Avrupa’ya yeni günah keçisi aranıyor

 01Romenler-1

Almanya, İngiltere ve Fransa’da Doğu ve Güney Avrupa’dan gelen göçmenlere karşı kamuoyu yaratılıyor. Sermayenin önündeki bütün engellerin kalkmasını talep eden politikacılar ve ‘uzmanlar’, emekçilerin önündeki engellerin artırılmasını istiyorlar. Görünen o ki AB genelinde yeni bir günah keçisi aranıyor..

 

İngiltere Başbakanı David Cameron’un, İngiltere’deki AB göçmenlerinin serbest dolaşım haklarına sınırlamalar getireceğini açıklaması değişik reaksiyonlara neden oldu. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu üyeleri Cameron’u hedef alan sert açıklamalar yaparlarken Almanya ve Fransa’dan dolaylı Cameron’a destek geldi.

 

‘ORTAK PAZARDAN ÇIKSIN’

AB Komisyonu Adaletten Sorumlu Komiseri Viviane Reding, İngiltere’nin AB üyesi olarak AB pazarından yararlandığı sürece AB vatandaşlarının serbest dolaşım hakkını tartışmaya açamayacağını söyledi. “Eğer İngiltere’nin AB pazarından çıkma niyeti varsa bunu açık ifade etsin” diye konuşan Reding, “Avrupa pazarındaki sermayenin, malların ve hizmetlerin serbest dolaşımından faydalanan bir üye ülke, kişilerin serbest dolaşım hakkını da kabul etmek zorundadır” dedi.

Cameron’un Financial Times (TF) gazetesine yansıyan açıklamalarıyla asıl olarak 1 Ocak 2014’ten itibaren AB genelinde Bulgar ve Rumenlerin sahip olacağı serbest dolaşım ve ikametgah haklarını hedef aldığı biliniyor. Cameron 2013 başında yaptığı bir başka açıklamada ise, İngiltere’de yoksul göçmenlerin sayısının arttığını ve bu göçmenler arasında özellikle AB ülkelerindeki sosyal hizmetleri kullanmak isteyen Bulgar ve Rumen vatandaşlarını hedef göstermişti.

 

‘YOKSULLARIN GÖÇ DALGASI’

Münih’teki Ekonomi Araştırma Enstitüsü (İfo) Başkanı Hans-Werner Sinn, Kuzey Ren Vestfalya’da bir Eyalet Mehkemesi’nin Rumen bir ailenin Hartz IV başvurusuyla ilgili aldığı olumlu kararı eleştirdiği açıklamasında, “şimdi bu karar her yerde duyulacak ve Almanya’ya yönelik bir yoksul göçü başlayacak” dedi.

Söz konusu davada mahkeme, Almanya’nın Hartz IV yardımıyla ilgili yasalarının AB hukukuna aykırı olduğunu tespit etmiş ve “Almanya devlet olarak diğer AB ülkelerinin vatandaşlarıyla dayanışma içinde olmalıdır” görüşünü savunmuştu.

Kararı “Almanya için bir felaket” olarak değerlendiren Sinn, “Artık katılım hakkı prensibinden (“Inklusionsprinzip”) vazgeçilmeli ve menşei ülke prensibine geçilmeli ve bu AB hukukuna yansımalı” diye açıklamada bulundu. Sinn’e göre kendi ülkesinde yardım alma olanağı olanlar yardımı ülkelerinde almalılar ama bu parayı harcamak için istedikleri yere gidebilmeliler. 1 Aralık günü FAZ gazetesine demeç veren Sinn, “Kendi ülkesinde yardım alma olanağı olanlar buraya gelip avuçlarını açmamalılar” dedi. Aynı gazetede yayınlanan bir yorumda ise söz konusu kararın Federal Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilme olasılığının yüksek olduğuna dikkat çekilirken, “Ama nafile, buda bir işe yaramayacak. Bu durumda Avrupa Adalet Divanı devreye girerek kararın yürürlükte kalmasını sağlayacak. Artık, Federal hükümetin harekete geçerek Brüksel’i hukuksal durumun yeniden düzenlenmesi için zorlamaktan başka yolu kalmadığı” kaydedildi.

