Asıl neden sosyal sorunlar

mehmetyildiz1

Almanya’nın Hamburg kentinde yoksulların ve göçmenlerin yaşadığı St. Pauli, Altona ve Schanzen semtlerinin Eyalet İçişleri Bakanlığı tarafından “tehlikeli bölge” ilan edilerek, polislerin bu semtlerde tehlikeli gördüğü kişilere kimlik sorma, arama yapma, gözaltına alma yetkisinin verilmesine tepkiler devam ediyor.  Sol Parti Eyalet Parlamentosu Milletvekili, DİDF üyesi Mehmet Yıldız, Hamburg’da yaşananlar konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

Sayın Yıldız, 4 Ocak’tan itibaren Hamburg’da polise üç semtte şüpheli gördüğü kişileri durdurma, kimlik sorma ve arama yetkisi verildi. St. Pauli, Altona ve Schanzen semtleri neden “tehlikeli bölge” ilan edildi?

Hamburg’daki sorunlar yeni başlamış değil. Özellikle 2-3 yıldır hem özelleştirmeler hem de işsizlik, yoksulluk ve kiraların yükselmesi kentte tartışmalara yol açtı. Bu sorunlar temelinde beş yıl önce “Şehir Hepimize Aittir” hareketi başlatıldı. Bu çerçevede onlarca inisiyatifin kurulması tepkinin ne denli yüksek olduğunu gösteriyordu. 1989’dan bu yana sol muhalif grupların işgal ettiği Rote Flora Kültür Merkezi’nin bir yatırımcı firmaya peşkeş çekilmesi de doğal olarak tepkiyle karşılandı. Dolayısıyla bugünkü olayları sadece polisin son günlerdeki saldırılarıyla sınırlamak doğru olmaz.

Açık olan şu ki, Hamburg’da halk son yıllarda artan özelleştirmelere, yaşam alanlarının daraltılmasına karşı mücadele ediyor. Keza bir süre önce de Lampedusa üzerinden gelen sığınmacılara insanca barınma hakkının verilmesi için düzenlenen eyleme 20-25 bin kişi katılmıştı. Eyleme sadece klasik sol kesimler değil, aynı zamanda sosyal demokrat ve orta sınıftan da pek çok kesim katılarak gelen sığınmacıların sınırdışı edilmesine karşı çıkmıştı.

Bütün bunlar Hamburg’da halk arasında büyük bir dayanışmanın, hareketliliğin olduğunu gösteriyor.

Ayrıca protestoları aynı zamanda kentte tek başına iktidar olan Sosyal Demokrat Parti’ye (SPD) bir tepki olarak da görmek gerekiyor.

21 Aralık’ta Rote Flora Kültür Merkezi’nin kapatılmasına karşı bu denli büyük bir tepki gösterileceği bekleniyor muydu?

Rote Flora’nın kapatılmasına karşı verilen mücadele, birikmiş tepkilerin patlak vermesi anlamına geliyor. Bu patlama da şöyle başladı: Daha yürüyüş başlamadan polis bunu engellemek için elinden gelen her şeyi yaptı. Burada çıkan bir çatışma Hamburg geneline yayıldı. Bir polis karakolunun önünde yaşanan provokasyonun ardından Altona, St. Pauli ve Schanzen semtleri “Tehlikeli Bölge” olarak ilan edildi.

 

Bu üç semtin “Tehlikeli Bölge” ilan edilmesine kim karar verdi? Polisin bu denli olağanüstü yetkilerle donatılması normal mi?

Polise bu yetkiyi Eyalet İçişleri Senatörü Michael Neumann verdi. Kendisi eski bir yüzbaşı ve SPD üyesidir. Parlamentodan polise ek yetkilerin verilmesi konusunda bir karar alınmadı. Mevcut yasalar da buna el veriyor. Ama bu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Hamburg’da ilk kez oluyor.

 

Basında bu durum “olağanüstü hal” olarak ifade edildi. Var mı böyle bir durum?

