Dayanışma dolu bir yıl

taksim 14

2013 yılı Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler için adeta Türkiye’deki demokrasi güçleriyle dayanışma yılı oldu. “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganları Almanya’nın pek çok kent ve kasabasında da yükseldi.

 

Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler 2013’e “zam”la girdiler. Daha önce 4-10 yıllık pasaportlar için alınan 165 Euro’luk harç 211 Euro’ya çıkarıldı. Ne ortada artan maliyet ne de işlemlerin hızlı ve kolay yapılması için ek personel ayrılmıştı. Tersine, maliyet azaldığı halde fahiş zam yapılmıştı. Yüzde 30 dolayındaki bu zamma karşı tepki ne yazık ki, önceki dönemler gibi olmadı; basın açıklamaları ve bazı sınırlı tepkiler bir etki yaratmadı.

Bu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin yıllardır Almanya ve Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlere yaklaşımını özetliyordu. Bir önceki yıl ise aynı yaklaşım bedelli askerlik ücretinin 10 bin Euro’ya çıkarılması şeklinde kendisini ortaya koymuştu. Bu miktarın insafsızlık olduğunu sonradan “anlayan” hükümet, 2013 yılı içerisinde bu beledi 6 bin Euro’ya düşürme kararı aldı. Yani, bir önceki yıl ilan edilen 10 bin Euro’luk bedelin insafsızca olduğu hükümet tarafından da kabul edilirken, fazladan alınan 4 bin Euro’nun geri verileceği önce açıklandı, sonra da bundan vazgeçildi. Devletin yurtdışında yaşayan Türkiye kökenlilerden haksız yere aldığı parayı geri ödediği daha önce görülmediği gibi şimdi de olmadı.

Bu durum, Türk devleti ve onun hükümetlerinin, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlileri, ‘döviz makinesi’ görme anlayışının kolay kolay değişmeyeceğini bir kez daha göstermiş oldu.

 

ALMANYA’DA TAKSİM DİRENİŞİ

Geride bıraktığımız yıl içerisinde Almanya’daki Türkiyeli göçmenleri politik olarak etkileyen gelişmelerin arasında Türkiye’deki siyasal hareketlilik önemli bir yer tuttu. Kürt sorunu, Alevilerin durumu, demokrasi mücadelesindeki gelişmeler, Taksim/Gezi direnişi ve en son AKP’li bakanların yolsuzluk davasıyla ilgili yaşananlar Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilerin gündemine daha yoğun girdi. Bu açıdan 2013, Türkiye’deki siyasal gelişmelerin, önceki yıllara oranda çok daha fazla ve etkili bir şekilde Almanya ve Avrupa’daki Türkiye kökenli kitlenin gündemine girdi diyebiliriz.

Gezi/Taksim direnişi sırasında Almanya’nın pek çok kent ve kasabasında gerçekleştirilen dayanışma eylemleri ve etkinliklerine onbinlerce Türkiye kökenli ve Alman emekçi katıldı. Denilebilir ki her yaştan ve kökenden Türkiye kökenli emekçi uzunca bir aradan sonra ilk kez bu denli yoğun ve dinamik bir dayanışma için hareketlendi. Bu etkinliklere gençlerin katılımı da ayrıca dikkate değer oldu.

Bu çerçevede son yıllarda (Bochum, Berlin ve Köln’de) AKP hükümetine karşı daha önce görülmemiş kitlesellikte protestolar yaşandı. Bu tablodan oldukça rahatsız olan AKP de buradaki kurumları üzerinden geçtiğimiz Temmuz ayında Düsseldorf’ta karşı bir gösteri düzenledi.

Gezi olayları ile birlikte, Türkiye’deki hareketle dayanışma ve AKP’ye tepki üzerinden Alman demokratik kamuoyunun da katıldığı oldukça yaygın ve uzun soluklu eylemler, etkinlikler yaşandı. Buna paralel olarak hükümet yanlısı gerici güçlerin bir bölümü de bu süreçte AKP savunuculuğu üzerinden propagandalarına hız verdiler.

Bu arada devlet ve hükümetin, Almanya ve Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlileri siyasi etki alanında tutma çaları 2013 yılında da sürdü. AKP hükümeti, Yurtdışı Türkleri ve Akraba Toplulukları Dairesi’ni daha aktif işleterek ve eskiye oranla daha geniş Türkiyeli dernek ve çevresini kendi politikası ekseninde toplamak-etkilemek üzere kurultaylar düzenledi.

Önümüzdeki dönemde hükümetle ilgili siyasi tartışmaların yoğunluğu, yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gündemde oluşu düşünüldüğünde tansiyonun düşmeyeceği görünüyor.

