Kölelerin Baskaldırışı ve Spartaküs

Ali Çarman

İnsanlık tarihi nice imparatorların, ‚egemenliğimiz ebedi ve yıkılmazdır‘ söylemleriyle doludur. Ancak o ‚ebedi ve yıkılmaz‘ görülenler, günü geldiğinde tarihin çöplüğüne atılmaktan kurtulamadı. Tıpkı o ihtişamlı, saltanatların saltanatı ünvanını elde eden Roma İmparatorluğu gibi… Yağma ve talan savaşlarıyla gücüne güç katıp, “bütün yollar Roma’ya çıkar” dedirtecek kadar sağlam görünen imparatorluk bile çöktü…

Avrupa veya Anadolu’da dolaşırken mutlaka Romalılar’dan kalma tarihi bir eserle karşılaşmışsınızdır. Sınırları alabildiğine genişleyen, Avrupa’dan Mezopotamya topraklarına kadar uzayan Roma İmparatorluğu denince ilk akla gelenlerden biri de kölelerin isyanı ve tabi ki Spartaküs’tür.

Hani, “İstediğimiz tek şey özgürlüğümüzdür, başkaları için yaşamaktansa kendimiz için ölürüz.” deyip kölelerle birlikte savaşa giren Spartaküs. Kuşkusuz kölelerin başkaldırıları Spartaküs ile başlamadı ancak Spartaküs ve arkadaşları öncülüğünde başlayan direniş ve isyan gerek örgütlülüğü gerekse de elde ettiği zaferlerle adeta insanlığın belleğine kazındı.

Spartaküs üzerine yazılan kitap ve makaleler her dilde ve çok rahatlıkla bulunabilecek zenginliktedir. Bunların arasında en derli toplu olanlarından birisi Amerikalı yazar Howard Fast’ın  yazmış olduğu bir tür belgesel de denebilecek kitaptır. Kimi kitapları arada bir tekrar okumak daha önceleri görmediğimiz birçok yanını görmemize neden oluyor.

Bir anlamda günümüzün Roma’sı olan Amerika’da FBI’nin komünist avı yıllarında her ilerici, her sosyalist gibi Howard Fast da tutuklanıp cezaevine konur. Yazarımız cezaevinden çıkar çıkmaz Spartaküs’ü yazar. Ne var ki böylesine derinlikli, gerçekçi ve tarihi bir kitabı yayınevleri basmaktan korkarlar. Howard Fast da kitabı kendi olanaklarıyla basar ve kitap kısa süre içinde 50 bin satar.

Roma’ya göre köleler birer hayvandır. Hatta hayvan daha önemlidir. Zira köle değersiz, hayvan ise değerlidir. Köle kasabın masa üstünde sattığı ettir. Özgürlük kavramı köle için sadece rüya aleminde boy veren bir güzelliktir. Köle sahipleri sürdürdükleri ihtişamlı yaşamlarının yanı sıra hep Tanrı’ya yakın olurlardı. Tanrı herşeyi, herkesi görür ama bir türlü köleleri ve cehennemvari dünyada çektiklerini görmezdi. Köleler Tanrı’nın sadece zenginlere, egemenlere cömert davrandığının farkına vardıkça öfke biriktirdiler.

Özgürlük için savaşanlar

Spartaküs, Trakya asıllı bir köle idi. Her yiğit köle gibi zenginlerin doyumları için gladyatör olarak arenaya çıkarılıp ölümüne dövüştürüldü. Köleler, yaşamak için kendileri gibi olanları öldürmek zorundaydılar. Spartaküs ve yetmiş kadar arkadaşı bu zülme hayır dediler. ‚Kaçmayacağız!‘ deyip Roma’ya savaş açtılar. Geçtikleri yerlerde köleler bayırlardan, tarlalardan sel gibi akıp geliyorlardı. Galyalılar, Yahudiler, Yunanlılar, Mısırlılar, Trakyalılar, Sudanlılar, Libyalılar, İranlılar, Almanlar, Slavlar, şu veya bu sebepten köle olmuş İtalyanlar bir tek bedenden, bir tek milletten geliyorlarmış gibi birleştiler. Kölelerin ordusu insan özgürlüğü ve onuru için savaşıyordu. Savaş deneyi ve silahları dahi olmayan kölelerin ordusu yenilmez denen Roma’nın ordularını defalarca yenerek korku saldı. Roma çatırdamaktaydı.