Olanları olağanüstü hal ile kıyaslamak pek doğru olmaz. Çünkü olağanüstü halde polise silah kullanma yetkisi veriliyor, gözaltı ve tutuklamalar konusunda hiç kimseye bir bilgi verilmiyor. Burada şu anda böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda polise verilen yetki, istediği gibi bölgedeki vatandaşlara kimlik sorarak kontrol etmesi, istediği gibi gözaltına alabilmesi.

Bu nedenle bugün yapılanlar doğrudan bir olağanüstü halin ilanı anlamına gelmiyor ama yaşananlara bakılınca gelecekte buna da başvurulması sürpriz olmaz gibi görünüyor. Çünkü yapılanlar toplumsal harekete karşı olağanüstü hal ilan etmenin hazırlığı anlamına geliyor. Ve bununla asıl olarak işçi ve emekçilere gözdağı veriliyor.

 

Bu semtlerde çok sayıda Türkiye kökenli göçmenlerin yaşadığını da biliyoruz. Bazı yayın organları bu ‘Tehlikeli Bölge” uygulamasının Türklere karşı olduğunu yazdı. Bu ne kadar doğru?

Olayı buna indirgemek, bu şekilde değerlendirmek doğru değil. Son protesto gösterilerine bireysel ya da kurumsal olarak katılan bazı Türkiyeli kuruluşlar da oldu. Ancak bir bütün olarak Türkiye kökenlilerin katıldığı eylemler olmadı. Bu nedenle, bunun Türkiyelilere yönelik bir uygulama olduğunu ileri sürmek gerçeği saptırmaktan başka bir şey değildir.

Ancak Türkiye kökenlilerin de yaşadığı bu semtlere yönelik büyük bir saldırı planı olduğu açıktır. Yoksul işçi ve emekçilerin dışlandığı, bu semtlerden sürülmek istendiği biliniyor. Son 20 yıldır bu semtlere orta sınıftan ve varlıklı kesimlerin yerleştirildiği görülüyor. Bu nedenle de kiralar sürekli artıyor. Üç odalı bir evin kirası 900-1000 Euro arasında.

 

Polise bu denli yüksek yetkinin verilmesi parlamentoda nasıl gündeme geldi, partilerin tepkisi nasıl oldu?

Bu konuda Eyalet Parlamentosu’nda SPD ve CDU’nun bir işbirliği söz konusu. Polisin tutumunu tam anlamıyla destekliyorlar. FDP çok fazla bir şey demiyor. Sol Parti ve Yeşiller ise yapılanların insan hakları ihlali anlamına geldiğini belirterek, sert eleştiriler yöneltiyor. Sol Parti, konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi’nde başvurmak için inceleme başlattı. Konu parlamentonun yanı sıra İçişleri Komisyonu’nda da gündeme geldi. İçişleri Senatörü Michael Neumann ise pervasız bir şekilde polisin yaptığı her şeyi savunma tutumunda oldu.

 

Bundan sonra kentte ne türden gelişmeler olabilir?

Geçici olarak sakinleşecektir.  Ama önümüzdeki dönem toplumda gerginlik, öfke ve hoşnutsuzluğun azalmak yerine artacağını söyleyebiliriz. Çünkü gerek rant sağlama adına girişilen kentleşme poltikası ve antidemokratik uygulamalar devam ediyor. Polise verilen yetkide azalma yerine artış söz konusu. Üç semtte yaşayan 400 bine yakın insan da “potansiyel tehlike” olarak ilan edildi. Bu durum önümüzdeki günlerde daha fazla tepki ve sokak gösterilerine yol açacak. Tepkilerin klasik protestolardan çıkıp daha sert bir mücadeleye dönüşmesi mümkün. Bu mücadele aynı zamanda Almanya’da son yıllarda artan yoksulluğa karşı da bir tepkidir. Biz Sol Parti ve DİDF olarak bu mücadelenin içerisinde yer almaya devam edeceğiz.

