Sosyal demokrat seçim hilesi

 dagdelen

SPD böylece, bir kez daha seçim kampanyalarında verdiği vaatlerin çok gerisinde kaldı. SPD daha 2009 seçimleri sırasında, dört yıl boyunca hükümet ortağı olarak karşı çıktığı bir entegrasyon politikası talep etmişti.

Sosyal demokratlar Federal Meclis seçimleri öncesinde, göze çarpan bir sıklıkta göçmen örgütlerini, ziyaret ederek, seçimlerde kendilerine destek vermelerini istemiş ve göçmenlerin, özellikle de Türkiyelilerin hakları için mücadele edeceklerini söylemişlerdi. Ayrıca, artık bu sefer kesinlikle Vatandaşlık Yasası’ndaki Opsiyon Modeli’nin (buna göre bu ülkede doğa çocuklar, anne-babalarının vatandaşlığının yanı sıra Alman vatandaşlığını da elde ediyor) kaldırılmasını ve çifte vatandaşlık hakkının genel kabul görmesini sağlayacaklarını vaat etmişlerdi. CDU/CSU ve SPD’nin imzaladığı koalisyon sözleşmesi, SPD’nin bir kez daha, neredeyse geleneksel hale gelmiş seçim hilesine başvurmuş olduğunu gözler önüne seriyor. Bu seçim hilesini, asgari ücret ve zengin vergisinin yanı sıra, çifte vatandaşlık konusunda da görüyoruz. Opsiyon Modeli kaldırılıyor. Almanya’da doğan bir çocuk, artık yaşı ilerlediğinde doğduğu ülkenin vatandaşlığıyla, anne-babasının sahip olduğu vatandaşlık arasında tercih yapmak zorunda kalmayacak. Bu da, yasa gerçekten bu şekilde çıkarsa olumlu bir gelişmedir.

Sol Parti, hem Anayasa hukuku açısından, hem de örgütsel nedenlerden dolayı başından itibaren Opsiyon Modeli’ne karşı çıktı. Ancak koalisyon görüşmelerinden çıkan bu sonuç bizi yanıltmamalı ve SPD’nin bütün vaatlerine rağmen çifte vatandaşlık hakkının tanınmayacağını görmezden gelmemize yol açmamalı. Oysa SPD Başkanı Sigmar Gabriel, kısa bir süre önce yapılan SPD Genel Kurulu’nda, “SPD’ye, içinde çifte vatandaşlık hakkının yer almadığı bir koalisyon sözleşmesi sunmayacağım” demişti. Bugün koalisyon ortakları arasında varılan uzlaşma, bu nedenle pis kokular yayıyor. Çünkü genel geçerliğe sahip bir çifte vatandaşlık uygulaması bundan sonra da gerçekleşmeyecek. Özellikle Türkiyeli göçmenler, bu durumdan etkilenecek ve SPD’nin bu seçim hilesiyle kendileriyle dalga geçtiği izlenimini edinecekler. Çünkü SPD özellikle onların saflarında bu vaatle seçim kampanyasını sürdürmüştü.
SPD böylece, bir kez daha seçim kampanyalarında verdiği vaatlerin çok gerisinde kaldı. SPD daha 2009 seçimleri sırasında, dört yıl boyunca hükümet ortağı olarak karşı çıktığı bir entegrasyon politikası talep etmişti. O dönemdeki talepleri arasında, üçüncü ülke vatandaşlarına yerel oy hakkının yanı sıra, opsiyon modelinin kaldırılması da bulunuyordu. Oysa Sol Parti, 2008 yılında sunduğu ve opsiyon modelinin kaldırılmasını öngören bir önerge ile, 2009 yılında sunduğu ve üçüncü ülke vatandaşlarına yerel oy hakkı verilmesini öngören bir önergeye karşı çıkmıştı. Ama seçim kampanyasında tam da bu taleplere sahip çıkarak vaatlerde bulunmuştu. SPD, şimdi de aynı şekilde ikiyüzlülük yapıyor ve göçmenlerin unutkanlığına bel bağlıyor. Çünkü Opsiyon Modeli’nin kaldırılması ile çifte vatandaşlık konusunun, koalisyon görüşmelerindeki temel konulardan biri haline getirilmiş olması, dikkatlerin başka yöne çevrilmesi ve SPD’nin seçim kampanyası sırasında başka vaatlerde bulunduğunun unutulmasına yol açıyor. Ama herhalde bu taleplerinden çoktan vazgeçmiş olmalı ki, koalisyon görüşmelerinde bu vaatlerden hiç söz edilmedi. Keyfi uygulamalara yol açan bir dizi düzenlemeye hiç dokunulmadı. Örneğin ayrımcı ve Avrupa hukukunun ihlali anlamına gelen, eşlerin aile birleşimlerinin dil bilme şartına bağlanması veya vatandaşlığa geçişlerin önündeki yüksek engeller hala yerinde duruyor. Entegrasyon kurslarında da bir iyileştirme söz konusu değil. Yurtdışında kazanılmış meslek ve eğitim diplomalarının tanınması konusunda yaşanan sıkıntılar da sürüyor ve bu alanda ülke çapında geçerli bir danışmanlık hizmeti sunulması yine öngörülmedi. Görüldüğü kadarıyla, AB-Türkiye Ortaklı Sözleşmesi’nin etkili bir şekilde hayata geçirilmesi konusu da, SPD açısından ele alınması gerekmeyen önemsiz konulardandı. Aynı durum yerel seçimlerde yabancılara seçme-seçilme hakkı tanınması konusu açısından da geçerli, koalisyon sözleşmesinde bu konuda da bir tek kelime bulunmuyor. Bu yaklaşımla, koalisyon hükümeti burada yaşayan insanlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmaya devam edecek.

Birçok göçmen örgütü, koalisyon sözleşmesini sert bir dille eleştirerek, SPD’yi sözünde durmamakla suçladı. Bu doğru bir tavır. Ama önemli olan bir şey daha var: Göçmenlerin çoğu, SPD tarafından hayal kırıklığına uğratılmış durumda. Ama parlamenter demokrasi konusunda da hayal kırıklığı yaşıyorlar. Verilen bir sözün, seçimler bittikten sonra nasıl tutulmadığını anlamıyorlar. Sadece SPD’ye değil, bir bütün olarak siyasete sırt çeviriyorlar. Ama bu şekilde hiçbir şeyi değiştirmeleri mümkün değil. Değiştirmek için baskı gerekiyor. SPD üzerinde, vaatlerini hatırlatmak için baskı kurmak gerekiyor. Göçmen kökenli milyonlarca insana reva görülen eşitsizliğin, ayrımcılığın ve dışlamanın son bulması için, hükümet üzerinde baskı kurmak gerekiyor.

 

Sevim Dağdelen*

* Sol Parti Federal Parlamento Meclis Grubu Göç ve Uyum Politikası Sözcüsü