Asıl felaket emperyalistler

Hava sıcaklıklarındaki anormallikler, çarpıcı çevre felaketlerinin artarak sıklaşması bütün dünyada giderek daha fazla insanı kaygılandırıyor. Çevre koruması ve uygulanacak önlemler konusunda ise yıllardır bitmeyen bir tartışma sürüyor. Büyük devletler, bir yandan çevreye ne kadar duyarlı oldukları imajı verirken bir yandan da bilim insanları ve çevre örgütlerinin talep ettiği önlemler çıkarlarına ters düştüğü için olabildiğince işi yokuşa sürmeye devam ediyorlar.

Geçtiğimiz Kasım ayı sonunda Varşova’da toplanan BM İklim Konferansı da bir kez daha, bu oylamaların devam edeceğini gösterdi. Filipinler’deki tayfun felaketinin yarattığı dramatik atmosfer bile büyük devletlerin bu tutumunda bir değişikliğe yol açmadı.

Almanya’da çevreyle ilgili aktif çalışma yürüten Dr. Mohan K. Ramaswamy ve Jochen Schaaf, İklim Konferansı ve çevre sorunları konusunda sorularımızı yanıtladı.

 

(Dr. Mohan K. Ramaswamy, Kültür ve Sosyalbilimci,  SCITEM Bilim Ajansı Müdürü)

Dünya İklim Konferansı’nın başarılı geçtiği söylenebilir mi?

Tam tersine bu konferansı bir fiyasko, felaket olarak değerlendiriyorum. Bu konferans büyük bir gerileme, geri adımdır. Nitekim çevre örgütleri konferanstan geri çekildiler. İklim konferansına paralel zamanda gerçekleştirilen kömür konferansı da Polonya Hükümeti’nin başarılı bir konferans ve çevre ve doğa politikalarında ilerleme istemediğini açık bir şekilde göstermektedir. Oysa gerçekte çevre ve doğa kirliliğini artıran ve doğayı tahrip eden emisyon oranı dünya çapında artarak devam etmektedir. Gerçekten de bu durumu gerçek anlamda değiştirmeyi baz alan bir irade yoksunluğu yaşandığı açıkça görülmektedir.

– Çevrecilik ve doğayı koruma Almanya’da hep önemsenen bir toplumsal talep oldu. Buna rağmen hukuksal çerçeve gerçekten de doğa ve insanlığın çıkarları doğrultusunda mı şekillenmektedir?

Kağıt üzerinde de olsa hala yasal çerçeve yeterli denilemeyecek kadar kötüdür. Yeni hükümetin önüne koyduğu hedeflerin şimdiki yaşanandan bile daha geride olduğunu görmekteyiz. Hükümet büyük tekeller ve atom lobisinin istek ve talepleri doğrultusunda sorumsuz bir siyasi çizgi izlemekte. Şimdi üzerine mutabakat sağlanan anlaşma, ekonominin ökolojik-ekonomik yeniden inşasını engellemektedir. Hükümetin yeni planları enerji tedarikine dayalı izlenen politikaların merkez dışı ve yenilenebilir enerji doğrultusunda yenilenmesini sekteye uğratmaktadır. Almanya bu konuda örnek teşkil edip, başı çekebilirdi oysa.

– Koalisyon görüşmeleri tamamlandı. Enerji alanında da uzlaşma sağlandığı açıklandı. Örneğin kömürün sübvanse edilmesi kararlaştırılırken, yenilenebilir enerjinin gelişimi yavaşlatılmak istenmektedir. Hükümet partileri  bu adımla neyi amaçlamaktadır.

