İyi ve güler yüzlü bir katil

 01NSU

NSU terör çetesi ile ilgili davada baş sanık Beate Zschaepe’nin yaşamı araştırıldı. ‚İyi ve güler yüzlü’ olarak tanıtıldı. Böyle bir insan nasıl böylesine korkunç bir ırkçı haline geldi?

 

René Heilig*

 

Münih’teki NSU davasında geçen hafta cinayetlerin perde arkasını ortaya çıkarmak için Beate Zschäpe’nin hayatı mercek altına alındı.

Hakimler, 60 günden beri süren davada bu konuda kendilerine en fazla yardımcı olacağı umuduyla bir kadına başvurdular. 27 Kasım Çarşamba günü baş hakim Manfred Götzl, Annerose Zschaepe’yi tanık olarak dinlemek için duruşma salonuna çağırdı. O, Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’la birlikte dokuzu göçmen kökenli ve biri polis olmak üzere 10 kişiyi hunharca öldürmekten yargılanan  Beate Zschäpe’nin annesiydi. Kızı Beate, laptopunu kapattı, arkasına yaslandı ve kollarını uzattı. İçeriye annesi girdi; ufak tefek, 61 yaşında, kanı çekilmiş, hastalıklı görünen bir kadın…

Hakkında çok az bilgi var: DDR döneminde Romanya’da diş doktorluğu okudu ama mühendislik dalında ekonomist olarak çalıştı. Erkeklerden yana şansı iyi değildi ve kızının bakımını çoğunlukla anneannesine bıraktı. NSU cinayetlerinin ortaya çıkması sonrası 2011 Kasım’ında ifadesi alındı, medyada görünmedi. Bu nedenle duruşma salonunda kadının anlatacaklarıyla ilgili olarak büyük bir beklenti vardı. Ama hayal kırıklığı yaşandı. Hakimin zanlının annesi olduğu için ifade vermeme hakkı olduğu bilgisini vermesinin ardından konuşmayacağını bildirerek kızının yüzüne bir kez bile bakmadan salondan ayrıldı. Her şey iki dakika içinde oldu bitti. Kameralara çekim yapacak kadar zaman bile kalmadı. Halbuki duruşmanın başlamasından bir saat önce salon tıklım tıklım dolmuştu…

Gün Beate Zschäpe’nin Mallorca’da yaşayan kuzeninin dinlenmesiyle başladı. İkisi Jena’da birlikte büyümüşlerdi ama adamın hatırladıkları pek de somut değildi. Örneğin Beate’nin Uwe Mundlos’u erkek arkadaş olarak seçmesi sonrası annesiyle kavga ettiğini sanmaktaydı. Mundlos, NSU cinayetlerinin ortaya çıkması sonrası intihar eden katillerden biriydi. Daha sonra Beate, ikinci katil olan Uwe Böhnhardt’a ilgi duymaya başlamıştı.

Kuzeni Beate Zschäpe’yi ‚kendine güvenli ama şiddet eğilimi olmayan biri‘ olarak tarif etti. Perşembe günü devam eden ifadesinde kuzen Stefan A., Beate’nin elinde hiç silah görmediğini, bu nedenle 1998’de kadın tarafından kiralanan garajda bulunan bombaların yapımının onun fikri olduğuna inanmadığını söyledi. Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt ise ‚her zaman daha çılgındılar‘.

39 yaşındaki kuzen kendisinin sağ düşünceli olduğunu, Nazi’lerin giydiği ceket (bomberjacke), çizme ile dolaştığını ve saçlarını o tarzda kısa kestirdiğini, ‚devlete, yabancılara, sola ve her şeye karşı‘ olduğunu, ‚eğlence, içki ve kavgayı yaşamın anlamı‘ olarak gördüğünü itiraf etti.

Mundlos ise tersine ‚epey yükselmişti‘, eylemlere, Nazi buluşmalarına katılıyor, bildiriler ve yabancılara karşı kışkırtıcı şiirler yazıyordu. Bir keresinde sokaktaki bir ‚Çingene’nin kafasına pasta fırlatmış, Gençlik Klubü’ndeki sosyal danışmana ‚kızıl domuz‘ diye küfretmişti. ‚Böhnhardt ise tam bir silah çılgınıydı.‘ Üçü de NSU destekçisi olarak haklarında dava açılan aşırı sağcı Ralf Wohlleben, Holger Gerlach ve bir hafta önce tanık olarak dinlenen André Kapke ile arkadaştılar. Kameradschaft Jena ve Thüringer Heimatschutz adındaki Nazi örgütlerinin üyesiydiler.

A. polisteki ifadesinde Beate Zschäpe’nin ‚erkekleri kontrolü altında tuttuğunu‘ söylemişti. Aralarındaki bu ilişkiyi açığa çıkarmak için duruşmaya Nazi teröristlerle beş yıl Baltık Denizi’ndeki Fehmarn adasında bir tatil kampında tatil yapan iki çift davet edilmişti. İlk kez 2007 yılında karşılaşmışlardı. Kendilerini Max (Uwe Mundlos), Gerry  (Uwe Böhnhardt) ve Liese (Beate Zschäpe) olarak tanıtmışlardı. Mesleki yaşamları üzerine pek sohbet etmemişlerdi. Gerry, bir akrabası için sipariş edilen otomobilleri sahiplerine teslim ediyordu. Max, DDR’li tanınmış bir enformatik profesörünün oğluydu ve bilgisayar çılgınıydı, Liese ise çocuklarla ilgilenmesini iyi bilen biriydi. Birlikte mangal keyfi yapmışlar. Max, sörf konusundaki bilgilerini paylaşmış hatta internet aracılığıyla ‚Kim Milyoner Olmak ister‘ oyununu hep birlikte oynamışlardı.

Özellikle Max ve Liese çok konuşkandılar. Gerry ise tersine çok sessizdi. Birbirlerini ta okul sıralarından beri tanıyan bu üç arkadaş ‚iyi, güler yüzlü ve yardımsever’diler. Çok iyi anlaştıklarını hatta bir keresinde tatil sonrası kendilerine postayla orijinal Thüringen sosisi gönderdiklerini, diğer bir aile ise kızlarının 17. doğum gününde Zwickau’dan üç gencin kutlamaya katıldıklarını anlattılar. Sonra 4 Kasım 2011 geldi. Eisenach’taki bir banka soygunu sonrası NSU terör çetesi ortaya çıktı. Dört tanık, arkadaş oldukları bu üç kişinin on kişinin katili olduğunu öğrendiklerinde, nasıl aldatılmış olduklarını düşünüp büyük bir şok yaşadıklarını ifade ettiler.

Önceki hafta da üç katilin yaşadığı Zwickauer Frühlingsstraße 26’daki binanın kapıcısının da ifadesi alındı. Erkeklerin çoğunlukla bir yerlere gidip geldiklerini, o nedenle varlıklarının fark edilmediğini söyledi. Evi Thüringenli bir başka Neonazi’nin adıyla tutan ve kendini Dienelt adıyla tanıtan Diddl-Maus Beate ile ise iyi bir ilişkisi vardı. İşten sonra arkadaşlarıyla bira içtiğinde Beate sık sık yanlarında olurdu. Yazın evin arkasında, kışın ise bodrumda otururlardı. Kapıcı, bodrumun duvarında bir Hitler resminin asılı olduğunu kabul etti ama ‚politik bir şey değildi, sadece ölen erkek kardeşinin evinde ondan kalan tek hatıra olduğu için almış ve anısına bodrumun duvarına asmıştı‘.

 

*Neues Deutschland

Çeviren: Semra Çelik