‚Uzlaşma‘ değil ‚çatışma‘ alametleri

İhsan  Çaralan

Başbakan Erdoğan’ın yokluğunda, önce Başbakan Vekili Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile görüşen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son olarak da Meclis Başkanı Cemil Çiçek’le görüştü.

Bu görüşme trafiğinin, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve Deniz Baykal’ın Balyoz ve Ergenekon davalarıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanıyla görüştükten sonra gerçekleşmesi, “Cumhurbaşkanının krize el koyması” olarak yorumlandı. Ancak, Gül’ün son günlerde, doğrudan taraf olmasa da her konuşmasında “Demokrasilerde kuvvetler ayrılığının önemine” vurgu yaparak, Hükümetin bu alandaki girişimlerine en azından destek vermemesi dikkate alındığında, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanının öne çıkıp inisiyatif aldığı bir uzlaştırma girişiminin, kendisini geriye iteceğinin, “Gündemi belirleme pozisyonunu kaybetmesi” olacağının farkındadır.
Çünkü Gül’ün girişiminin, “tarafları uzlaştırma”, “Cemaat-Hükümet kavgasını, bir biçimde ertelemeyi” içereceği dikkate alındığında, Hükümet tarafının böyle bir uzlaşmayı kabul etmesi beklenir bir şey olamaz. Nitekim Erdoğan da dış gezilerinde bile bu kavgayı sürdürme iddiasını öne çıkararak, “28 Şubat Postmodern darbesi”yle paralellik kurarak, Cemaatin girişimleri için de “Dostmodern darbe” diyerek, “kavgaya devam” kararlılığını göstermiştir.
Zaten içinden geçilen süreç de bir uzlaşmadan çok kavganın derinleşip genişlemesine işaret etmektedir.
Erdoğan’ın “savaş kabinesi”nin Adalet Bakanı Bozdağ, kendisine “süper bakan” denmesinden pek hoşlanmış da görünerek, Meclisteki AKP çoğunluğunun başına geçmiş bir yeni komutan edasıyla, önce Meclisteki muhalefeti yere sermeden, sonra da HSYK’yi ele geçirip yargıyı hükümete bağlamadan durmayacağını, ağız ve vücut diliyle her vesileyle yinelemektedir. AKP’nin ve Hükümetin sözcüleri de her vesileyle, kavgayı sertleştiren açıklamalarıyla, çatışma çıtasını yükseltmektedirler.
Nitekim Mecliste, AKP’nin dayatmalarıyla sertleşen ortam, zaman zaman milletvekilleri arasında yumruklaşmalara varan tartışmalara yol açmaktadır.
Bu gelişmeler dikkate alındığında; AKP kurmaylarının ve Hükümetin, çatışma çıtasının yükseldiği, kavgalı gürültülü bir hal aldığı ölçüde at iziyle it izinin karışmasının kolaylaşacağını, bunun da kendilerine yarayacağını var sayan bir strateji geliştirdikleri anlaşılmaktadır.
Öte yandan Meclis Başkanı bir yandan gayet “uzlaşıcı” gibi görünürken öte yandan “Bağımsız yargı ölmüştür”, “Siyasetin üçte ikisi kayıt dışı yapılmaktadır” gibi aforizmalar öne sürerek, Meclisteki kavganın zeminini sertleştirmek için gayret sarf eden bir mevzide durmaktadır.
Dahası, daha Hatay’da durdurularak aranmak istenen “MİT TIR’ı”nın muamması çözülmeden Adana’da Suriye’ye sefer yapan iki otobüste çok sayıda uçaksavar, makineli tüfek ve suikast tüfeği mermisi bulunması, rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının yayılarak süreceğine işaret eden gelişmeler, emniyetteki ucu sonu belli olmayan atamaların diğer bakanlıklara da yayılmaya başlaması,… iç politikadaki “patlamalı sürecin” süreceğinin işaretleridir.
Bu iç setleşme dış politikadaki gelişmelerle de beslenmektedir. Bir yandan Suriye ve Irak merkezli olarak, yeni Osmanlıcı politikaların tüm dayanaklarıyla öte yandan Hükümet, “Esad ehveni şer haline geldi” deklarasyonu ile terörist gruplara silah ve cephane yardımı verme arasına sıkışmış bulunmaktadır.
Türkiye’nin iç gelişmeleri, özellikle de HSYK-yargı bağımsızlığı ve İnternet sansürü girişimleri üstünden AB ve ABD, Hükümetin yapmak istediği düzenlemelere karşı giderek daha sertleşen eleştiriler yöneltmektedirler.
Bütün bu iç ve dış politik mihrakların Hükümete yönelik eleştirileri ve tutumları karşısında AKP Hükümeti, gerçekleri kabul etmek yerine, onları saptırarak, kendi amaç ve çıkarlarını bütün gerçeklerin üstünde gören bir hat izlemektedir. Bu yüzden de gerçeklerin üstünü örtmek için çatışma düzeyi yüksek, gürültülü bir politikayı esas almıştır. Daha doğrusu Hükümet, kendisini adeta sertlik ve çatışmadan başka bir seçeneğin olmadığı bir köşeye itmiştir.
Hal böyle olunca “uzlaştırma” girişimleri, bir çözüm arayışı değil, sadece kamuoyunu oyalama, sermaye muhalefetinin kendi mevzisini güçlendirme manevraları olarak kalmaktadır.
Günler, daha sert ve gürültülü çatışmalara gebedir.