Almanya Ukrayna’da ne arıyor?

 AB ile Rusya arasında ekonomik ve siyasi mücadele alanına dönüşen Ukrayna’da, çatışmanın kısa süre içerisinde bitmesi beklenmiyor. Başta Almanya olmak üzere pek çok ülkeden verilen siyasi destekler sadece Ukrayna’da değil aynı zamanda diğer Doğu Avrupa ülkelerinde gericiliğin alabildiğince yükselmesine neden oluyor.

46 milyon nüfusuyla Doğu Avrupa’nın en büyük ülkeleri arasında yer alan Ukrayna’da, 20 Kasım’dan bu yana başgösteren protesto gösterilerinin arkasında AB ülkelerinin olduğu sır değil. Zira, protesto gösterilerine neden olarak Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in, AB Ortaklık Anlaşması’nı imzalamayı durdurması gösteriliyor. Rusya’nın isteği üzerine anlaşmaya imza atmayan Ukrayna yönetimine karşı sokağa çıkanların başında eski başbakan Yulia Timoşenko’nun Anavatan Partisi, eski dünya boks şampiyonu Vitali Kliçko’nun liderliğini yaptığı Ukrayna’da Reform için Demokratik Birlik (UDAR) ve faşist Swoboda partisi geliyor.

Mecliste temsil edilen bu üç parti tarafından sokak gösterilerine paralel olarak verilen gensoru önergesi meclis tarafından reddedilmesine rağmen, eylemler devam ediyor.

2004’de gerçekleşen “Turuncu Devrim”in bir benzerini yaparak Rusya yanlılarını iktidardan düşürmek isteyen bu güçlerin arkasında ise başta Almanya olmak üzere AB bulunuyor.

 

ALMANYA FAŞİST PARTİYE KAPIYI AÇTI

Son geçimlerde yüzde 10 oyla 37 sandalye kazanan bu partinin yöneticileriyle, AB ülkelerinin Kiev’deki büyükelçiliklerinin yakın ilişki içerisinde olduğu biliniyor.

“German Foreign Policy” adlı internet sitesinde yer alan bir haber-yorumda, bu yılın başında Almanya’nın Kiev Büyükelçisi Christof Weil’in Swoboda Başkanı Oleh Tianhybok ile AB Ortaklık Anlaşması’nın kabul edilmemesi durumunda hükümeti devirmek amacıyla toplantılar yapıldığı yazdı. Alman basınında da yer alan haber, Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlanmadı.

Swoboda’nın, Almanya’da Anayasa Mahkemesi’ne yasaklanması için başvuru yapılan faşist NPD ile yakın ilişkileri var.

 

YENİ GÖZDE KLİÇKO

Almanya’nın Ukrayna’daki yeni gözdesi boksör Vitali Kliçko. Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin Kiev’e giderek Kliçko ile gösterilerde boy göstermesinden sonra, Başbakan Angela Merkel de 2015’te yapılacak başkanlık seçimlerinde Kliçko’ya destek vereceklerini açıkladı. Merkel’in bu ay içinde Kliçko ile bir araya gelmesi de planlanıyor. Elbette bu tesadüf değil. “German Foreign Policy” sitesinde yer alan bir analize göre Kliçko’nun UDAR’ı (Yumruk anlamına geliyor) 2010 yılında CDU’nun Konrad Adenauer Vakfı tarafından kurulmuş. CDU’lu politikacı Werner Jostmeister tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, “Kliçko’ya bu görevi Konrad Adenauer Vakfı verdi” denilmişti.

Hıristiyan demokrat çizgideki Kliçko, Berlin’e yaptığı bir ziyaret sonrasında yeni bir parti kurma çalışması içinde olduğunu söylemişti. 2011’in ortalarında yapılan bu ziyaret sırasında Kliçko başbakanlık ve dışişleri bakanlığı düzeyinde üst düzeyde görüşmeler yapmıştı.

Başbakan Angela Merkel de protesto gösterilerinden sonra yaptığı açıklamada, 2015’te yapılacak başkanlık seçimlerinde Yunukoviç’e karşı Kliçko’yu destekleyeceklerini söylemişti. Böylece, Kliçko daha kendisi adaylığını açıklamadan Merkel tarafından aday yapılmış oldu. Bu nedenle seçim sonuçlarına kadar gerilim stratejisinin izlenmesi bekleniyor. Anlaşılan o ki Timoşenko’dan umudu kesen Almanya, Yunukoviç’e karşı Kliçko”yu ringe sürmüş görünüyor. Siyaset ringinin acemisi olan Kliçko’nun judo yapan Putin tarafından devre dışı bırakılıp bırakılmayacağını ise zaman gösterecek! Ama nereden bakılırsa bakılsın Kliçko’yu çekişmeli bir raunt bekliyor.  (YH)

 

Ortaklığın hediyesi sosyalist değerlere saldırmak

Ukrayna’da yapılan gösteriler sırasında Rus devriminin lideri Lenin’in heykelinin yıkılması dünya basınında geniş yankı yarattı. Avrupa basını ve politikacıları, Ukrayna’daki gerici-faşist göstericilerin Lenin’in heykelini yıkmasını sevinçle karşıladı.

Anlaşılan o ki, Batı Avrupa’nın kapitalist devletleri, hâlâ Doğu Avrupa’yı yıllarca istedikleri gibi sömürememenin hıncını ve öfkesini taşıyorlar. Bu nedenle, kapitalist Ukrayna’yı teslim almak için bile sosyalist değerlere saldırıyorlar.

Halbuki ortada ne Lenin’in görüşlerine göre yönetilen bir ülke ne de onun görüşlerini açıktan savunan doğru dürüst partiler var Ukrayna’da. Ama yine de emperyalist Rusya’yla girdikleri güç mücadelesinde, antiemperyalist değerlere saldırmaktan geri durmuyorlar.

AB ve ABD’nin, Ukrayna’yı teslim almak için faşistlere destek vermesinin, zaten potansiyel bir tehlike olan faşizmi Doğru Avrupa’da güçlendirmeye hizmet edeceği açık. Ukrayna’daki protestoların, faşist olan Swoboda tarafından örgütlendiği biliniyor.

Batının faşistleri beslemesi sadece Ukrayna’da değil, diğer Doğu Avrupa ülkeleri için de sözkonusu.

Ukrayna’nın AB Ortaklık Anlaşması’nı imzalamadığı, Letonya’nın başkenti Vilnius’taki zirvede, Gürcistan ve Moldavya ise önlerine konulan aynı anlaşmayı imzaladı.

Sadece imzalamakla kalmadılar, batılı kapitalistlerin isteği üzerine, rüştlerini ispatlamak için sosyalizmin değerlerine karşı savaş da açtılar. “Totaliter doktrinle mücadele” adı altında çıkarılan yasalarla komünizm ile faşizm eşdeğer görüldü, aynı kategoriye konuldu.

Gürcistan Parlamentosu, aynı gün “Batı değerlerine” uyum adına çıkardığı yasada kamuya açık yerlerde komünist sembolleri taşıyanlara 600 dolar para cezası verilmesi kararlaştırıldı.

Moldavya’da 11 Temmuz’dan bu yana “totaliter politik rejimi” ifade eden bütün semboller yasak. Bunlar arasında orak-çekiç de var.

Bütün bunlar, AB ve ABD’nin “yakınlaşma” adına bu ülkelere dayattığı şartların ya da bu ülkelerin işbirlikçi rejimlerinin ne denli gerici, faşizan olduğunu gösteriyor. (YH)