 

KIŞKIRTMA HAD SAFHADA

Almanya’da da bu tür tartışmalar yeni değil. Özellikle 2012 yılından bu yana Bulgaristan ve Romanya’da yaşam koşulları iyice kötüleşen ve bundan dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalan binlerce emekçi değişik yol ve yöntemlerle Almanya’ya (ve diğer AB ülkelerine) geliyorlar.

Çalışmaları yasak olan fakat iş kurmaları serbest(!) olduğu için “ticaret belgesi” (“Gewerbeschein”) alarak, “işletme” kuran bu yoksul emekçiler, belli bir süreden sonra yasanın sunduğu olanaklardan faydalanarak Hartz IV yardımı alabiliyorlar. Nitekim Almanya’da onbinlerce sözde işletmeci (“Ich AG” vb.), yaptıkları işten elde ettikleri gelir yeterli olmadığı için Hartz IV ile geçinmek zorunda kalıyor.

Tam bu noktada gerici Alman medyası ve politikacılar, Bulgar ve Rumen göçmenlere saldırıyorlar. “Alman sosyal sisteminden faydalanmak için buraya geliyorlar, iş yapmak için değil” gibi sözler en hafif suçlamalar arasında yer alıyor. Bu durum aynı zamanda Pro NRW, NPD vb. faşist örgütler tarafından da kullanılıyor. Bu faşist örgütler Bulgar ve Rumen göçmenlere karşı pogrom havası oluşturmaktan dahi çekinmiyorlar.

Federal İçişleri Bakanı Hans Peter Friedrich, bir süre önce, AB Komisyonu’na başvurarak sadece sosyal hizmetleri kullanmak için ülkeye girecek AB vatandaşlarını geri gönderip, ülkeye yeniden giriş yapmalarının yasaklanmasının mümkün kılınmasını talep etmişti.

Almanya’nın bu girişimi Hollanda, Avusturya ve İngiltere içişleri bakanları tarafından da desteklenmiş ve AB Komisyonu’na “fakirlik göçünün sonuçlarının hafifletilmesi ve nedenleriyle mücadele edilmesi için gerekli bütün tedbirlerin alınması” istendiği bir nota gönderilmişti.

Fransa’da ise İçişleri Bakanı Manuel Valls, Fransa’daki Romanları hedef almış ve binlercesinin sınır dışı edilmelerini sağlamıştı. “Hayat tarzlarının” farklı olduğundan dolayı Fransız toplumuna hiçbir zaman entegre olamayacaklarını söyleyen Valls, ‚”Romanlar, Bulgaristan ve Romanya’ya geri dönmeli. Avrupa Birliği, bu iki ülke ile işbirliği içinde çalışarak Çingene nüfusun öncelikle doğup büyüdükleri ülkelerin toplumlarına entegre olmalarını sağlamalı” diyerek çirkef bir tutum almaktan da geri durmamıştı.

Almanya ve İngiltere’de başlayan tartışmalardan sonra Fransa hükümeti, önümüzdeki haftalarda AB düzeyinde girişimlerde bulunarak kaçak işçilere, sosyal hizmetlerden faydalanmak isteyenlere karşı yasal düzenleme yapılmasını sağlayacağını açıkladı.

 

İŞÇİLER ARASINDA REKABET KIŞKIRTILIYOR

Yukarıda adı geçen ülkelerin hiçbiri, bütün kışkırtmalara ve sözde AB düzeyinde girişimlerine karşın sermayenin lehine düşük ücretli göçmenlerden vazgeçmek istemiyorlar. Tersine söz konusu (AB ve ülke) yasaların tümü bu tür çalışma ve yaşam koşullarının yaygınlaşması için çıkartıldı.

Çünkü bu tür çalışma ve yaşam koşullarını mümkün kılan yasal düzenlemeler aynı zamanda işçiler arasında rekabeti kışkırtmak için de kullanılıyor; Bir yanda göçmenler aracılığıyla ücretler üzerinde baskı oluşturulurken diğer yanda ise yerli işçilerin yaşam ve çalışma koşullarının kötüleşmesine gerekçe olarak yine bu göçmen emekçi kesim gösteriliyor. Bu gün işçi ve emekçilerin ve onların başta sendikaları olmak üzere ilerici örgütlü güçlerin önünde bu kışkırtmaları boşa çıkarmak, yerli ve göçmen emekçilerin birliğini sağlamak için bütün olanaklarını seferber etmek düne göre daha önemli bir görev olarak duruyor.

Serdar Derventli