıcı” ve “dost”, SSCB “düşman” olarak işlendi, gösterildi.

SSCB ve onun müttefiki olan Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ne (DDR) karşı on yıllarca akıl almaz, kara bir propaganda yürütüldü. Merkezine de sosyalist devletlerde ordu, polis ve istihbarat birimlerinin yurttaşların özel yaşamına her dakika izlediği konularak, “totaliter bir düzen”in varlığı kanıtlanmaya çalışıldı.

Sonraları devlet kapitalizminin faturası da sosyalizme kesilerek sosyalist devlette kişi hak ve özgürlüklerinin, mahremiyetin nasıl ortadan kaldırdığına dair karalama amaçlı nice filmler çekildi, kitap yazıldı. Sosyalist düzen “polis devleti”ne indirgendi. Almanya’da bu nedenle halen DDR’in istihbarat örgütü “STASI” denilince genellikle tüyler ürperir.

Buna karşılık kapitalist düzende bireylerin sonuna kadar özgür olduğu, devletin ve onun güvenlik birimlerinin bu özgür bireylerin hizmetinde olduğu, katiyen özel yaşama müdahale etmediği propaganda edildi.

NSA skandalı, bütün bunların bir yalandan ibaret olduğunu açık olarak gösteriyor.

Başta ABD’de olmak üzere, bütün kapitalist ülkelerde görünürde “dokunulmaz” görünen bireysel hakların ayaklar altına alındığı NSA skandalıyla artık yalın bir şekilde ortaya çıkmış bulunuyor. ABD ve diğer ülkelerde istihbarat örgütlerin bütün toplumu bir ahtapot gibi sarıp sarmaladığı, bireysel hakların alabildiğince ihlal edildiği, mahremiyetin olmadığı ortada.

Bunu da “vatan haini” ilan edilmeyi göze alarak, ülkesinden kaçan eski ajan Edward Snowden’e borçluyuz.

Olup bitenler, kapitalizmin baş temsilcisi ABD’nin gelecek korkusu içine düştüğü,varlığını sürdürmek için totaliter bir hal aldığını gösteriyor.

Dahası bu korkunç sistem, sadece sıradan bireyleri değil aynı zamanda kendisinin hizmetçisi durumundaki kurumları ve liderleri de aynı cenderenin içine almıştır.

Ve büyük bir olasılıkla bu sistemi bir tek ABD kullanmıyor. Diğer ülkeler de benzer yöntemlerle milyonlarca insanın özel yaşamını kontrol ederek, denetim altına alıyor.

NSA skandalı, günümüz dünyasında insan oğlunun her yönüyle kapitalizm ve onun koruyucusu durumundaki örgütler ve kurumlar tarafından nasıl denetim altına alınmak istendiğini NSA skandalı yeterinde ortaya koyuyor. Dahası, bunu yapan sadece istihbarat örgütleri de değil. Pek çok sosyal medya tekeli, internet arama motoru vb. de bugün kişisel bilgilerin ele geçirilmesi için kıyasıya bir rekabet içerisinde ve bunda önemli mesafeler de kat etmiş bulunuyor.

Bütün bunlar, insanlığın kapitalizmden kurtulmasının ne denli önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. (YH)