Kadına yönelik şiddete hayır!

 

-

Siz bu yazıyı okuduğunuz sırada küçücük bir kız çocuğu ellerinden ayaklarından tutulup genital sakatlamaya maruz kalacak. Bir başka kız çocuğu zorla evlendirilecek. Bir kadın, evinde hani o kapanmaya zorlanıldığı en güvenli mekanında tekmeler, tokatlar yiyecek. Bir kadın öldürülecek. Bir başkası tecavüze uğrayacak. Ve bir kadın tecavüze uğrayıp aldıramadığı çocuğunu bağıra bağıra doğuracak. Onlarcasına hakaret edilecek.

Bu cümlenin sonuna geldiğinizde bir kız çocuğu, bir kadın ve bir başka kadın daha şiddete uğramış olacak. Sonra bir daha, bir daha…

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre hergün yaklaşık 8 bin kadın ya da kız çocuğu genital sakatlama ile karşı karşıya kalıyor. Her yıl 16 milyon genç kadın doğum yapıyor. Yaklaşık her üç kadından biri eşinden şiddet görüyor. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri de dahil olmak üzere her köşesinde kadına yönelik şiddet sürüp gidiyor.

Örneğin Almanya’da 16-85 yaş arasında her 4 kadından biri hayatında en azından bir kere partnerleri tarafından bedensel, cinsel şiddete uğruyor. Yüzde 42’si ise psikolojik şiddetle karşılaşıyor. Kadınların yüzde 13‘üyse tecavüz, tecavüze teşebbüs veya başka şekillerde cinsel ilişkiye zorlandıklarını ifade ediyor. Bedensel şiddete uğrayanların yüzde 37’si, cinsel şiddete uğrayanların yüzde 47’si uğradıkları vahşeti kimseyle konuşamıyor.

İtalya’da her üç günde bir kadın sevgilisi, eşi ya da eski eşi tarafından öldürülüyor. Fransa’da ise bu rakam yılda 160’a tekabül ediyor. Türkiye’de ise son 7 yıl içinde Türkiye’de kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı. Kadınlar salt sokakta, işyerinde değil, en huzurlu, güvenli yer olarak nitelendirilen evlerinde de şiddete uğruyor. İtalya’da öldürülen kadınların yüzde 64’ü kendi evlerinde öldürülüyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlamasına göre kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranıştır. Şiddetin çok değişik biçimleri vardır ve kadına yönelik şiddet, ataerkil, toplumsal, hukuksal, ekonomik, siyasal, eğitimsel yapı içinde kadının ayrımcılığa uğramasından, eşitsizlikten, kadının erkeğe bağımlı hale getirilmesinden kaynaklanıyor.

Kadına yönelik şiddet, dünyanın bir çok bölgesinde devam eden savaş ve bölgesel çatışmalarda, giderek artan yoksullukta, doğurganlığa yapılan müdahalelerde, kadın ticaretinde, taciz ve tecavüzlerde, namus, gelenek adına yapılan her edimde açıkça ortaya çıkıyor. Bütün bunlara ek olarak medya, cinsiyetçi ve kadını aşağılayan, geleneksel kadın erkek rollerini pekiştiren, şiddeti magazinleştiren, pornografiyi körükleyen yayın anlayışıyla kadınları aşağılıyor  ve kadınlara yönelik suçların artmasına davetiye çıkarıyor.

Dünyanın bir çok ülkesinde kadın hareketi, kadına karşı şiddetin, özel hayatın dışına çıkıp görünür olmasını sağladı. Tabularla mücadele etmek, şiddete uğrayan kadınların tek başına olmadıklarını göstermek, savunma olanaklarının genişletilmesini sağlamak, faillerin cezasız kalmamasını ve yasaların değişmesini istemek gibi çok sayıda talebin ısrarlı savunucusu oldular. Ancak bütün bu çabalarımız ne yazık ki şiddet mağdurlarının sayısını azaltmaya yetmiyor. Bedensel, ruhsal, ve zihinsel yani bir bütün olarak kadına dokunulmazlık hakkını savunmak ve bu hakkın yaşama geçmesini sağlamak için kat edilecek yol çok. 25 Kasım Pazartesi günü dünyanın bir çok ülkesinde ve Almanya’da ‘Kadına yönelik şiddete hayır’ denecek. Şiddeti yaratan sosyal, toplumsal, geleneksel, kültürel ve ekonomik sorunlarla mücadele çağrısı yapılacak. O gün biz de Göçmen Kadınlar Birliği olarak alanlarda olacağız. Zira durmadan usanmadan şiddete hayır demek ve şiddeti yaratan, besleyen her türlü uygulama ve akımla mücadele etmekten başka şansımız yok.

Pelin Şener