Erdoğan’ın ziyaretinden geriye kalan yanılsamalar

turk-alman-iliskileri

4 Şubat günü Berlin’de Başbakan Angela Merkel ile bir araya gelen Recep Tayyip Erdoğan istediği desteği almadan geri döndü. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun üzerini örtmek, imajını tazelemek için ziyaretleri kullanan Erdoğan, Türkiye kökenli göçmenler arasında da güven kaybını önleme gayreti içinde.

Başbakan Erdoğan son iki hafta içerisinde, 17 Aralık’tan bu yana içine düştüğü durumu açıklamak, imajını düzeltmek için adeta Avrupa’ya “güven turu”na çıkmış görünüyor.

Önce Brüksel’de AB konseyi, AB komisyonu ve AP başkanlarıyla bir araya geldi. Ardından Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile Türkiye’de görüştü.

4 Şubat’ta da Berlin’de Almanya Başbakanı Angela Merkel ile buluştu.

Her üç görüşmeye bakıldığında, Erdoğan’ın “savunma pozisyonu”nda olduğu anlaşılıyor. Daha önce, AB’ye üyelik sürecinin uzaması, müzakere başlıklarının açılmaması gibi nedenlerle üst perdeden konuşan, veryansın eden, “Gerekirse AB yerine Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye oluruz” diyen Erdoğan gitmiş, yerine Die Welt gazetesinin yazdığı gibi “çok uysal” bir politikacı gelmiş görünüyor.

Bu farklılık Alman basının da dikkatini çekti. Der Spiegel’in “Erdoğan’ın iki yüzü”, Die Zeit’in “Çifte Erdoğan” başlıkları bu “değişimi” özetliyor. Elbette bu, Erdoğan ve partisinin içine girdiği düşüş ve girdiği siyasi türbülanstan en az zararla çıkma çabasıyla yakından ilgili.

Diğer taraftan AB’de ise Türkiye’ye yaklaşım konusunda özünde kaydadeğer bir değişiklik bulunmuyor. Ancak karşılarında zayıflamış, yıpranmış bir lider görmekten memnun olarak, Erdoğa’a yönelik talep ve isteklerini daha üst perdeden ifade etme fırsatı bulmanın rahatlığına sahipler. Nitekim bu görüşmelerdeki havaya ada yansıdı. Merkel açık bir şekilde “İmtiyazlı Ortaklık”tan yana olduğunu, müzakerelerin “ucu açık” şekilde devam edeceğini bir kez daha tekrarladı. Ama, Erdoğan’ın tepkisi öncekilerden farklı oldu.

Yani düne kadar “En büyük reformcu” ilan edilen Erdoğan, artık Avrupa’da da “otoriter bir lider” olarak görülmekte. Gezi direnişinin ardından “güçlü lider karizması”nın çizilmişliği Berlin ziyareti sırasında bir kez daha görüldü.

 

İNİŞE GEÇEN ERDOĞAN’A KİM DESTEK VEREBİLİR?

İnişe geçen Erdoğan’a AB ve onun motor ülkeleri Almanya ve Fransa da sahip çıkmıyor. Uluslararası politika ve egemenlik mücadelesi düzleminde baktığımızda, ABD’nin gözden çıkardığı, güçten düşürmeye çalıştığı bir lidere ya da partiye diğer emperyalist devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda kullanması, yedeklenmesi mümkün olabiliyor. Erdoğan’ın AB’ye karşı “uzlaşmacı bir profil” çizmesi aslında buna sıcak baktığının bir işareti olarak da okunabilir.

Ne var ki, bugüne kadar açıktan kameralar karşısında söylenenlere bakılırsa Almanya ve Fransa, ABD’ye rağmen Erdoğan’la dünden daha farklı ilişkiler içerisinde olmaya yönelme niyetinde değil. Bu bir yanıyla Batılı güçlerin genel olarak dünya çapındaki yakın ittifakıyla, diğer yanıyla da Erdoğan’ın hiç kimseye güven vermemesiyle ilgili.

