Önce gasp ettiler, şimdi şükredin diyorlar

 01merkel

Ülkenin dört yıl boyunca Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) tarafından kurulacak “büyük koalisyonla” yönetilmesi artık kesin gibi görünüyor. Bu hükümetin neler yapacağı, neler yapmayacağı ise karar altına alınan Hükümet Sözleşmesi’nde saklı. Peki bu sözleşme emekçiler için ne anlama geliyor?

 

Federal Almanya tarihine en geç kurulan hükümet olarak kayıtlara geçecek olan, Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) arasındaki koalisyon pazarlıkları nihayet sonuçlandı. “Almanya’nın Geleceğini Şekillendirmek” başlığını taşıyan ve 185 sayfadan oluşan “Koalisyon Sözleşmesi”, SPD üyeleri tarafından da onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek.

AB’deki bütçe açığı ve üye ülkelere Almanya’nın öncülüğünde dayatılan tasarruf paketlerinin, dış politikadaki yayılmacılığın, vergideki adaletsizliğin sürmesi, zenginlerden daha fazla vergi alınmaması, vb. gibi pek çok noktada zaten aynı düşünen koalisyon ortakları bu konularda uzlaşmada fazla bir zorluk çekmediler.

 

DERİN ÇELİŞKİLER SÜRMEYE DEVAM EDECEK

Almanya’da yaşayan milyonlarca işçi ve emekçinin önünde en acil ve önemli sorunlar olarak artan yoksulluk, düşük ücretli işler, işsizlik, emeklilik ve vergi adaletsizliği bulunuyor. Ajanda 2010 ile, mevcut ekonomik-sosyal hakların önemli bir bölümünü tırpanlayan, sadece kırıntılarını bırakan Alman sermayesi, şimdi de bu haklardan kırıntı mahiyetinde iyileştirmelere gidilmesine onay veriyor ve bununla yetinilmesini istiyor.

Sendikalar başta olmak üzere, sistemin bir parçası olan çeşitli örgüt ve kurumlar da bu küçük iyileştirmelere şimdiden “fit” olmuş ve önümüzdeki dönemde “büyük koalisyon” ile “barış içerisinde” yaşayacakları mesajını veriyorlar. Bu nedenle küçük iyileştirmeleri, kazanım olarak takdim ediyorlar.

Bugünden baktığımızda, müstakbel hükümet ortaklarının, üzerinde uzlaşmaya vardıkları sözleşmenin asıl olarak, önümüzdeki dört yıl içerisinde, biriken hoşnutsuzluk ve tepkinin güçlü bir toplumsal harekete dönüşme riskini azaltmak olduğu görülüyor.

Ciddi ekonomik-toplumsal sorunların faturasını emekçi yığınlara kesme üzerine kurulan sermaye politikasının yürütücüsü olan ve olacak koalisyon partileri, ‘eşitsizlik-adaletsizlik-yoksullaşma-gelecek endişesi’ üreten tablonun bu politikanın işçi ve emekçiler biriktirdiği öfke ve tepkilerin elbette farkındalar. Kriz ve kısıtlama politikalarının Avrupa genelinde işçi-emekçi hareketini ciddi biçimde büyüttüğü bir dönemde, sermaye partilerinin adeta ‘uyuyan devi uyandırmama’ gibi bir kaygı taşıması nedensiz değildir. Bu elbette işçi ve emekçilerden gaspedilen hakların iadesi anlamına gelmiyor ama sermayenin uzun vadeli çıkarlarını güvenceye alma, emekçi halk üzerindeki baskıları olabildiğince daha kontrollü sürdürme tutumunu içeriyor. Nitekim son yıllarda çalışma ve sömürü koşullarının ortaya çıkardığı imkanlar da, sermayeye şimdilik bu tür manevralar yapma açısından fırsat sunuyor. Kurulacak hükümetin olası programında yer alan ve ‘iyileştirme’ olarak propaganda edilen adımları da, bu çerçevede, sermayenin temel istekleriyle çelişmeden, emekçilerdeki öfkeyi bir miktar yatıştırma kaygısının bir sonucu olarak görmek gerekiyor.

CDU/CSU Meclis Grubu Başbakı Volker Kauder, SPD’ye çok fazla taviz verildiği biçiminde gelen eleştiriler konusunda Der Spiegel dergisine verdiği röportajda, “Ülkenin büyük sorunları konusunda Başbakan Merkel ve Birlik Partileri istediklerini sözleşmeye yazdırmıştır. Avrupa ‘borç birliği’ olmayacak, daha fazla borçlanma yapılmayacak ve bütçede ve maliye olduğu gibi kalacak. Vergi ve giderlerde artış olmayacak. Bu hükümette belirleyen biz olacağız” diyor. (Der Spiegel, 49/13)

Gerçekten de sözleşmede asıl olarak sermayeye dokunulmadığı, seçim öncesindeki taleplerinin olduğu gibi yer aldığı net bir şekilde görülüyor.

