AB’nin Mısır politikası: Pragmatizm

Mısır’da 25 Ocak 2012’de Hüsnü Mübarek’in devrilmesinin ardından başlayan kaos devam ediyor. Ama, 85 milyon nüfusuyla Mısır, Almanya için her zaman önemli bir ticaret ortağı oldu. Bu nedenle, geçmişten bugüne siyasi aktörler değişmesine rağmen ticari ilişkilerde bir değişik olmadı.

 

2011’de Kuzey Afrika ülkelerinde başlayan “Arap Baharı”, Mısır’ın kapısına dayandığında 33 yıl boyunca başkanlık koltuğunda oturan Hüsnü Mübarek’in dayanma şansının olmadığı kısa bir süre içinde görüldü. Zira eylemlere yüzbinlerce, milyonlarca insan katılıyordu. Bu da yetmedi, Tahrir Meydanı’nı terk etmeme biçiminde yeni bir gelenek başladı. Bu gelenek daha sonra dünyanın değişik ülkeleri ve kentlerindeki protesto hareketlerine de ilham kaynağı oldu.

İçeride Mısır sermayesi ve ordu, dışarıda yıllardır Mübarek ile can-ciğer olan ülkeler ve onların liderleri önce bir tedirginlik yaşadı. Zira yıllardan beri destekledikleri lider ve onun etrafındaki klik gidici görünüyordu.

Bu nedenle, Avrupa Birliği ülkeleri, bu ülkeler arasında Mısır ve Mübarek’le yakın bir ilişki içerisinde olan Almanya’da da önce ciddi bir tereddüt yaşandı. Çünkü, Mübarek’in devrilmesinden sonra ne olacağı, kimin işbaşına geleceği pek belirgin değildi.

Ama yine de yıllardır Hüsnü Mübarek ile iyi ilişkiler içerisinde olan, onun başında bulunduğu sistemden beslenenler, yıllarca kendilerine kol kanat geren liderin yurtdışına çıkarılmasını gündeme getirdiler.

Bir anda, büyük protestoların ortasında Mübarek’in Almanya’ya gideceği ve tedavi göreceği haberleri öne çıktı. Günlerce süren bu tartışmaların ardından Mübarek, iktidarı bırakmaya, Almanya’ya gitmeye yanaşmadı.

Mübarek’in hapse atılması, mahkeme karşısına çıkması yerine Almanya’ya sürgüne gitmesi önerisi elbette boşuna yapılmamıştı. Çünkü, Almanya’nın Mübarek ve onun rejimine verdiği destek, yakın ilişkiler az değildi.

 

ALMANYA-MISIR İLİŞKİLERİ

Almanya’nın Mübarek rejimiyle hem siyasi hem ekonomik açıdan önemli ilişkileri bulunuyordu. 2007/08’de Mısır’ın ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında Almanya, ABD’den sonra ikinci sıradaydı. Ve Mısır, Almanya’nın Arap ülkelerine yaptığı ihracat sıralamasında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Krallığı’ndan sonra üçüncü sırada bulunuyordu. Özellikle 2007’den itibaren Almanya’nın Mısır’a ihracatı daha da artarak 2.1 milyar Euro’ya ulaştı. Satılan malların yüzde 25’ini makine, kimyasal maddeler ve ağır vasıta araçları oluşturuyordu.

Almanya’nın Mısır’dan aldığı ürünlerin başında petrol (yüzde 50), tekstil (15) ve gıda ürünleri geliyordu. Mısır’ın Almanya’ya ihracatının toplam değeri ise 804 milyon Euro tutarındaydı.

İhracat ve ithalat arasındaki bu dengesizlik, her iki ülke arasındaki ticari ilişkide kazananın Almanya olduğunu açıkça gösteriyor.

Bu ticari ilişkiler iki ülke arasındaki politik ilişkileri yakınlaştıran bir rol oynuyordu ister istemez. Bu çerçevede hem Mübarek hem de ondan sonra başkanlık koltuğuna oturanlar Almanya ile ilişkileri değiştirmeden sürdürdüler. Aynı şekilde Almanya da ilişkileri olduğu gibi devam ettirdi.

 

GİTTİ MÜBAREK, GELDİ MÜRSİ

Eski dost Mübarek’in iktidarda kalamayacağını fark eden Almanya, kısa süre içerisinde politika değişikliğine giderek, “demokrasi ve devrim adına” Tahrir Meydanı’nda milyonların katıldığı eylemlere destek verdi. Hem de somut olarak… Dönemin Federal Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Kahire’ye giderek protesto gösterilerine katıldı. Bu dayanışmadan memnun olan göstericilerin bir kısmı “Yaşasın Almanya, yaşasın Mısır” diye sloganlar atmıştı. Bu Almanya’da büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı. Göstericilere “devrim” için her türlü desteği vereceğini söyleyen Westerwelle’in asıl amacı, işbaşına gelecek olan yeni kesimlerle iyi ilişkiler içinde olacaklarını ilan etmekti. Mübarek’in devrilmesinden sonra Westerwelle tam dört kez Kahire’ye giderek, Müslüman Kardeşler’in başını çektiği hükümetin dışişleri bakanıyla görüştü. Zira Westerwelle’nin değişiyle “Mısır, Almanya ve AB için bölgede kilit öneme sahip”ti.

Almanya Ticaret ve Yatırım Kurumu’ndan Manfred Tilz de Mısır’in önemini  “Arap ve Afrika’ya açılan kapı” olarak tanımlıyor.

Mübarek’in yıkılacağı görülünce Müslüman Kardeşler’e sarılan Almanya ve AB, Müslüman Kardeşler’e karşı ordunun yaptığı darbeye de itirazsız destek verdi. Halbuki, Mursi, 30 Ocak 2013’te Berlin’e yaptığı ziyaret sırasında Başbakan Angela Merkel’den “toplumsal dönüşüm” konusunda hem övgü hem de destek almıştı. Ayrıca Mısır’ın 240 milyon Euro borcu da silinmişti. Mursi de bunların karşılığında, “Almanya’nın Mısır ve Ortadoğu’daki rolünün daha etkili olmasını istiyoruz” diyerek açık işbirliği için mesaj vermişti.

Ama buna rağmen, Almanya kendi çıkarlarını zedelemeyecek şekilde hem rejimin eski sahipleri hem de Mursi ve Müslüman Kardeşler ile dengeli iyi ilişkiler sürdürmeye devam etti. Mursi’nin devrilmesinden sonra ordu tarafından başbakan olarak atanan Adli Mansur’un ziyaret ettiği ilk ülkeler arasında Almanya’nın olması tesadüf değildi yani.

Özetle, bölgesinde önemli bir nüfus, politik ve askeri güce sahip Mısır, gerçekten de Arap dünyasının yedeklenmesi, enerji kaynaklarının ve devasa pazarın kontrol edilmesi için emperyalist devletler açısından geçmişten günümüze hep kilit bir öneme sahip bir ülke oldu. Bu nedenle, Almanya ve Avrupa’nın diğer ülkeleri kısa bir süre içerisinde eski rejimle sırt çevirerek, toplumsal hareketi yedekleme politikası izledi ve bunda kısmen de başarılı oldu denilebilir. Yani Mısır içindeki siyasi aktörlere yaklaşımın özünü, Mısır’da yaşananlar veya iddia edildiği gibi “evrensel insani değerler” değil, Almanya’nın siyasi ve ticari çıkarları belirledi. (YH)