Yoksullar göç etmesin de ne yapsın?

Wieder mehr Zuwanderer nach Deutschland

İki gündür Almanya ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde en çok Bulgaristan ve Romanya vatandaşlarının serbest dolaşım ve çalışma hakkına sahip olmaları tartışılıyor.
1 Ocak’tan itibaren geçerliliği olan uygulamaya göre, bu ülkelerin vatandaşları istedikleri bir AB ülkesine göç edip, ikamet edip çalışabilirler.
Serbest çalışma, dolaşım ve ikamet hakkı AB Sözleşmesi’nin 15. maddesinin 2. bendinde düzenlenmiş. Ne var ki, bu hak pek çok ülke için sınırlandırılarak yürürlüğe konuldu. Örneğin Bulgaristan ile Romanya, 1 Ocak 2007’de AB üyesi oldukları halde serbest dolaşım hakkından men edilmişti. Halbuki; serbest dolaşımın üyelikle birlikte hayata geçmesi gerekiyordu. AB’nin karar vericileri iş piyasasındaki durumu gerekçe göstererek bunu 1 Ocak 2014’e kadar ertelemişlerdi.
Dolayısıyla, bugün itibarıyla Romanya ve Bulgaristanlılar açısından geciken bir hakkın yerine gelmesi söz konusu.
Birkaç gündür yazılıp çizilenlere bakılırsa, sanki her iki ülkenin bütün vatandaşları valizleri toplamış, zengin Batı Avrupa ülkelerine doğru yola çıkmış, bir süre sonra da bu ülkelerde kimse kalmayacakmış! Dahası, Batı Avrupa ülkelerinde çalışanların işlerini de ellerinden alacaklar!
Daha önce genellikle ırkçı-faşist partiler tarafından yaratılan bu havaya şimdi liberal, Hristiyan Demokrat Partililer ve basının bir bölümü de katılmış bulunuyor.
Örneğin Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in başkanlığını yaptığı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisinin kardeşi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Partisi tam da bu havada. Parti yönetimi her iki ülkeden gelip sosyal yardım başvurusunda bulunan AB vatandaşlarını sınır dışı etme yönünde bir karar almaya hazırlanıyor. Ayrıca, mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde “yoksulluk göçü”ne karşı kampanya yürüteceğinin mesajını veriyor.
Özetle, hükümet ortağı CSU, Romanya ve Bulgaristan’dan gelen yoksullara karşı düşmanca bir havanın oluşmasını isteyen ırkçıların değirmenine su taşıyor.
Bu gerici kampanyayı sürdürenlerin anlamak istemediği, serbest dolaşım ve çalışma hakkından doğal olarak en çok işsizlerin, yoksulların, düşük ücretli işlerde çalışanların bir umut olarak yararlanmak istediğidir.
İşsizlik ve yoksulluğun diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha yüksek olduğu Bulgaristan ya da Romanya’da hali vakti verinde, iyi bir işi ve maaşı olanlar doğal olarak yerleşik düzenini bozup, sırf bu haktan yararlanma adına ya da değişiklik olsun diye dilini, kültürünü bilmediği başka bir AB ülkesine gelmiyor, gelmez de.
Hal böyle olunca geriye güvenli bir işi, geliri, mesleği olmayan, daha iyi bir gelecek umuduyla yola düşen yoksullar kalıyor.
Gerçi Avrupa genelinde bu türden gerici, emekçiler arasında ön yargıları körükleyen, düşmanlaştırıcı kampanyalar yeni değil.
10 yıl önce de aralarında Polonya, Lituanya, Estonya… gibi Doğu Avrupa ülkeleriyle Güney Kıbrıs ve Malta’nın olduğu 10 ülke AB üyesi olduğunda da aynı kampanya yürütülmüştü.
Ama gelinin aşamada, ne ileri sürüldüğü gibi Batı Avrupa Doğu Avrupalıların istikasına uğradı ne de Batı Avrupa’ya göç edenler tamamen kurtuldu.
Her ne kadar bugün “yoksulluk göçü” diye Romanya ve Bulgaristan’dan gelen emekçilere karşı düşmanca bir kampanya yürütülse de, gerçekte serbest dolaşım ve çalışma hakkından en çok Batı Avrupa ülkelerindeki şirketlerin, tekellerin yararlandığı açıktır. Güvenli bir gelecek umuduyla Batı Avrupa ülkelerine göç eden yoksullar, geldikleri ülkelere göre görece yüksek, çalıştıkları ülkeye göre ise çok düşük ücretlerle çalıştırıldıkları için geçim mücadelesi veriyorlar. Her koşulda çalışmaya hazır bu işgücünü, Batı Avrupa’daki işçi ve emekçilerin üzerinde bir baskı olarak kullanan sermaye örgütleri ve tekeller, gelinen aşamada çalışma koşullarını ve ücretleri bu sayede alabildiğince aşağı çekmeyi başarmışlardır.
Bu nedenle “serbest dolaşım” kısa vadede işsizlik ve yoksulluk girdabına çekilmiş Romanya ve Bulgaristanlı emekçiler için de bir umut olabilir, ancak uzun vadede kıta genelinde işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde baskı ve sömürüyü yoğunlaştırma amacıyla sermaye tarafından kullanılıyor ve bundan sonra da kullanılmaya devam edecektir. Uygulamanın asıl maksadı da buydu.
Bu nedenle, AB genelinde eşit işe eşit ücret ve insanca çalışma hakkı için, farklı ulusal kökenlerden işçilerin birbirine karşı kullanılmasına karşı mücadele her zamankinden çok daha büyük bir önem taşımaktadır.

 

YÜCEL ÖZDEMİR