ÖNCE VATANDAŞLIK

Doppelte Staatsbürgerschaft

CDU/CSU ile SPD arasında devam eden koalisyon görüşmelerinde göçmenler açısından en dikkat çeken konu çifte vatandaşlık hakkının tanınması. SPD’nin “vazgeçilmezler” arasına koyduğu çifte vatandaşlık konusunda tarafların uzlaşmama ihtimali bulunuyor. Ancak, bu ülkede yaşayan milyonlarca göçmenin Alman vatandaşlığına geçişinin kolaylaştırılmasını ise kimse tartışmıyor.

 

YÜCEL ÖZDEMİR

 

CDU/CSU ile SPD arasında devam eden koalisyon görüşmeleri öncesinde SPD’nin açıkladığı 10 maddelik “Talepler Listesi”nin 5. sırasında yer alan çifte vatandaşlık hakkı kapsamında “Opsiyon Modeli”nin kaldırılması yer alıyor. SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, partisinin genel kongresinde yaptığı konuşmada bir kez daha koalisyon görüşmeleri için kırmızı çizgilerinin asgari ücret ve vatandaşlık olduğunu ilan etti. Böylece asıl tartışmanın her iki konuda yoğunlaşacağı tahmin ediliyor.

“Çifte vatandaşlık” talebi aslında SPD’nin kendisini tekzip etmesi anlamına geliyor. Zira, SPD yönetiminin bugün “büyük koalisyon” için şart koştuğu “çifte vatandaşlık” veya “Opsiyon Modeli” aynı zamanda SPD’nin eseri. 1 Ocak 2000’de yürürlüğe giren Yeni Vatandaşlık Yasası’nda, açık bir şekilde Türkiye gibi ülkelerden gelenlerin eski vatandaşlıklarından çıkma şartıyla Alman vatandaşı olabilmeleri yürürlüğe konulurken, 1990’dan itibaren Almanya’da doğan yabancı çocukları için, ebeveynleri gereken şartları yerine getirdikleri takdirde doğumla birlikte iki ülke vatandaşlığından birini seçme uygulaması (Opsiyon Modeli) gündeme getirildi. Zira, doğumla birlikte vatandaşlığa geçiş bu tarihe kadar mümkün değildi, “kan esası” belirleyiciydi.

Prusya devletinin 1842’de kabul ettiği kan bağına dayalı vatandaşlık yasası, 1913’de Alman hukukuna dahil edilmiş ve uzun süre öyle kalmıştı. Prusya döneminde Leh, Rus ve Yahudi atalara sahip olanlar, “entegrasyon sorunu” yaşadıkları gerekçesiyle, 1889’da kan bağına dayalı vatandaşlık yasasına dayandırılarak vatandaş yapılmamıştı.

2000 yılında doğumla Alman vatandaşlığına geçişi engelleyen 1913’ten kalma uygulamaya son verdi. 1950’lerden itibaren Almanya’ya yaşanan göç ve sonrası gelişmeler çoktan bu uygulamayı çağdışı bırakmıştı. Zira, o yıllarda değil Almanya’da yaşayan göçmenleri vatandaş yapma, Almanya dışında bulunan kalifiye işgücünü Almanya’ya getirmek için sermaye tarafından yoğun bir çaba harcanmıştı. Demografik gelişmeler daha fazla göçmenin Alman vatandaşı olmasını ve yurtdışından daha fazla kalifiye işgücünün getirilmesini adeta kendisini dayatmıştı ve bugünümüzde de halen geçerli.

 

SEÇMECE VATANDAŞLIK

Zaten, 2000’de çıkarılan yasanın özünü sermayenin çıkarları oluşturuyordu. Eğitimli, kalifiye olan göçmenleri Alman vatandaşlığı yoluyla kazanma politikasının izlendiği bu dönemde, dil bilmeyen, işsiz kalan, ‘suça karışan’, Anayasa’ya sadakat göstermeyen göçmenler ise toplumun dışına itiliyordu. Ve bu yaklaşım halen devam ediyor. Bu açıdan Almanya’nın vatandaşlık yasası özünde göçmenleri “iyi ve kötü” ya da “yararlı ve zararlı” olarak ayıran, ayrımcı karakterinden arınmış değil. Asıl olarak bu değişmesi gerekirken, bütün tartışmanın getirilip çifte vatandaşlığa hapsedilmesi, Alman vatandaşlığına geçiş önündeki engellerin, ayrımcılığın olduğu gibi devam etmesini istemekten başka bir şey değildir.

Bu nedenledir ki, vatandaşlığa geçiş şartlarında olumlu bir değişim olmadığı için, hukuksal engeller yüzünden vatandaşlığa geçenlerin sayısı yıldan yıla azaldı.

