Petrol ve Kürdistan

Yusuf Karataş

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Türkiye ile yaptıkları petrol anlaşmasını tanımayan Irak Merkezi Hükümet Başbakanı Maliki’ye “baskıyı sürdürürsen Kürdistan’ı ilan ederim” uyarısı yapmış. Bu uyarı, “Irak’ta yeniden başa mı dönülüyor?” sorusunu akla getiriyor. Çünkü bugün olanları anlamak için daha önce yaşananlara dönüp bakmak gerekiyor.

Hatırlanırsa Maliki Hükümeti tarafından Irak’ı istikrarsızlaştırmaya yönelik saldırılardan sorumlu tutulan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi’nin önce Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne ve sonra da Türkiye’ye sığınması sürecinde Irak’ın merkezi ve bölgesel yönetimleri arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmişti. Bu gerilim, Barzani yönetiminin zaten Irak’taki Maliki hükümeti ile kavgalı olan Türkiye ile daha fazla yakınlaşmasına yol açmıştı. Bu yakınlaşma sonucu Temmuz 2012’de Türkiye ile Barzani yönetimi arasında petrol ticareti anlaşması imzalanmıştı. Ama bu anlaşmayı tanımayan Maliki hükümeti, kime ait olduğu konusunda Irak merkezi ve Kürdistan Bölgesel yönetimleri arasında anlaşmazlık bulunan Kerkük, Selahaddin ve Diyala’ya Dicle Operasyon Ordusu’nu göndermişti. Barzani’nin bu hamleye karşılık Peşmerge ordusunu bölgeye göndermesiyle iki askeri güç çatışma noktasına gelmiş; bu gerilimli ortamda Barzani’nin “bağımsız Kürdistan”ı ilan edebileceği konuşulmaya başlanmıştı. İşte tam da böylesi bir ortamda geçtiğimiz yılın Aralık ayında Time dergisine röportaj veren Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Maliki’ye karşı umutlarının Türkiye olduğunu söylemiş ve “Bağımsız bir Kürdistan için en az bir ülkenin desteğine ihtiyacımız var” diyerek Türkiye’yi işaret etmişti. Ancak Irak’taki gerilimin bu noktaya varmasından rahatsız olan ABD ve İran’ın devreye girmesi, hesapların değişmesine neden olmuştu. ABD, Barzani ve Erdoğan yönetimlerinin Maliki Hükümeti ile yarattığı bu gerilimin Maliki’yi İran’a yakınlaştıracağı kaygısını taşıyor ve aynı zamanda Barzani yönetiminin Türkiye ile yaptığı petrol ticareti anlaşmasından rahatsızlık duyuyordu. Bu rahatsızlığı ABD Ankara Büyükelçisi Ricciardone “Biz Türkiye’nin Irak’ın petrol ve gazının yüzde 20’siyle değil, bütünüyle ilgilenmesini arzu ediyoruz” açıklamasıyla dile getirmişti. İran rejimi de Suriye üzerinden sürdürülen kamplaşma ve çatışmaları Irak’ta yeni bir boyuta taşımayı ve Kürtlerle karşı karşıya gelmeyi istemiyordu. ABD ve İran’ın devreye girmesi sonucunda çatışma noktasına gelen gerilimli ilişkiler yerini geçtiğimiz Mayıs başlarında Başbakan Maliki ile Kürdistan Federe Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani arasında yapılan anlaşmaya bırakmıştı. Yapılan anlaşmaya göre petrol ve doğalgaz kaynaklarının ve gelirlerinin paylaşımı konusunda bir komisyon oluşturulacak ve sorunlu bölgelerin güvenliği ortak sağlanacaktı.

Ancak bölgesel gelişmelerin seyrinin belirsiz olduğu koşullarda yapılan bu anlaşma, sorunları çözen değil; donduran bir anlaşmaydı. Körfez ülkelerinin ve Irak’ın petrolünün taşınması ve Batı’ya pazarlanması konusunda Suriye’de Esad rejiminin ve Rojava’da PKK çizgisindeki PYD’nin varlığı bir sorun yaratıyordu. Bu sorunu ortadan kaldırmak için Erdoğan-Barzani yönetimleri arasındaki ilişki ve işbirliği yeni bir boyuta taşındı. Rojava’da Barzani çizgisindeki partiler Cenevre-2’ye Erdoğan’ın desteklediği SUK içinde katılma kararı aldı. Barzani’nin Diyarbakır ziyareti, AKP Hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki işbirliğinin bölgesel düzeyde bir kader ortaklığı olduğunun ilanı oldu. Böylece Irak ve Suriye’nin geleceği ile Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü konusu ve ekonomik işbirliği üzerinden Erdoğan-Barzani arasında bir Bölgesel ittifak oluşturuldu. Erdoğan, ‘Kürdistan’ sözcüğünü bu ilişki ve işbirliğinin bir gereği olarak kullanmak zorunda kaldı.

İşte “başa mı dönüyoruz” sorusunu sorduran gelişme, bu ilişkilerin bir sonucu olarak Ankara’da Başbakan Erdoğan ile Kürdistan Bölgesel yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani arasında imzalandığı belirtilen petrol ve doğalgaz anlaşması oldu. Irak merkezi ve Kürdistan Bölgesel yönetimleri arasında petrol gelirlerinin paylaşımı konusunda anlaşmazlık devam ettiği için Maliki Hükümeti, bu anlaşmanın kendi onayı alınmadan yapılamayacağını söylüyor. ABD de bu konuda Maliki Hükümetinin onayı alınması gerektiğini savunuyor. Dolayısıyla bu koşullarda (Irak merkezi hükümeti ile anlaşmaya varılmadan) kurulan boru hattı üzerinden önceleri Kürdistan’dan Türkiye’ye yıllık 400 bin ve 2016’dan sonra 1 milyon varil petrol ve 10 milyar metreküp doğalgaz’ın gönderilmesini öngören anlaşmanın -ki bu anlaşma petrolden yıllık 16 milyar ve doğalgazdan 10 milyar dolar gelir anlamına geliyor- yürürlüğe girmesi imkansız gibi görünüyor. Bu anlaşmanın geleceği bakımından Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın bugün Irak’ta yapacağı görüşmenin sonuçlarına bakmak gerekiyor.
Kürdistan’ın bağımsızlığı meselesi ise elbette orada yaşayanların -Güney Kürdistan halkının- kararını vereceği bir konudur. Ancak Barzani’nin bu konuyu petrol pazarlığına ve Türkiye ile kader birliğine bağlamış olması, süreci tersine çevirecek gelişmelerin de önünü açıyor.