Braunschweig`ta Kültür ve Edebiyat Günü

Braunschweig

Braunschweig DİDF`in bu yıl ikincisini düzenlediği Kültür ve Edebiyat Günü 9 Kasım’da Haus der Kulturen`de düzenlendi. Etkinliğe ilgi yoğun oldu.

Bu yıl „Barış ve Edebiyat“ konusunun işlendiği etkinliğe yazar Metin Gür, Yaşar Atan, Nuriye Zeybek ve Şair Thorsten Stelzner katıldılar. Etkinliğin dinleti bölümünde ise Cengiz Akataş yönetimindeki müzik grubu sahne aldı.

Etkinlikte katılımcıların uygun fiyatlarla kitap edinebildikleri büyük bir kitap sergisi de yer aldı.

DİDF Yönetim Kurulu Üyesi Sinan Özbolat yaptığı açılış konuşmasında, Türkiye ve Almanya’daki güncel gelişmelere dikkat çekerek DİDF derneklerinin bu tür etkinliklerle emekçi kültürü ve edebiyatını kitlelere ulaştırmaya çalıştığını belirtti.

Etkinliğin ilk konuğu ise, Braunschweig ve çevresinde işçi ve antifaşist hareket içinde tanınan şair ve hiciv (satire) ustası Thorsten Stelzner oldu. Kendi şiirlerini seslendiren sanatçı yoğun alkışlarla karşılandı.

Etkinlikte ayrıca Kübali Daisy İnci`nin kürsüde Bertholt Brecht`in  „An meine Landsleute“ şiirini seslendirmesi ayrı bir güzellik kattı.

Evrensel gazetesi yazarı ve mitoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Yaşar Atan da etkinlikte „Mitolojide savaş ve barış  kavramları“ konulu bir sunum yaparak günümüzün olayları ve sorunlarıyla bir ilişki kurdu.

Eserlerinde Türkiye kökenli işçilerin iş ve aile yaşamlarını çok yönlü araştırmalarıyla tanınan yazar Metin Gür de kitaplarından değişik bölümler okuyarak güncel gelişmelere vurgu yaptı.

Kültür ve Edebiyat Günü’nün diğer yazar konukları ise Celal Yıldız ve Nuriye Zeybek’ti.  Braunschweig’ta yaşayan Zeybek, „Suya Düşen Kir“, „Güz Hapsi“ gibi romanlarının yanısıra, Eylül Dokunuşları adında da bir de şiir kitabı var. Zeybek de savaşın kirli yönünü kendi kitaplarından aktararak anlattı.

Etkinlik, Cengiz Akataş yönetimindeki müzik grubunun büyük beğeni toplayan dinletisiyle sona erdi. (YH)

 

Yazar Nuriye Zeybek:

Teşekkürler DİDF

 

Okuyucuyla bütünleştiğimiz, ender güzellikte bir edebiyat akşamı yaşadığımı söylemeliyim öncelikle. Değerli hocam Metin Gür ile yaptığımız sıcak dost sohbeti ise itiraf etmeliyim ki içimi bir başka ısıttı.

Akşamın finalinde Cengiz Akataş yönetimindeki grubun verdiği müzik ziyafeti, dinlemeye değerdi doğrusu. Ezgilerin tılsımlı dokunuşları uzun süre silinmedi belleğimden.

Kurulan stantlarda birbirinden değerli birçok kitabın okuyucusuyla buluşturulması da yeterince mutlu etti beni. Toplumumuzun sanata, özellikle de edebiyata olan ilgisizliği ne yazık ki bariz bir gerçek olarak duruyor ortada. Oysa bilenler biliyorlar ki; okumak düşünmektir. Ortak aklı ve gerçek anlamda çağdaşlığı, ancak düşünen toplumlar yakalayabilirler.

Kitaba ilgiyi canlandırmak, edebiyatı sevenleri, yazar ve kitaplarıyla buluşturmak adına böylesi anlamlı bir etkinliğin altına imza atan DİDF gönüllülerine en içten teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Yaşar ATAN

BRAUNSCHWEİG’DA ÇİÇEKLER ve DOST TANRILAR

DİDF’li genç arkadaşlarla, düzenledikleri “Edebiyat ve Kültür” günü etkinlikleri için Braunschweig’daki güzel bir mekanda buluştuk…

Doğrusu bu dostluk yüklü buluşma için bütün ilgili arkadaşlara, yüksek sesle olmasa da, yürekten ve derinden teşekkür ettik…

Dünyadaki her halkın bir mitologyası vardı. Ama bu mitologyaları sanatçılar, filozoflar ve bilim adamları yorumlayıp işlememişlerse, onlar ürkünç ve kaba oluyor; haliyle insanlığı uygarlığa götürecek birer menzil fenerine dönüşmüyordu…

Bu bağlamda yaşadığımız toprakların mitoslarını insancıl bir görüşle iki büyük destana dönüştüren evrensel ozan Homeros’u anımsattık. Çünkü Homeros, insanlarla tanrıların harmanlandığı Troya savaşlarını anlatırken, savaşların ürkünçlüğünü gözler önüne sermiştir. O korkunç tanrısal güçleri kullanarak Ege’nin iki yakasındaki iki kardeş halkı, Troyalılarla Yunanlıları vuruşturan soyguncu kralların iç yüzünü ortaya koymuştur.

Onun İlyada ve Odisseya destanları hep “barış” sözcükleriyle sonlanmaktaydı… Ne yazık ki bizler, Avrupa uygarlığına yön veren bu ozanımızı tanımıyorduk.

Anadolu kaynaklı mitologyanın ve onun tetiklediği bilimin ve sanatların, bugünkü Avrupa uygarlığının temelini oluşturduğunu söyledik. Sümerlerden başlayan bu mitologyayı sırasıyla Grekler, Romalılar ve Rönesans’la birlikte Avrupalılar benimsedi ve onu sanatlara, bilimlere dönüştürdüler… O yüzden de mitologyayı bilmeden Batı kültürünü, yani edebiyatını, sanatlarını, felsefesini anlamak mümkün değildi…

Konuşmamızın sonunda gençler konuyla ilgili çok iginç sorular sordular; görüşler belirttiler…

Gençlerimiz, geçmiş çağlarla çağımızın benzerliklerini de çok iyi sezinliyorlardı…

Etkinlik sonunda bizlere sunulan çiçekleri ve gördüğümüz dostluğu, dile gelmez bir mutlulukla yüreğimize gömdük…

Mitosların tetiklediği sanatların ve bilimin öncülüğünde, barışın ve kardeşliğin egemen olacağı bir dünyada insanlık Altınçağını yaşayacaktı.. Ve barış içinde üretip bölüşen bütün insanlar, artık ışık, emek ve toprak kardeşi olacaklardı…

İşte bu kesin gerçeğin coşkusuyla, etkinliği düzenleyen dostlara teşekkür edip ayrılırken, gözlerimizin içi hep gülüyordu…