Bu mutabakat vatandaşın gözüne kum serpmeyi ve vatandaşı kandırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda vatandaşa alınan önlemlerin çevreyi ve doğayı korumaya yarayacağı doğrultusunda güven hissi de verilmek istenmektedir. Biz yanlış alanda çok büyük miktarlarda enerji üretiyoruz. Atom ve termik santrallerin hepsi kapatılmalıdır. Parlamentoda bulunan büyük partiler (Yeşiller de buna dahildir) büyük ölçüde lobicilerin hizmetine girmekteler. Alman hükümetinin çevre politikaları enerji tekellerinin kar yapmalarını garanti altına almaya yönelik şekillenmiştir. Bu yapılırken tabi sıradan vatandaşın sırtından bu yapılmaktadır. Buna en iyi örnek olarak arabalarda limitli zararlı maddeler ölçeğinde sınıflandırma verilebilir. Otomobil sanayisinin siyasete dolaysız olarak dayattığı ve zorunlu tuttuğu ve çok harcayan ağır araçları, hafif ve az harcayan arabalara kıyasla öncelikli kılan ve teşvik eden bir uygulama sözkonusu.

– Doğa ve çevrenin kalıcı bir biçimde korunabilmesi ve Filipinler’de yaşanan doğal afet gibi afetlerin engellenebilmesi  için, Almanya’da  nasıl bir yol izlemek gerekli sizce?

Bu konuda yapılması gerekenler açıktır. Dünyanın ısınması kesinlikle durdurulmalı. Bu ısınma Filipinler’de yaşanan doğal afetin de başlıca nedenidir. Kapitalist, kar amaçlı ekonomik sistem dünya ölçekli doğa krizinin ana nedenleri arasında bulunuyor. Siyasetin kolları tekellerin arpalıklarına dayanmamalı ve bu tekellerin iktidarlarına son vermelidir. Bu bağlamda doğa ve çevreyi gözeten açık bir politik hat izlenmelidir.

Toplu taşımacılık konseptleri de bu siyaset kapsamına dahildir, ama aynı zamanda bireysel taşımacılık için başka yönelimler içermelidir. Alternatif enerji konseptleri araba sanayisinde devrimci dönüşüm yaşanmasına vesile olabilir ve mobilite alanında yeni yollar ve çığırlar açabilir. Enerji sevkiyatı ve enerji tedariki konusunda farklı modeller, uzun soluklu ve sağlıklı bir ekonomi için yol gösterici olmalıdır.

Diğer taraftan insanlar birleşmeli ve dünyaları için mücadele etmelidir. Güçler dengesi değişmeden uzun soluklu doğa çıkarını gözeten siyasette başarılı olmak zor görünüyor. Bu çerçevede, insanlığın doğal yaşam kaynaklarını koruma ve savunmaktan sorumlu bir uluslararası, bağımsız, partiler üstü, demokratik örgüte, bir kuruma ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyaç duyulan oluşum işçiler, çevreciler, köylüler, gençler, bilim insanları, mühendisler, sanatçılar ve küçük işletmeciler ve ufak ve orta ölçekli sanayi temsilcilerinin de örgütlenebileceği ve birleşebileceği, çevre kirliliğine ve doğanın katledilmesine neden olanlara ve bunun sonucu yeni doğal afetlerinin yaşanmasına neden olanlara karşı, yani asıl sorumlu olan mali sermayeye ve onun hizmetinde bulunan hükümetlere karşı çalışmalar yürütün bir ‘çevre/doğa sendikası’ olarak düşünülebilir.

 

 Jochen Schaaf (Geri Dönüşüm Ekonomisi İçin Halk İnisiyatifi Başkanı)

Dünyada çarpıcı bir  iklim değişimi ve doğal afetlerde önemli artış gözleniyor sizce bunun nedenleri nelerdir?

– Filipinler üzerinde 8-10 Kasım  tarihleri arasında ‘Süper Tayfun- Haian’ ile ilk defa bir fırtına, son otuz yıl içinde herşeyi gölgede bırakan bir doğa felaketi yaşattı. En az 10 bin insan hayatını kaybetti. Tacloban şehrinin yüzde 80’i silindi. Sadece Leyte ilinde her beş evden dördü tahrip oldu. 800 bin insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı, birçoğu tüm mal mülk varlıklarını kaybetti. 330 bin kişi hala sığınaklarda barınıyor. Hala takım adalar üzerinde bize dehşet bir resim sunuyor.