Bugün Alman toplumu ve göçmenlerin ihtiyacı, siyasal kaygılarla vatandaşlığa geçişin önüne konan bütün engellerin kaldırılması ve yaşam merkezi burası olan bütün göçmenlerin vatandaşlık haklarına kavuşmasının sağlanmasıdır.

Ancak koalisyon görüşmelerinde bu haksızlık ve ihtiyaç yine görmezden gelinmekte, engellerle dolu Vatandaşlık Yasası’nın değiştirilmesi, engellerin kaldırılması yerine Opsiyon Modeli’yle sınırlı bir tartışma yürütülmekte.

Ve özellikle SPD, yarattığı yanılgıyla sanki vatandaşlık yasasında köklü bir değişiklik yapılacağı ve isteyen herkesin eski vatandaşlığını koruyabileceği şeklinde bir algı yaratmaya çalışıyor.

 

ÇİFT Mİ TEK Mİ!

Bu nedenle vatandaşlığa geçmenin kendi başına engellerle dolu ve sorunlu olduğu bir Almanya’da, Alman vatandaşı olacak göçmenlerin tek mi yoksa çift mi vatandaşlık hakkına sahip olacağı yönündeki tartışma lükstür. Diğer taraftan bu ülkede doğan göçmen kökenli gençlere ‘ya onu ya bunu tercih et’ dayatmasını içeren ‘Opsiyon Modeli’, göçmenlere yönelik politika ve uygulamalardaki çarpıklığın bir parçası ve sonucudur. Bu modelden kaynaklı sorunlarla sınırlı kalan iyileştirmeler de elbette önemsiz değildir; ancak bununla sınırlı kalan bir değişimin, konuyla ilgili sorunları bütünüyle ortadan kaldırmayacağı, dahası üstünü örtmek anlamına geldiği açıktır.

Almanya’da çifte vatandaşlık’ konusunda uzun yıllardır süren tartışmalara bakıldığında şu noktaya dikkat çekmekte yarar var: Gerek Alman gerekse Türk tarafında konuyu milliyetçi bir gözlükle ele alıp buna göre tutum belirleyenler, karşı kutuplarda gibi görünseler de aslında buradaki göçmenlerin yaşamını, ihtiyaçlarını ve hala devam eden bir değişim süreci içinde oldukları gerçeğini kabul etmemek konusunda ortak bir yerde birleşmektedirler.

Bugün klasik ifadesini CDU/CSU’da bulan, “çifte vatandaşlık uyumu engeller, bu yüzden karşıyız” görüşü de; göçmenlerin bütün sorun ve sıkıntılarını çifte vatandaş olamamaya bağlayan görüşler de, uyumu hukuksal kurallara/yaptırımlara indirgemekte ve sonuçta göçmenlerin uyumuna yarar değil zarar getirmektedir.

Göçmenlerin uyumuyla ilgili sorunları, zorlamayla, hukuksal yaptırımlarla gidermenin mümkün olmadığı ortada. ‘Çifte’ değil de sadece Almanya vatandaşı olduğunda da göçmenlerin içinde bulunduğu yaşam koşulları, ekonomik, siyasi, sosyolojik gerçekler nedeniyle uyum konusundaki sorunlar varlığını sürdürmektedir.

Böyle olunca da, hukuksal dayatmalarla terbiye etme tutumu, iddia edildiği gibi uyuma pozitif değil, negatif yönde katkı sunmaktadır.

Çifte vatandaşlıkla ilgili bir diğer temel sorun da, hukuksal gerekçeleri ne olursa olsun, söz konusu uygulamanın taşıdığı ayrımcı karakterdir. Çünkü uygulama, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşları ve kendi yurttaşını vatandaşlıktan çıkarmayan ülkelerden gelenler açsından pratik bir anlam taşımıyor, ancak tek olmasa bile esas olarak Türkiye kökenliler için sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim bugün Alman vatandaşlığına geçenlerin göçmenlerin yaklaşık yarısı aynı zamanda bir başka ülkenin de vatandaşıdır. İnsanların kökenleri yüzünden, temel haklardan mahrum kalmasına, ‚ikinci sınıf göçmen‘ sayılmalarına neden olan bu çifte standart tabii ki kabul edilemez.

Elbette doğru olanı insanların kendisine yaşam merkezi olarak belirlediği, geleceğini kurmayı istediği ülkenin vatandaşlığını taşımasıdır. Ancak bu, günümüz koşullarında bazı durumlarda yetersiz kalıyor, eski vatandaşlığı bırakıp yeni bir vatandaşlığı almasına engel olabiliyor.