 

ASGARİ ÜCRET, KİRALIK İŞÇİLİK…

Emekçiler açısından günümüzde en önemli sorun düşük ücretli işler, yoksulluk, kiralık işçilik, süreli iş anlaşmasıyla işe alma vb. çalışma yaşamına dairdir. Bu sorunların bir bölümünün giderilmesi için önemli bir talep olan yasal asgari ücretin gecikmeli de olsa (2017) aşamalı olarak yürürlüğe konulması ilk etapta olumlu görünüyor. Ancak, gelinen aşamada olumlu olan bir tek asgari ücretin bir yasayla düzenlenmesinden ibarettir. Gerisi fazla bir anlam taşımıyor.

Zira uygulamanın sürece yayılması, miktarın 8.50 Euro gibi düşük tutulması, saat başı 8.50 Euro’nun olan ve şu anda uygulamada bulunan branşa özgü asgari ücret 1 Ocak 2017’ye kadar yürürlükte kalacak.

Kiralık işçilikte şu anda yürürlükte olan bir işyerinde en fazla 24 ay çalıştırma süresi 18 aya düşürülmesi bir olumluluk olarak gösterilirken, gerçekteyse, toplumun geniş kesimleri arasında tepki toplayan kiralık işçiliği meşrulaştırmaktan başta bir anlam taşımıyor. Halbuki, bu ülkedeki yerli ve göçmen emekçilerin çıkarı kiralık işçiliğin toptan yasaklanmasından geçiyor ve bu konuda başta işçiler olmak üzere toplumun geniş kesimleri arasında bir hoşnutsuzluk bulunuyor.

 

HER ŞEY YAZILMIYOR, YAZILAN HER ŞEY YAPILMIYOR

Koalisyon Sözleşmesi’nde belki açık ve net bir şekilde önümüzdeki dönemde hangi alanlara yönelik kısıtlamaların, kesintilerin olacağı açık olarak yazılmamış olabilir, ancak bu halkın sırtına yeni yüklerin bindirilmeyeceği anlamına gelmiyor.

Diğer taraftan, yıllardır hayata geçirilen hak gaspları ve izlenen politikalar sayesinde emekçilerin iyice aşağıya çekilen yaşam standartları, çalışma koşulları ve sosyal haklar konusunda daha fazlasını talep etmelerinin önüne geçilerek, mevcut durumun kabullenilmesi, şükredilmesi isteniyor. Halbuki, sermaye tarafından emekçilerin gasp edilen hakları bugün ortaya atılan kırıntılardan kat be kat fazladır. Bu nedenle izlenilmesi gereken yol kaybedilenleri geri almak, yeni kazanımlar hedeflemek olmalı. Aksi takdirde sermaye partilerinin mercekle büyüttüğü kırıntılar “büyük kazanımlar” olarak gösterilecektir. (YH)

 

 

 ‘Büyük koalisyon’ anlaşmasında neler var?

 

CDU/CSU) ile SPD arasında üzerinde uzlaşma sağlanan bazı konular şöyle:

 

ASGARİ ÜCRET: SPD tarafından pazarlık konusu yapılan 8.50 Euro asgari ücret, 1 Ocak 2015’ten sonra yasallaşacak. Şu anda asgari ücretin altında olan toplu sözleşmeler 2016 yılına kadar uygulamada kalacak. 1 Ocak 2017’den itibaren asgari ücret genel olarak uygulamaya konacak. Saat başı taban olarak 8.50 Euro’dan ödenmeye başlanacak. Staj ve meslek eğitimi yapan gençler asgari ücret uygulamasının dışında tutuldu.

Daha önce tekel menajerlerinin sınırlandırılacağına dair SPD tarafından verilen vaat sözleşmede yer almadı. Aynı şekilde zenginlerden daha fazla vergi alınması da söz konusu değil.

 

KİRALIK İŞÇİLİK: İş yaşamı yeniden düzenlenecek. Bir kişinin kiralık firma tarafından çalıştırılması 18 ay ile sınırlandırılacak. 9 aylık çalışmadan sonra kiralık işçiye ana firma işçileriyle aynı maaş verilecek.

 

ÇİFTE VATANDAŞLIK: SPD tarafından Alman vatandaşı olan bütün göçmenlere çifte vatandaşlık hakkı verilmesi şartı tam olarak yerine getirilmedi. Bunun yerine 1990’dan itibaren Almanya’da doğan ve ebeveynlerinin vatandaşlığının yanı sıra doğrudan Alman vatandaşlığını alan, ancak şu anki uygulamaya göre 23 yaşına geldiğinde bunlardan birisini tercih etmek zorunda kalan gençler için bu dayatma kaldırılıyor. Opsiyon Modeli’nin kaldırılması anlamına gelen bu uygulamanın ne zaman yürürlüğe konulacağı ise belli değil.