 

Bu nedenle şu anki aşamada, Almanya ve Fransa, Erdoğan konusunda ABD’den pek farklı düşünmüyor.

 

GÜLEN CEMAATİ’Nİ MERCEK ALTINA ALMA VAKTİ GELDİ

Ancak Almanya’nın, ABD ile yakın irtibat içerisinde olan Gülen Cemaati’yle daha temkinli bir ilişki içerisinde olacağı da söylenebilir. Erdoğan’ın Berlin ziyareti öncesinde Baden-Württemberg Eyaleti istihbarat örgütünün cemaatle ilgili bir inceleme yaptığının basına yansıması tesadüf olmasa gerek.

Bugüne kadar Avrupa ülkeleri tarafından da, “Ilımlı İslam’ın” temsilcisi görülen Gülen Cemaati’ne devasa olanaklar yaratıldı, gelişmesine olanak sağlandı. Ama öyle görünüyor ki, AB ülkeleri önümüzdeki dönem Gülen ve adamlarını daha yakından mercek altına alma ihtiyacı duyacak.

Bu nedenle AKP-Cemaat çatışmanın sonuçlarından birisi de cemaatin gerçek yüzünün Avrupa’da da açığa çıkmasına uygun bir ortam yaratmış olması diyebiliriz. (YH)

 

MESELE SADECE SEÇİM DEĞİL

 

Erdoğan’ın Berlin ziyareti nedeniyle Alman basınında en çok “seçim kampanyası” haberleri öne çıktı. Yazılanlara göre Erdoğan’ın hedefi seçimlerde Almanya’ya yaşayan 1.5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı seçmenin oyunu almak…

Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, bu rakam abartılmış durumda. Federal İstatistik Dairesi’nin verilerine göre, 2011 itibariyle Almanya’da, çifte vatandaşlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 1.7 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor. Bunların arasında çocuk ve seçme yaşına gelemeyen gençleri çıkardığımızda çok daha düşük bir rakamın söz konusu olduğu görülüyor.

Bu nedenle, Berlin-Tempodrom’da yapılan toplantıyı, gerek Avrupa gerekse Türkiye kamuoyunda yıpranan imajı nedeniyle, “hala güçlü olan Erdoğan” propagandasının bir sonucu olarak görmek gerekiyor.

Yani basit oy hesabının ötesinde bir güç gösterisi sözkonusu. Zira, Erdoğan yıllardır gittiği her Avrupa ülkesinde bu türden toplantılar yapmaya özen gösteriyor. Bununla elbette Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler arasında siyasi bir güç olmayı da hedefliyor. Geçen yıl Gezi direnişine destek vermek amacıyla yapılan dayanışma eylemlerine karşı Düsseldorf’ta AKP’nin uzantısı UETD tarafından yapılan miting de bunun somut bir örneği olmuştu.

Yıllardan beri başta Dış Türkler ve Akraba Toplulukları Dairesi (YTB), DİTİB ve UETD üzerinden politikasını ve örgütlenmesini Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler arasında yaymaya çalışan Erdoğan ve AKP, bunu zamanı geldiğinde elbette oya da çevirmek isteyecektir.

Ziyaret öncesinde her iki ülkenin yöneticileri arasında yapılan görüşmelerde varılan uzlaşmaya göre, Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yedi bölgede oy kullanabilecek. Bunun sorunsuz geçmesi durumunda, 2015’te yapılacak genel seçimler için de gündeme gelebileceği ifade ediliyor. Bu da, Türkiye’deki seçim kampanyalarının artık Avrupa’ya taşınacağı anlamına geliyor. Bu da doğal olarak Türkiye kökenli göçmenler arasında Türkiye’deki seçimler üzerinden bir bölünmenin, kamplaşmanın olacağı anlamına geliyor.

Bütün bunlara rağmen Avrupa’da meydan Erdoğan’ın sandığı gibi boş değil. 2012’den bu yana her Almanya ziyareti sırasında binlerce, onbinlerce Alevi, Kürt, devrimci ve demokrat tarafından protesto edilmesi de bunu gösteriyor.