Bu, özellikle Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler için geçerlidir. Türkiye ile halen ekonomik, sosyal, siyasi bağların güçlü olması, Tük vatandaşlığının bırakılarak Alman vatandaşlığına geçmeyi zorlaştırabiliyor. Zira, tek başına Alman vatandaşı olduğunda Türkiye’de “yabancı muamelesi” görecek olması, insanlardaki tereddütleri arttırıyor. Belirtmek gerekir ki, Türkiye’deki yabancılar yasası pek çok açıdan Almanya’yı aratmamaktadır!

 

TARTIŞMALAR UYUM DEĞİL, POLİTİK HESAPLARI GÖZETİYOR

Koalisyon pazarlığı kapsamında süren çifte vatandaşlık tartışmasının, göçmenlerle yerli halk arasındaki ilişkileri iyileştirme; göçmenlerin uyumuna olumlu katkılar sunma gibi kaygılar taşımadığı ortada. Tersine öne çıkan partilerin politik hesapları-kaygıları olmakta ve özellikle SPD göçmenler arasında bu vesileyle bir imaj tazeleme ve koalisyon pazarlığında bir koz olarak değerlendirme gayreti sergiliyor.

Keza geçmişte bu konuyu siyasi bir ranta çeviren, yerli ve göçmeler arasında gerilimi artıran CDU/CSU’nun genel olarak çifte vatandaşlığa onay vermeyeceği daha başından biliniyordu. Ne var ki bugün açısından açıklaması dahi zor olan “Opsiyon Modeli”nin değiştirilmesi de söz konusu olabilir. Ama bu, partilerin göçmenlere yönelik politika ve bakış açılarının değiştiği anlamına gelmiyor.

Diğer taraftan bu ülkede yaşayan göçmen kökenli emekçilerin sorun ve kaygıları, çifte vatandaşlık konusundan ibaret değildir. Koalisyon pazarlıklarının Almanya’da emekçiler açısından ne gibi sonuçlar doğuracağı; emekçilerin çalışma koşulları, sosyal hakları, eğitim alanındaki ihtiyaçlar, uluslararası alanda izlenecek politikalar vb. konularda ne gibi yeni sorun ve sıkıntıların yaşanacağı sorusu, yerli halk ve emekçiler gibi göçmenlerin hayatını da doğrudan ilgilendiriyor ve etkiliyor. Ve şurası açıktır ki, göçmen emekçilerin hayatına damgasını vuracak olan da, çifte vatandaşlık, işsizlikten geçim derdine, eğitim sorunlarından sosyal adaletteki dengesizlik gibi birçok konuda yaşanacak gelişmeler olacaktır.

Yani göçmen emekçiler için sorun ‚tek mi çift mi‘ den öte insanca yaşanacak koşullara ve haklara sahip olunmasıdır.

 

Alman vatandaşlığı: Uzun ince bir yol

 

1 Ocak 2000’de SPD-Yeşiller Hükümeti tarafından yürürlüğe konulan Vatandaşlık Yasası’na göre Almanya’da yaşayan bir göçmen ancak şu şartları yerine getirdiği takdirde Alman vatandaşlığına başvurabiliyor:

 

–         Almanya’da süresiz oturum hakkına sahip olmak.

–         En az 8 yıl (Bu süre daha önce 15 yıl idi) düzenli olarak Almanya’da ikamet etmek.

–         Kendi geçimini sağlayacak bir gelire sahip olmak. Aile bireylerinin hiç birisinin sosyal yardım veya Hartz IV yardımı almaması gerekiyor.

–         Yeterli Almanca bilmek.

–         Almanya’da toplumsal düzen konusunda bilgi sahibi olmak. (Bu daha sonra Vatandaşlık Testi ile somutlaştırıldı. 100 arasında yöneltilen 33 sorundan 17’sini doğru yanıtlayan başarılı kabul ediliyor.)

–         Her hangi bir olaydan dolayı ceza almamak.

–         Federal Almanya’nın özgürlükçü demokratik düzenini ifade eden Anayasa’ya bağlı olmak.

–         Vatandaşlık harcı halen yetişkinler için 255, 16 yaşından küçükler için 51 Euro’dur.

 

KAYNAK: www.bundesregierung.de

 

Opsiyon Modeli nedir?

 

1 Ocak 2000’de yürürlüğe konulan Vatandaşlık Yasası’nda Alman vatandaşı olmak kan bağı esasından çıkarılırken, Almanya’da doğan ancak ebeveynleri Alman olmayan çocuklara da Alman vatandaşı olma şartı getirildi. Bu şarta göre 1 Ocak 1990’dan itibaren Almanya’da doğan, ebeveynleri süresiz oturum hakkına sahip, kendi geçimlerini sağlayan ailelerin çocuklarına otomatikman Alman vatandaşı olma hakkı tanındı. 23 yaşına kadar hem Alman hem ebeveynlerin sahip olduğu vatandaşlığa sahip olan bu gençlerin bu yaştan itibaren sahip olduğu vatandaşlıklardan birisini tercih etme zorunluluğu getirildi. Uygulamaya bu nedenle “Opsiyon Modeli” deniliyor.