Haian, Güneydoğu Asya’da son yedi hafta içinde gerçekleşen onbirinci tayfundu. Bu yoğunlaşan ‘Süper-Tayfunlar’ın nedeni doğal olmayan sera etkisinin sebep olduğu global ısınmadır ve dünya küresel doğal afetlere geçişin işaretidir.

 

Çevre koruma konusunda siyaset ve iş dünyası ne kadar samimi?

– Birleşmiş Milletlerin, Varşova’da gerçekleştirdiği iklim zirvesi, sera gazı emisyon azaltımı konusunda bağlayıcı bir anlaşma yapılmadan sona erdi. Filipinler’deki tayfunun neden olduğu yıkıcı sonuçlar delegelerin gözü önündeydi, felaketi milyonlarca insan hissetmişti, küresel iklim değişikliklerinin meydana geldiğini biliyorlardı. Büyük endüstri ülkelerinin temsilcileri ve fosil enerji kaynakları lobicileri yine de ekoloji ve ekonomi uyumluluğu üzerine konuşuyorlar. Bununla aslında söylemek istedikleri, çevrenin, kendi karlarına itaat etmesidir. Maksimum karlarına kısıtlama getirecek herşeyi engellemek istiyorlar. Dünyanın en büyük tekelleri, çevresel bozulmaya yolaçan ana nedendir. En büyük yirmi arasında bulunan 14’ü yağ, gaz, enerji ve otomobil tekelleridir! Karları için bugün insanlığın temel ihtiyaçlarına karşı yıkım getiriyorlar.

 

BUND, Greenpace, WWF ve Oxfram gibi örgütler iklim konferansını protesto ederek ayrıldılar. Neden?

– Çünkü bu konferans sadece Doha önerisini kabul etti. 2015’e kadar iklim-programı (yol haritası), 2020 yılında da yürürlüğe girmesi öngörülüyor. Bu yüzden sözkonusu doğa dernekleri umutlarını 2014 yılında Lima’da gerçekleşecek bir sonraki konferansa bağlamış durumda. Benim fikrim ise, Varşova bize bir kez daha şunu gösterd: Tahribata neden olan ana unsurlarla biraraya gelerek, onların anlayış ve müzakerelerine umut bağlamak anlamsızdır. İklim felaketinden etkilenenler bunlardan ne yeterli maddi destek, ne de kurbanlar konusunda merhamet bekleyemez. Diğer şeylerin yanı sıra yardım paraları için haftalarca süren görüşmeler iğrenç ve aşağılayıcıdır. Öte yandan büyük meblağlar, mali ve ekonomik sistemi ayakta tutmak için kullanılmak isteniyor.

 

Dünyanın geleceği için, politik ve ekonomik alanda ne tür adımlar atılmalı sizce?

– Bugün için en önemli taleplerimiz, CO²-emisyonunun etkili biçimde düşürülmesi için, 2020 yılına kadar yüzde 100 yenilenebilir enerjinin uygulamaya sokulmasıdır. Bu hedef, enerji lobileri tarafından engelleniyor. Buna, iklimi tehdit eden diğer faktörlerin sınırlanması da eklenmeli: Bunlarsa, kaynakların yağmalanması, hava, su ve toprağın zehirlenmesi, aşırı atık vb. olaylar. Kapitalist ekonomik sistem ve onun vurgunu, gezegenimiz üzerindeki tüm yaşamı tehdit ediyor. Bu nedenle çevre hareketi, kapitalizme karşı toplumsal alternatifi de tartışmalı. Gezegenimizin çöküşünü engellemek için, iklim konferanslarına umut bağlama yerine, işçi ve çevre hareketleri ulusal ve uluslararası alanda birleşmeli ve olayın kaynaklarına yönelmeli. Milyonlarca insan gösteri, protesto, grev ve diğer mücadele yöntemleri ile taleplerini hayata geçirmeli. Ben bundan dolayı, uluslararası çalışma yürüten bir çevre sendikasının, her zamankinden daha gerekli olduğuna inanıyorum.