Bütün bunlar Türkiyeli göçmenler arasında Türkiye’deki siyasal kutuplaşmalar ve gerilimlerin etkili bir rol oynamaya devam edeceği anlamına geliyor. Başka bir değişle Türkiye’deki gündem ve gelişmelerin rolünün dönemsel de olsa arttığını ve yakın dönem açısından bu eğilimin süreceğini göstermektedir.

Bu gelişmelerin Avrupa ülkelerinde yaşayan ilerici Türkiye kökenli kurum ve kuruluşlara önemli sorumluluklar yüklediği de açıktır. Türkiye’deki emek ve demokrasi mücadelesiyle dayanışma, buna ilişkin gündemi izleme ve buradaki çalışmalar açısından gerek Türkiyeli kitleye gerekse Alman kamuoyuna yönelik sonuçlar çıkarma, öncesine göre çok daha fazla önem kazanmış bulunuyor. Bu elbette, Türkiye kökenli emekçilerin bu ülkede yaşıyor olmaktan kaynaklı sorun, ihtiyaç ve gündemlerini ihmal etme anlamına gelmiyor, gelmemelidir.

Çünkü, Türkiye’de önceki yıllara göre oldukça hızlanan demokrasi mücadelesinin buradaki Türkiyelilerin gündemine de yansıması ne kadar doğal ve anlaşılır olsa da; bu durum, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilerin asli gündemlerinin burada kalıcı olarak yaşıyor olmalarından kaynaklanan ekonomik, sosyal, siyasal konular üzerinden oluştuğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

Nitekim, geride bıraktığımız dönemin ekonomik ve politik gelişmeleri (çalışma koşullarında kötüleşme, düşük ücretli işlerin çoğalması, işten atmalar, sosyal hakların sınırlanması vb. sorunlar), ağırlığı işçi ve emekçi olan Türkiye kökenli göçmenlerin yaşamında önemli etkiler yarattı: Türkiye kökenli göçmenlerin düşük ücretli ve güvencesiz iş sektöründeki yoğunluğunun artmasına bağlı olarak işsizlik, yoksullaşma, yaşam standardının gerilemesi, gelecek korkusu vb. ekonomik ve sosyal problemler  2013’te de temel gündemleri olmaya devam etti. (YH)

 

Göçmenlere ‘rasyonel yaklaşım’

Almanya’da sermaye çevreleri ve hükümetin, işgücü açığı nedeniyle, son yıllarda, göçmenlere yönelik kaba ayrımcı-ırkçı-milliyetçi yaklaşımlar yerine daha “rasyonel” bir yaklaşımı tercih etmeye başlaması nedeniyle, geride bıraktığımız dönem, hükümet ve devlet eliyle uygulanan ayrımcı-ırkçı politikaların eski sivriliğini kaybettiği söylenebilir. Ancak bu, göç ve göçmenlerin politik malzeme olarak kullanılmadığı anlamına gelmiyor. Farklı araç ve biçimlerle de olsa, göçmen kitleyi etnik ve inanç motifli tanımlama, kutuplaştırma çabaları devam ediyor. “İslam Konferansı”, “Uyum Zirvesi” gibi girişimlerle göçmenlerin kurduğu çatı kuruluşlarına, resmi politika üzerinden kurumsal düzenlemeler getirilmek istenmesi de bunun bir sonucu oldu.

Diğer taraftan, Türkiye kökenli kitleyi dini ve milli motifler üzerinden etkilemeye, örgütlemeye çalışan çevrelerin  çalışmalarını daha hedefli ve kurumsal olarak yoğunlaştırdıkları ve etki alanlarını genişlettiklerini söyleyebiliriz. Bunların başında ise kaba dinsel propagandayla yetinmeyip eğitim vb. alanları değerlendiren, Alman devletiyle ilişkilerini geliştiren Gülen Cemaati gelmekte.

Bir diğer olgu ise, dini ve etnik temelde örgütlenen kurumların, Almanya’da yaşanan sorunları, özellikle göçmenlikten kaynaklı, daha fazla gündemlerine almaya başladıkları görülmekte.

 

FARKLI SİYASİ PARTİLERE YÖNELME

Diğer taraftan, göç sürecinin doğal evrimine paralel olarak Türkiye kökenli kitlenin sınıfsal ve sosyal bakımdan yaşadığı ayrışmanın devam ettiği gözlenmekte. Bu çerçevede, siyasi partilere ilgide SPD ve Yeşiller’in dışında CDU, FDP, Die Linke gibi farklı partilere de yönelme süreci de devam etmekte. Bu partilerin de farklı hesaplarla da olsa göçmenlere daha farklı yönelmesi söz konusu oldu. Daha önce göçmenler aleyhine açık kampanyalar yürüten CDU bile artık hem eyalet hem de federal düzeyde Türkiye kökenli politikacıları milletvekili yapmaya başladı.