Türkiye’deki güncel politik gelişmeler Avrupa’daki Türkiyelilere nasıl yansıyor?

01erdogan01 Kopie

Türkiye son yıllarda hayli çalkantılı ve yoğun bir politik gündeme sahipti. Ama, geçen Haziran ayında “Gezi eylemleri” ile başlayıp yılın son günleri ortaya çıkan “AKP-Cemaat kavgası ve yolsuzluk dalgası“ ile doruk noktasına varan gelişmeler, ülkedeki siyasi atmosferi adeta altüst etti. Yaşanan gelişmeler son 10 yıldır ülkeye damgasını vuran AKP hükümetinin ciddi bir çıkmaza sürüklendiğini, iktidarda söz sahibi olmak isteyen güçler arasındaki çatışmanın alabildiğine şiddetlendiğini gösteriyor.

Bütün bu gelişmeler haliyle, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler tarafından da izleniyor, onlar arasında da yankı buluyor. Gerek çalkantının boyutları ve gelişmelerin yoğunluğu gerekse de çatışan tarafların bileşeni, Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenlilerin bu gündeme daha yaygın ve daha ilgili olmasını beraberinde getiriyor.

Başta AKP ve Cemaat çevresi olmak üzere çatışmanın muhataplarının Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde de örgütlü bir çalışma içinde olmaları, çekişme ve kavganın belki Türkiye’deki biçimiyle olmasa da buraya da sıçrama, dolayısıyla bu çevrelerin bir şekilde etkilediği vatandaşlar arasında bu nedenle de farklı bir etki yaratacağı söylenebilir.

Bu ülkelerde, Türkiye’de olduğu gibi paylaşacak-yararlanacak bir siyasi iktidar kavgasından ziyade, birbirinin “önünü kesmeye, zayıflatmaya, tabanlarını kendine çekmeye, açığını bulmaya” yönelik “düşük yoğunluklu br savaş” biçiminde sürmesi muhtemel görünüyor.

Diğer taraftan zaten bir süredir Almanya vd. Avrupa ülkelerindeki Türkiyeli kitleye daha yoğun seslenme gayretine girişen “Ergenekoncu” aydınlık çevresi ve CHP çevresi de son siyasal gelişmeleri burada daha yoğun gündeme taşıyacak, kendince yararlanma derdinde olacaklardır.

 

‘EZBERLER’ BOZULUYOR MU?

Bir dönemi uzlaşma ve çıkar birliği içinde geçirip ardından düşmanlaşan Cemaat ve AKP’nin çatışmanın öne çıkan aktörleri olması, Türkiye’de olduğu gibi Almanya ve diğer Avrupa ülkelerindeki Türkiyeli göçmenler arasında da olaya farklı bir boyut getiriyor. Çünkü tartışma ve kavga, şimdiye kadar olduğu gibi “muhafakazar”, “dini bütün” güçlerle “Kemalistler”, “sağcılarla solcular” veya “milliyetçilerle” demokratlar, Kürtler arasında cereyan etmiyor;  arenada bu kez dini değerleri siyasetin bir aracı olarak kullanan çevreler birbiriyle kapışıyor. Bu da haliyle, bir yandan daha fazla insanın konuya ilgi duymasını beraberinde getirirken, diğer taraftan klasik siyasi reflekslerin pek işe yaramadığı yeni bir durum ortaya çıkarıyor. Öyle ya, hem Cemaat’çiler hem AKP’ciler açısından birbirini “canım ne de olsa bunlar dinsiz, kitapsız” diye suçlayıp işin içinden sıyrılmak pek kolay olmuyor. Düne kadar birbirlerini “din kardeşi” sayarken, bugün kalkıp “diktatör, hırsız, komplocu, dış güçlerin maşası” vb. diye sayıp dökmeleri, beddualar etmeleri, haliyle ‘dini bütün’, muhafazakar insanlar arasında büyük bir şaşkınlık yaratıyor. Olan bitene anlam vermekte zorlanılıyor; hangisi haklı bir türlü karar verilemiyor! Daha önce Almanya’da patlak veren “Deniz Feneri Yolsuzluğu” veya “İslamcı Holdingler”in para toplayıp iflas etmeleri gibi skandallarda da bu kesim arasında bir belli oranda şaşkınlık ve tepki ortaya çıkmıştı ama bu seferki bayağı bir şok etkisi yaratmış görünüyor. Elbette bu kesimler arasında henüz hem Cemaat, hem de AKP’yi sorgulayan, ikisini de haksız bulanların sayısı fazla değil; kim hangi kesime dahil veya yakınsa, kendi argümanlarına dayanarak diğerinin hatalı-haksız olduğunu savunma eğilimi gösteriyor. Şimdiye kadar AKP’ye oy vermiş veya verme potansiyeli taşıyan bu kitle içinde yer alan sade vatandaşlar açısından öne çıkan bir duygu da; “Kardeşim sonuçta Türkiye ve İslam bundan zarar görüyor; bu kavga bir an önce sona ersin” biçiminde kendini dışa vuruyor. Ama Türkiye’de ortaya çıkan siyasi kriz ve çatışmalar o denli karmaşık ve derin ki, bu temenninin hayat bulması pek kolay görünmüyor. Çünkü, çatışmanın muhatapları “kılıçları çekmişler” ve “kelle almadan” bu işin dinmesi sözkonusu olmayacak.