Bu model ebeveynlileri birden fazla vatandaşlığı olan ebeveynlerin çocukları için geçerli değildir. Ebeveynlerinden biri Alman olan çocuklar 23 yaşından sonra da çifte ya da çok vatandaşlı kalabilirler.

Ayrıca, sahip olduğu ebeveyn vatandaşlığından çıkamayan çocuklar da 23 yaşından tercihe zorlanmayacaklar.

Bunun dışında olan çocukların en geç 21. yaşında bağlı olduğu daireye başvurarak sahip olduğu vatandaşlıklardan hangisinde kalacağını bildirmesi gerekiyor. Ancak 21 yaşında henüz hangi vatandaşlığı tutacağı konusunda karar veremeyenlere 23 yaşına kadar süre tanınıyor.

Alman vatandaşlığını kaybeden gençlere yabancı statüsünde süresiz oturum hakkı veriliyor.

Sol Parti tarafından yöneltilen bir soru önergesine hükümet tarafından verilen yanıta göre bugüne kadar 176 genç Alman vatandaşlığını kabul etmeyerek “yabancı” statüsüne düştü. (YH)

 

Opsiyon Modeli kaldırılmalı

 

Sol Parti Federal Parlamento Göç ve Uyum Politikası Sözcüsü Sevim Dağdelen yaptığı açıklamada, bugün pek çok kesim tarafından “Türk karşıtı politikanın yapıldığı”na kanıt olarak gösterilen Opsiyon Modeli’nin derhal kaldırılması gerektiğini söyledi. Dağdelen yaptığı açıklamada, Almanya’da bugün vatandaşlığa geçen göçmenlerin yarısının aynı zamanda çifte vatandaş olduğunu belirterek, genel olarak çifte vatandaşlığın önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti.

SPD’nin bugün konuyu gündeme getirmesinin samimiyetle ilgisinin de olmadığını söyleyen Dağdelen, Opsyon Modeli’nin kaldırılması için 2008’de mecliste bir önerge verdiklerini, ancak bunun SPD’nin de aralarında bulunduğu partiler tarafından reddedildiğini ifade etti. (YH)

 

 

YILLARA GÖRE ALMAN VATANDAŞLIĞINA GEÇİŞ

 

YIL             BİN

1990            101,4

1995            303,6

2000            186,7

2001            178,1

2002            154,5

2003            140,7

2004            127,2

2005            117,2

2006            124,6

2007            113

2008            94,5

2009            96,1

2010            101,6

2011            106,9

2012            112,3

 

KAYNAK; Federal İstatistik Dairesi

 

Bilim insanlarından bakanlık çağrısı

 

 

SPD ile CDU/CSU arasında koalisyon görüşmeleri devam ederken, 60 bilim insanı ortak bir açıklama yaparak önümüzdeki dönem göçle ilgili politikalar için Göçmen Bakanlığı’nın kurulmasını talep etti. Şu anda Başbakanlığa bağlı olarak Göç ve Uyum Müsteşarlığı şeklinde uygulamanın yetersiz olduğunu ifade eden bilim insanları tarafından yapılan çağrı, aynı zamanda internet ortamında imzaya da açıldı. Şu ana kadar yaklaşık 9 bin kişi tarafından imzalanan metinde, Almanya’nın artık bir göç ülkesi olduğu her kes tarafından kabul edildiği ifade edilerek, buna göre bir örgütlenmenin, yapılanmanın olması gerektiğine işaret edildi. Göç ve uyumun bugün ve gelecekte önemli bir konu olduğunun ifade edildiği açıklamada, şu anda oturum hakkı konusunda İçişleri Bakanlığı’nın, Çalışma izni konularında ise Çalışma Bakanlığı’nın  “Uyum Bakanlığı” gibi davrandığına işaret edilerek bütün bunların bir bakanlık bünyesinde toplanması gerektiği belirtildi.

Çağrıyı ilk imzalayanlar arasında Prof. Dr. Werner Schiffauer, Prof. Dr. Iman Attia, Prof. Dr. Klaus J. Bade, Dr. Naika Foroutan, Prof. Dr. Yasemin Karakaşoğlu, Assist. Prof. Dr. Levent Tezcan, Prof. Dr. Alexander Thomas gibi isimler yer alıyor. (YH)