 

ANNELERE EMEKLİLİK: 1992 yılından önce çocuk sahibi olan annelere, annelik emekliliği bağlanması üzerinde anlaşmaya varıldı. Bu uygulamanın 2014 yılının Temmuz ayında başlatılması öngörülüyor.

 

ESNEK EMEKLİLİK: SPD’nin imzasının altında olduğu 67 yaşında emekliliğin esnekleştirilmesi kabul edildi. Buna göre 45 yıl çalışanlar 63 yaşında maaşından kesinti yapılmaksızın emekli olabilecek.

 

OTOBAN VERGİSİ: CSU’nun gündeme getirdiği yabancı araçlardan otoban vergisi 2014 yılı içinde alınmaya başlanacak.
EĞİTİM: Partiler, eğitime daha fazla bütçe ayrılması üzerinde de mutabakat sağladı. Belediye ve enstitülere, eğitim desteği sağlanacak. Gelecek yasama döneminde eğitimdeki teşvikler için 23 milyar Euro’luk ek bütçe ayrılması kararlaştırıldı.

 

YENİLENEBİLİR ENERJİ: 2020 yılına kadar yenilenebilir enerji kullanımının toplam sarfiyattaki payının yüzde 45’e çıkartılması planlanıyor. 2030 yılına kadar da bu oranın yüzde 55 ila 60’a yükseltilmesi, üzerinde uzlaşma sağlanan maddeler arasında yer alıyor.

 

 

Kim Ne Dedi:

Oskar Lafontaine (Sol Parti Saarland Meclis Grup Başkanı): Koalisyon sözleşmesi bankaların ve tekellerin politikayı belirlemeye devam edeceğini gösteriyor. Vergi sistemi aşağı ile yukarı arasındaki adaletsizliği, zenginlerden daha fazla vergi alınmadığı derinleştirmeye hizmet etmeye devam ediyor. (…) Ajanda politikasında hafif bir düzeltme her şeyin düzeldiği anlamına gelmiyor. Komşu ülkelerdeki asgari ücrete baktığımızda, anlaşma tam bir sefalet örneği.

 

Michaela Rosenberger (NGG Başkanı): Nihayet asgari yasal ücretin sözleşmede yer almasından dolayı çok sevinçliyim. Doğu-Batı arasıda bir ayrımın yapılmaması da güzel.

 

Hans-Jürgen Urban (IG Metall Yönetim Kurulu üyesi): Büyük koalisyon küçük adımlar attı. Bunların bir kısmı doğru yönde. Bugünle kıyaslandığında emeklilik, asgari ücret, hastalara bakım ve bakım sigortası konusunda ilerlemeler var. Bu elbette sendikaların bir başarısıdır. Ancak düşük ücretli işler, yoksulluk, işsizlik konusunda fazla bir şey yok.

 

Gregor Gysi: Uzun görüşmeler sonra sosyal bölünmeyi derinleştiren ve lobicilerin emrinde olan bir koalisyon hükümeti çıktı. Bu koalisyon, SPD’nin seçimler öncesinde talep ettiği gibi politika değişikliğini içermiyor tersine asıl olarak önceki CDU/CSU-FDP hükümetinin devamıdır.

 

Ulrich Grillo (Alman İşverenler Birliği Başkanı): Almanya’nın geleceği için şans kaçırıldı. Anlaşma, ekonomide büyümeye, daha fazla işyerine yol açmayacak. Tersine Alman ekonomisini yeniden stres testine koyacak, Almanya’nın bir endüstri yatırım yeri olmasını çekici olmaktan çıkaracaktır.

Frankfurter Rundschau Gazetesi: Koalisyon sözleşmesini ülkemizin reform ihtiyacıyla ölçüp karşılaştıranlar, bu programı vicdanları rahat bir biçimde kabul edemez. Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı Sigmar Gabriel ve ortaklarının, Büyük Koalisyon’un somut reform adımları atılmaksızın olamayacağı yönündeki iddialarına inananlar bile, bunu koalisyon sözleşmesinde boşu boşuna arayacaklardır. Başbakan Angela Merkel, herkesin refahı için gerçek bir ilerleme sağlamaya cesaret etmeksizin, bizi, orta ve üst tabakanın refahını uzun süre hem Almanya, hem de Avrupa’da daha alt kesimdeki mağdurlara karşı koruma konusunda kandırdı. Ancak bunun uzun süre işlemeyeceği görülecektir. Ve bu olduğunda Sosyal Demokrat Parti de bir sonraki ekonomik durgunluğun sonuçlarının sorumlusu olacaktır. Bu durum Sosyal Demokrat Parti’ye, şimdi tavır koyup, yeniden seçimlere gidilmesi riskini de göze alıp, Hıristiyan Birlik Partileri ile ittifakı reddetmesinden daha fazla zarar verecektir.