İsyanın bastırılması

Roma daha önceleri de kaç kez köle isyanlarını kanla bastırmıştı. Fakat bu kez durum farklı idi. Kaç birlik, kaç ordu kölelerin üzerine gönderilmişse hepsi yenilmişti. Diğer kumandanlardan daha acımasız ve iflah olmaz bir aristokrat olan kumandan Crassus’a büyük tavizler karşılığında görev verildi. Kurnaz mı kurnaz olan Crassus, kölelerin ordusunu zayıflatarak güçsüz bırakma taktiğini seçti. Sicilya’ya uzanmak isteyen köleler ordusu Venüs dağlarında korsanlar tarafından yüzüstü bırakıldı. Günlerdir erzaksızlıktan kıvrılan kölelerin ordusu sıkışmış ve geriye tek bir yol kalmıştır. Spartaküs kölelere hitaben yaptığı konuşmada kendisine hediye edilen atı getirmelerini ister. Herkes pür dikkat kesilmiş Spartaküs’ün ağzından çıkacaklara kulak verir.

Arkadaşları için sık sık ağlayan Spartaküs, kılıcıyla o güzelim kıratı öldürür. Ardında yaptığı konuşmada; ‚Romalılar her gün insan öldürüyor. Bense bir atı öldürdüm. Atı bana vermekle beni kahraman ilan ettiniz. Hayır ben de sizler gibi bir insanım, kahramansak hepimiz kahramanız.‘ der. Ölümüne savaşma yolunu seçerler. Köleler yenileceklerini bile bile yiğitçe savaşırlar. Herkes ama herkes ölür. Ancak ne var ki Spartaküs’ün cesedi bulunamaz. Kimbilir, cesedi ya parçalandı ya da tanınmayacak şekilde çarmıha gerildi… O gün bugündür Spartaküs’ün yaşamı, özgürlük mücadelesi veren insanlara ilham veriyor. İnsanlar Spartaküs adını hatırlayıp göklere; ‚Özgürlük, herşey senin için!‘ diye haykırıyorlar.

Hayatı seveceksin…

Kölelerin isyanı kanla bastırılıp dereler dolusu köle kanı akıtıldı. Özgürlükleri elde etme savaşında sağ ele geçirilen 6 bin kişi yollarda çarmıha gerildi. Her geçen gün ölümüne doğru yol alan Roma böylece tarihin en hunhar katliamlarına bir yenisini eklemiş oldu.

Savaşta yaralı olarak ele geçirilen ve Spartaküs’ün sağ kolu olan arkadaşı çarmıha gerilirken sözlerini hatırladı. Spartaküs ona;  ‚Gladyatör hayatı sev, bütün soruların cevabı ondadır.‘ demişti.

Sevdiğinin ağzından Spartaküs’ün özlemini aktaralım; ‚Kölelerin bulunmadığı bir dünya kurmak istiyordu. Efendi olmayacaktı. Bütün insanlar barış içinde, kardeş gibi yaşayacaklardı. Roma’dan iyi ve güzel şeyleri alacağımızı söylerdi. Etrafı surlarla çevrili olmayan şehirler inşa edecektik. Bu şehirlerde bütün insanlar birbirine eşit olarak, huzur içinde yaşayacaklardı. Harp, ıstırap ve sıkıntı olmayacaktı.‘

Döneceğiz milyonlar halinde

Spartaküs’ün adıyla özdeşleşen isyan, tek bir kahramanın, tek bir ‚üstün insan’ın başkaldırısı değil, binlerce kölenin kolektif başkaldırısıdır. Spartaküs isyanı bir diğer anlamıyla gerçeğin düş, düşün gerçek olması demektir. Zor ve şiddet üzerine kurulu olan imparatorluklar, krallıklar, şahlar, diktatörlükler yıkılır gider, bu sistemlerin savunucuları hep korku ile yaşarlar. Ve ne güzel ki, imparatorlukların yıkımını tetikleyen isyan ve direnişler insanlık tarihinden eksilmedi. Spartaküs’ün kendinden emin bir biçimde olanca sesiyle haykırdığı; ‚Döneceğiz milyonlar halinde!‘ çığlığı, bugün hala sömürücü egemen sınıfların korkulu rüyası olmaya devam ediyor.

Spartaküs’ten bu yana ikibin yılı aşkın bir zaman geçti. Baskıya, köleliğe ve haksızlıklara karşı onlarca, yüzlerce, binlerce ayaklanma oldu. Ücretli kölelik düzeni olan günümüz sistemlerinde işçi ve emekçilerin sömürünün olmadığı bir dünya özlemi, özgürlük ve eşitlik istemleri devam ediyor. Köleliğin olmadığı zaman mutlaka ama mutlaka gelecek!

Emeğin tarihsel-kültürel ve direnişsel değerini anlamak, bilincimizi daha da perçinleştirmek için dünya edebiyatının baş yapıtları arasında yer alan Howard Fast’in Spartaküs kitabını yeniden okumalı… Spartaküs ve yaşamı insanlığın zaman nehrine kattıkları arasında yer alıyor. ‚Ol nehir’den bir tas Spartaküs suyu alıp kana kana icmeli…