SPD nereye koşuyor?

 01SPD

CDU/CSU ile dört yıl aradan sonra yeniden “büyük koalisyon” hazırlıkları yapan SPD yönetiminde tabandaki tepki tahmin edilenden de fazla. Pek çok il ve ilçe örgütü Merkel’e koltuk değneği olmak yerine muhalefette kalmayı savunuyor. Bu nedenle yönetimin sorumluluğu üyelere atmak için devreye koyduğu oylamanın sonucunun ne olacağı merakla bekleniyor.

 

YÜCEL ÖZDEMİR

 

22 Eylül’de yapılan genel seçimlerde ortaya çıkan tabloda Başbakan Angela Merkel ve partisi Hıristiyan Demokrat Birlik’in (CDU/CSU) 5 sandalyeyle salt çoğunluğu kaçırması, en çok da sandıktan ikinci parti olarak çıkan SPD’yi zora sokmuş görünüyor. CDU/CSU’nun en kolay koalisyon kurabileceği parti olarak görülen SPD ile yapılan pazarlıklar tamamlanmış bulunuyor. Federal Almanya tarihinde şimdiden “en uzun koalisyon görüşmeleri” ya da “en geç hükümet kurma süreci” olarak tanımlanan 22 Eylül’den bugüne kadarki süreç, aynı zamanda önümüzdeki dönemin ne kadar sancılı ve sıkıntılı olacağının sinyallerini veriyor.

Bu sancıların en çok etkileyeceği tarafsa hükümetin küçük ortağı SPD olacak görünüyor. Almanya’nın en köklü partisi olan SPD’nin iktidar yılları genellikle hüsran ve ağır kayıplarla sonuçlandı. Her yenilgiden sonra toparlanıp yeniden birinci parti olması yılları aldı. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin 1949’da resmen kurulmasından ancak 20 yıl sonra Willy Brandt ile iktidara gelebilen SPD, 1983’de Helmut Schmidt ile aldığı seçim yenilgisinden sonra ise ancak 1998’de bu kez Gerhard Schröder ile iktidar olabildi. 1969-83 arasındaki Brandt-Schmidt hükümetleri, 1998-2005 arasında da Schröder hükümetleri kuruldu. Bu duruma göre 64 yıl içinde SPD öncülüğünde kurulan hükümetlerin toplam süresi 21 yıl. Geriye kalan 43 yılda CDU/CSU’nun başını çektiği hükümetler iş başında olmuş.

1983’de NATO’nun Batı Avrupa ülkelerine Parshing II füzelerinin yerleştirilmesi, 2005’te Ajanda 2010 adı altında bir araya getirilen sosyal saldırıların hayata geçirilmesi yenilgide büyük bir rol oynadı. Her iki yenilginin ardından SPD’de derin ayrışmalar, kopmalar yaşandı. Bu nedenle yeniden toparlanma, iktidar olma çok uzun zaman aldı.

2005’deki genel seçimlerde az bir farkla birinci parti olarak çıkmayı CDU/CSU’ya kaptıran, ancak FDP’nin oyu yetmediği için “büyük koalisyon”un küçük ortağı olan SPD, bunun faturasını 2009’daki genel seçimlerde aldığı yüzde 23’lük oy oranıyla ödedi. Tarihinin en düşük oyunu bu seçimlerde alan SPD, 22 Eylül 2013’deki seçimlerde ise yüzde 25.7 ile tarihinin ikinci en düşük oyunu, hem de muhalefette olmasına rağmen almayı başardı!

Böylece dört yıllık ana muhalefet dönemi de, Schröder döneminde yaratılan büyük tahribatın onarılmasına çare olmadı. Olması da mümkün değildi, çünkü sosyal devletin temel dayanaklarının kırılmasına, insan onurunun Hartz IV ile ayaklar altına alınmasına yol açan bu partinin geniş emekçi sınıflar arasında yeniden eski güveni bulması zor görünüyor.

 

SPD BÖYLE KURTULUR MU?

Genel seçimlerde CDU/CSU’nun beş sandalyeyle salt çoğunluğu kaçırması, muhtemel ortağı FDP’nin barajın altında kalması, SPD’yi yeniden “büyük koalisyonun küçük ortağı” olmayla karşı karşıya bıraktı. Meclis aritmetiğinde “büyük koalisyon” dışında, CDU/CSU-Yeşiller, SPD-Sol Parti-Yeşiller gibi iki ihtimal daha bulunuyordu. Ancak bu son iki ihtimalin gerçekleşme şansı “büyük koalisyondan” çok daha azdı.

Bütün bunlardan dolayı, CDU/CSU ile pazarlık masasına oturan SPD, bugüne kadar az rastlanan bir yöntemi devreye koydu. Birincisi, pazarlıklar öncesinde vazgeçemeyeceği 10 maddelik bir liste yayınlanması, ikincisi de, görüşme sonuçlarının 470 bin parti üyesinin oyuna sunulması…

Bu iki adım, “taban demokrasisi”ni devreye koyma isteğinden çok, bir zorunluluk olarak SPD yönetiminin karşısına çıktı. Zira tabanın desteğini almayan, istediklerini koalisyon anlaşmasına yazdıramayan SPD’nin, dört yıl sonra, yani 2017’deki genel seçimlerde çok daha fazla oy kaybetmeyle karşı karşıya kalacağı; parti içi huzursuzlukların daha da artacağı açıktı. Bu halen büyük bir olasılık olarak ortada duruyor.

 

ÜYELER NASIL BİR KARAR VERECEK?

SPD yönetimi tarafından tabanın desteğini alma ya da tabanı sürece dahil etme adına başlattığı oylama yaklaştıkça, parti yönetimi üzerinde de büyük bir baskı oluşmaya başlamış durumda. Çünkü, seçimlere Merkel’i başbakanlık koltuğundan indirme iddiasıyla giren SPD yönetimi, gelinen aşamada Merkel’i indirmek bir yana, iktidarda tutmak için koltuk değneği rolü üslenmiş görünüyor. Bu nedenle parti tabanında önemli bir tepkinin oluştuğu ifade ediliyor.

Der Spiegel dergisinin 18 il ve 26 bölge örgütüne sorarak yaptığı bir araştırmaya göre, tabanda “büyük koalisyonun” kurulacağına dair bir heyecan belirtisi yok. Tersine öfke var. Gençlik örgütü Juso ve işçi kanadı AfA, üyelerine koalisyon anlaşmasını destekleme çağrısı yapmayacağını açıkladı. Sol kanat temsilcisi olarak çıkan bazı milletvekilleri ve eyalet örgütleri de aynı yönde mesajlar verdi.

470 bin üye arasında 1 Aralık’tan itibaren başlayıp ve 12 Aralık’a kadar devam edecek oylamanın sonuçlarının 16 Aralık Pazartesi günü açıklanması bekleniyor. 17 Aralık’ta da Angela Merkel’in başbakanlığı için mecliste oylamanın yapılması öngörülüyor.

En azından açıklanan takvim böyle. Bu nedenle oylamadan çıkacak sonuçlar, hem SPD’nin hem de hükümetin geleceği açısından belirleyici olacak.

Gelinen aşamada üyeler arasında yapılacak oylamanın sonucu ne olursa olsun, önümüzdeki dönem SPD için zor olacaktır. Üyelerin, koalisyon görüşmelerine karşı oy vermesi durumunda mevcut yönetimin daha fazla işbaşında kalamayacağı ortada. Bu ihtimalin hiç de düşük olmadığı dile getiriliyor. Çünkü parti üyeleri arasında son yıllarda izlenen politikalardan rahatsızlık had safhada ve bu kendisini seçim sonuçlarına da yansıtıyor. Parti üyelerinin yarısından fazlasının 60 yaşından büyük ve 1970’li yıllardaki politikalardan ötürü üye olduğuna dikkat çeken bazı yayın organları, bu kesimin desteklediği politikanın, Willy Brandt’ın izlediği barış ve sosyal adalet politikası olduğunu söylüyor. Ayrıca, oylamadan büyük koalisyon aleyhine bir sonucun çıkması için çok sayıda kişinin son zamanlarda partiye üye olduğu ileri sürülüyor.

Keza, bu Leipzig’de yapılan parti kongresinde üst düzey yöneticilerin düşük oy almasıyla da kendisini bir şekilde gösterdi. Koalisyondan yana sonuçların çıkması durumunda ise önümüzdeki dört yıl boyunca hükümet tarafından izlenecek olumsuz politikaların çoğu SPD’ye fatura edilecek ve bu durum da, 2017’deki muhtemel seçimlerde partinin oyunu artırmasının mümkün olmayacağı, hatta kaybetme olasılığının çok daha yüksek olacağı anlamına geliyor.

Bu nedenle her iki ihtimal, SPD’nin aleyhine işleyecek gibi görünüyor.

1863’te Karl Marx, Friedrich Engels, Ausgt Bebel gibi devrimci liderlerin öncülüğünde, işçi sınıfının iktidar mücadelesinin örgütü olarak kurulan SPD, kendisini var eden değerlere ve sınıfa sırtını bundan yaklaşık 100 yıl önce Birinci Dünya Savaşı sırasında dönmüştü. Alman ve uluslararası içi sınıfının çıkarları yerine Alman sermayesinin savaştan elde edeceği kazanımların destekçisi konumuna düşen SPD, o günden bu yana sürekli sağa kayan bir çizgi içerisinde oldu. Bu çizgi İkinci Dünya Savaşı sonrasında da devam etti.

Seçim yenilgileri de asıl olarak bu politikaların hayata geçirilmesi işçi sınıfının kazanımlarına yönelik yapılan büyük saldırılardan sonra geldi. Bu nedenle, ideolojisi ve kadrolarıyla tam anlamıyla bir burjuva partisi olan SPD’nin, sınıflararası çelişkilerin gün geçtikçe derinleştiği ülkede kısa bir sürede, çeşitli makyaj hareketleriyle toparlanması pek mümkün görünmüyor. Zira SPD’nin koştuğu istikamet emekçilerin, göçmenlerin çıkarlarına ters bir yöndür.

 

CDU/CSU AZINLIK HÜKÜMETİ KURSUN

Yeni bir “büyük koalisyon”un faturasının partiye ağır olacağının farkında olan SPD çizgisindeki aydınlar ve sendikacıların bir bölümü Sol Parti ve Yeşiller ile bir “sol hükümet”in kurulmasını savunurken, bir kısmı da CDU/CSU’nun tek başına azınlık hükümeti kurmasına olanak sağlanmasını istiyor. Bunu savunanların başında Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Günther Grass geliyor. Grass yaptığı açıklamada, SPD’nin koalisyona dahil olmasıyla politik yüzünü kaybedebileceğini, bu nedenle siyasi sistemin zarar göreceğini belirterek, CDU/CSU’nun tek başına azınlık hükümeti kurmasının daha yararlı olacağını ileri sürüyor.

Öte yandan aralarında Konstantin Wecker, Roger Willemsen, Hanna Schygulla ve Humpe-Kardeşler’in olduğu aydınlar da, SPD’nin sol hükümet kurmaması durumunda muhalefette kalmasının daha yararlı olacağı yönünde ortak bir açıklama yaptılar. (YH)