TENCERE DİBİN KARA

Tabii bütün bu gelişmeler Avrupa’da da şimdiye kadar bir şekilde AKP’ye olumlu bakan sade vatandaşlar açısından (Türkiye’de bir dönem yüzde 50’yi bulan bu kesim Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli kitle arasında yüzde 60-65leri bulmaktaydı) ilk başta şaşırtıcı ve üzücü gibi gelse de aslında gerçeklerin daha iyi anlaşılması; dini değerleri kullanarak ekonomik ve siyasi çıkar elde eden güçlerin gerçek yüzlerinin görünmesi açısından  da oldukça kaydadeğer gelişmeler. “İman”, “İslam” kisvesi altında nelerin döndüğünü bu yaşananlardan daha iyi kanıtlayan, teşhir eden ne olabilirdi ki! Hem AKP hem de Cemaat yönetiminin boyunca pislik içinde olduklarını; hırsızlıktan yolsuzluğa, yalancılıktan ikiyüzlülüğe ve şantajcılığa kadar din imanla bağdaşmayan bir dolu “kötülüğün” odağı haline geldiklerini kimse bu kadar açık ve kesin bir biçimde anlatamazdı herhalde.

Bu tablo ister istemez ve objektif olarak Avrupa’da yaşayan ve dinine bağlı emekçiler arasında, dini kullanarak siyaset yapan çevrelere olan güveni etkileyecek, bakış açısına yeni boyutlar kazandırabilecektir. Bu sorgulama ve hoşnutsuzluğun ne kadar yaygın, kalıcı olacağı, hangi biçimlerde kendini göstereceği ve nerelere kanalize olacağı elbette birçok başka etkene de bağlıdır ama gelişmelere işçi ve emekçilerin gözünden ve onların çıkarları açısından bakanlar olarak eğer doğru tarzda ve yeteri kadar çaba harcarsak şimdiye kadar bu çevrelerin etkisinde kalmış emekçileri kucaklama konusunda ciddi mesafeler alabilmenin imkanları olduğunu görmek durumundayız.

Bu tablodan AKP ve Cemaatin vatandaşlar üzerindeki etkisinin kaybolduğu-kaybolacağı anlamı çıkmıyor elbette. İşçi ve emekçilerin çıkar ve politikalarını temsil eden alternatifler belli bir güç kazanmadığı ölçüde, bu çevrelerin sade vatandaş üzerindeki etkisi öyle ya da böyle devam edecektir. Ama bugün asıl önemli olan, yaşanan iktidar kapışması, daha önce olmadık biçimde güven kaybı, sorgulama, soğuma için zemin oluşturmaktadır.

İktidar nimetlerinden pay kapma savaşı, hem AKP hem de Cemaat’in maskesini biraz daha indirmiş, foyalarını açığa çıkarmıştır. Her iki taraf da mağdur edildiklerini propaganda etseler de asıl mağdur edilenin, dini değerlere önem verdiği için bu çevrelerin etkisine açık olan sade vatandaşlar ve bir bütün olarak emekçi halk olduğu görülmüştür. Bu Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli işç ve emekçiler için de geçerlidir. Çünkü göçün başladığı 60’lı yıllardan beri, emekçilerin yabancı olmaktan kaynaklanan sorun ve ihtiyaçlarını istismar ederek din tüccarlığı yapan bu çevreler, yıllardır hem ekonomik hem de siyasi bakımdan buradaki emekçileri “geçim kapısı” haline getirmişlerdir.

Türkiye’deki güncel siyasi krizi AKP-Cemaat çatışmasıyla sınırlı görmek doğru değildir; iktidar çatışmasının boyutları daha kapsamlı ve farklı güçleri de içermektedir. Bu güçlerden biri de Kürdü, Alevisiyle ezilen kesimler ve emekçi halkın kendisidir. Gezi olaylarında olduğu gibi demokrasi mücadelesinin farklı boyutlara sıçrama imkanlarının sözkonusu olduğu Türkiye’de, siyasi çalkantıların nasıl sonuçlanacağını belirleyecek olan da asıl olarak ezilenler ve halkın bu çatışmada nasıl bir rol oynayacak olacağıdır. Yine Gezi direnişinde görüldüğü gibi, halkın demokrasi, barış ve özgürlük adına verdiği mücadele de Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenliler arasında yankı bulmaktadır.

 

Tonguç Karahan

 

TÜRKİYE VE AVRUPA GÜNDEMİ 

Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin, Türkiye’deki gelişmelere ilgisi sadece son gelişmelere özgü değil; yaşam merkezi burası olsa da, Türkiye kökenli göçmenler, uzun yıllardan beri, Türkiye ile belli biçim ve düzeylerde ilişki içindeler. Öte yandan Türkiye’deki dini ve siyasi çevrelerin uzantıları yine uzun yıllardır buradaki göçmen kitleye ideolojik-siyasi ve örgütsel olarak nüfuz etmeye çalışmakta; sonuçta kimi özgünlükler içermekle birlikte Türkiye’deki siyasal ayrışma bu ülkelerde yaşayan insanlara da yansımakta.

Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenliler arasında Türkiye’nin siyasal gündemine fazlaca ilgi duymayan, esas olarak yaşadıkları ülkedeki siyasal, sosyal konularla içli dışlı olan bir kesim de elbette var; ve göç sürecinin gelişimine bakıldığında çoğalıp-yaygınlaşan kesimin asıl olarak bunlar olduğu da görülüyor.

Türkiye’deki siyasi gelişmelerin buraya etkisi ne kadar doğal ve anlaşılırsa, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiyeli emekçilerin, kendi geleceği ve ihtiyaçları açısından belirleyici önem taşıyanın, yaşadıkları ülkedeki siyasal ve sosyal hayata katılması olduğu da bir başka gerçekliktir.