YÜCEL ÖZDEMİR

Hamburg’daki ‘tehlikeli bölge’ yasalara aykırı

Hamburg’da 4 Ocak Cumartesi gününden itibaren İçişleri Senatörlüğü göçmenler ve yoksulların yaşadığı St. Pauli, Altona ve Schanzen semtlerini “tehlikeli bölge” ilan ederek, buradaki yüzbinlerce insanı zanlı konumuna düşürdü; ve yüzlerce insan polis tacizine uğradı. Uygulamaya tepki gösteren Sol Parti Hamburg Meclis Grubu, uygulamayı Anayasa Mahkemesi’nde götürmeyi gündemine aldı. Konuyla ilgili olarak açıklama yapan Christiane Schneider, polisin keyfi olarak yaptığı kontrollerin hiç bir yasal dayanağı olmadığını belirterek üç semtin “tehlikeli bölge” ilan edilmesinin kabul edilemeyeceğini, bu nedenle uygulamanın Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesine karşı hukuksal girişimler başlattıklarını söyledi.

 

400 KİŞİ ARAMADAN GEÇİRİLDİ

Hamburg’da 4 Ocak günü yoksulların ve göçmenlerin yaşadığı üç semtte 200 polisin katılımıyla yapılan keyfi kontroller sırasında 400 kişi aramadan ve kimlik kontrolünden geçirildi. 90 kişi ise polisin dur uyarısına uymadı.

Rote Flora Kültür Merkezi’nin kapatılmasına karşı gerçekleştirilen büyük eylem gerekçe gösterilerek başlatılan aramaların arkasında SPD’li Eyalet İçişleri Senatörü Michael Neumann bulunuyor. Eski bir subay olan Neumann aynı zamanda kısa bir süre önce Federal Göç ve Uyum Bakanı olan Aydan Özoğuz’un da eşi.

“Tehlikeli bölge” olarak ilan edilen bölgede 500 bin insan yaşıyor.

 

OCCUPY KAMPI DAĞITILDI

“Yasak Bölge” kapsamında Hamburg’da polisin başlattığı saldırılardan Occupy Kampı da nasibini aldı. New York’daki eylemlerin ardından kurulan, Occupy çadır kampı da olayların sürdüğü günlerde polis tarafından kaldırıldı. 16 Kasım 2011’den bu yana belli aralıklarla aktivistler tarafından Gerpart Hauptmann Meydanı’nda açılıp kapatılan kamp, bu kez polis tarafından bir kez daha açılmamak üzere kaldırıldı. (YH)

 

 

Bizi sindirmek istiyorlar

 

Seda İlaslan*

St.Pauli’de çocuğuyla yalnız yasayan ve çalışan bir kadın olarak artık kendimi özgür hissetmiyorum. Alışverişime gidemiyorum. Daha doğrusu normalde 15 dakikalık geldiğim evime şimdi ancak bir saatte gelebiliyorum. İşe arabayla gidip geldiğim için akşamları iş dönüşü park yeri bulamıyorum. Çünkü sokak girişleri polis otobüsleri ve panzerlerle kapatılmış durumda. Park yerleri 24 saat polis otolarına hizmet veriyor. Hiçbir olay yokken sokak aralarında 20-30 polis ellerinde coplarıyla yürüyorlar. Ben evime gitmek isterken yanlarından geçerken arabamı durdurup izin vermiyorlar. Buradaki halk ürkütülmek, sindirilmek isteniyor. Evimin çevresinde birçok otel var. Genelde turistler tur otobüsleriyle gelip bu otellerde kalırlar. Turistleri de ürkütmüş durumdalar. Turistler gezmek istiyor Devamlı kontrol altındayız. Durduk yere kimliklerimiz sorulup üstümüz başımız aranıyor. Ben şahsen böyle bir durumda kendimi kötü hissettim. Çocuklara dahi cop çıkarıp korkutmak istiyorlar. Burada yaşayan insanlar özgürlüğünü istiyor.

*Hamburg Göçmen Kadınlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi