Türk-Alman ilişkileri: Ekonomik çıkarlar belirleyici

turk-alman-iliskileri

Başbakan Erdoğan, daha Berlin’e gelmeden partisinin meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada Başbakan Angela Merkel ile yapacağı görüşmenin çok önemli olacağını ifade etti. Özellikle de Türkiye-AB ilişkileri açısından.

Brüksel’e yaptığı ziyaretten iki hafta sonra gerçekleştirilecek Berlin ziyareti, gerçekten de Erdoğan ve hükümeti açısından önemli olacak. Çünkü, AB’nin tek tek ülkelere yönelik politikasının ne olacağı konusunda Almanya’nın özel bir ağırlığı bulunuyor. Bu nedenle, son yıllarda Almanya’nın AB üzerinde artan egemenliği nedeniyle Brüksel’den çok Berlin’in ne dediği belirleyici.

Berlin’in ne diyeceğini ise asıl olarak ekonomik ve siyasi ilişkilerin seyri belirliyor. Merkel, her ne kadar Türkiye’nin AB üyeliği konusunda “imtiyazlı ortaklık” formülünü savunsa da hiç bir zaman ilişkilerin bozulması, kesilmesinden yana olmadı.

Nihayetinde günümüz dünyasında ülkeler arasındaki ilişkiler açısından asıl belirleyici olan ticari ve siyasi çıkarlar temelinde yürüyor. Ekonomik ilişkiler iyi olduğu sürece, siyasi ilişkiler de genellikle buna göre şekil alıyor.

Bu açıdan bakıldığında, son yıllarda Avrupa ülkelerine göre çok daha hızlı büyüyen Türkiye, sık sık övgüler almış, örnek ülke olarak gösterilmişti. Bu büyüme doğal olarak Türkiye’ye daha fazla yatırımın yapılması, ticaret hacminin büyümesi anlamına geliyordu.

 

TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR PAZAR

En güncel verilere göre, 2012 yılında Türkiye ile Almanya arasındaki ticaret hacmi, bir önceki yıla göre yüzde 0,5 artarak 32.1 milyar Euro’ya ulaşmış durumda. Bu durum yeni bir rekoru ifade ediyor. Karşılıklı toplam 32 milyar Euro’luk ticaret hacmi olan iki ülkeden Türkiye, Almanya’dan 20 milyar Euro tutarında mamül ithal ederken, 12 milyar Euro’luk ürün ihraç etti.

Diğer taraftan Almanya, aynı zamanda Türkiye’deki en büyük yatırımcı ülke durumunda. Ağustos 2013 itibarıyla toplam 5 bin 500 Alman firmasının Türkiye’de doğrudan ya da dolaylı yatırımları bulunuyor.

Alman sermayesi açısından geçmişten günümüze önemli bir yeri bulunan Türkiye’nin “siyasi istikrarı” bu açıdan önem arz ediyor.

Bu temelde geçtiğimiz yıl, her iki ülke arasındaki ilişkilerin başlamasının 250. yılı dolayısıyla “stratejik derinlik” konsepti başlatılmıştı. Bu temelde dört ayrı çalışma grubu kuruldu.
Geçmişte olduğu gibi bugün de Türk-Alman ilişkileri asıl olarak Alman sermayesinin bölgedeki çıkarlarına göre düzenlenmiş bulunuyor. Değişen koşullar, sertleşen emperyalist çıkarlar Alman sermayesine Ortadoğu’da daha etkili olması gerektiğini, bunun için de yeni olanakları devreye koymasını adeta bir zorunluluk olarak dayatıyor. Bu kapsamda Türkiye’nin AB üyeliği önemli bir araç olarak görülüyor. Ancak değişik nedenlerden ötürü bu konuda da önemli bir ilerleme bağlanabilmiş değil.

Bütün bunlar, Almanya’nın Türkiye’deki farklı çıkar grupları arasında cereyan eden iç çatışma ve gerginlikte seyirci kalmasının pek mümkün olmadığını gösteriyor. Tersine, hükümet yetkililerinin sık sık dile getirdiği bir endişe hakim. Ancak, bugüne kadar görünürde çatışan taraflardan birisini tutma yerine, bu çatışmanın sonucunda neyin ortaya çıkacağı üzerinde duruluyor.

Bu bakımdan, geçmişte Erdoğan’a “açık çek” veren, Patriotları Türkiye’ye gönderen Almanya şimdi daha temkinli davranma ihtiyacı duyuyor. Erdoğan ise, içine düştüğü bu durumdan kazançlı çıkmak için mümkün olduğu kadar bütün bu kesimlerin desteğini almaya özel önem veriyor. Bu nedenle, Avrupa’ya yönelik eski sert üslubunu bırakmış, diyalog mesajlarını öne çıkarma gayretinde.

Ancak, bu mesajlar Almanya’nın sınırsız desteğini alması için yeterli görünmüyor.

Her iki devlet arasında bütün bu hesaplar yapılırken Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler de ilişkilere sık sık malzeme ediliyor. Bugüne kadar Erdoğan’ın Almanya’ya yaptığı ziyaretlerin çoğu, tartışmalı şekilde sona erdi. Zira zarf ettikleri sözler, bu ülkede yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Alman halkıyla birlikte yaşamasından çok gerilimi artıracak, bölücü tarzda demeçler oldu. (YH)