Mezopotamya’dan Mannheim’a hüzünlü resmedişler

nuri cihanbeyli

Nuri Cihanbeyli’nin resimle tanışmasını ve hüzünlü yaşam öyküsünü dinlemek üzere atölyesine gidiyoruz. Önceden kararlaştırdığımız saatte atölyesinde karşılıyor bizi. Nuri Cihanbeyli günlük yaşamda sürekli karşılaştığımız ve yardımını bizlerden ve demokratik kamuoyundan esirgemeyen yardımsever ve mütevazı bir kişiliğe sahip. Sorularımızı dost sohbeti içerisinde yanıtlıyor, yabancımız değil çünkü…

Nuri Cihanbeyli’yi resimle tanıştıran ilk gençlik yıllarında dayısı olmuş: Dayısı, yağlı boya ile bir harman yerini gerçekmiş gibi çizmiş ve o günden sonra resim sanatıyla ilgilenmeye başlamış… İlk çizimlerinin karakalem olduğunu söylüyor. Ve Urfa’yı terk etmek zorunda kaldığı döneme kadar en az 100 sayfa kadar resim biriktirdiğini, daha sonra buraya gelmek zorunda kaldığı için resimlerini yakmak zorunda kaldığını söylüyor: “Kimsenin başı belaya girsin istemedim” diyor dönemin koşullarından dolayı. Çünkü o dönem çizdiği resimlerin çoğu Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Yılmaz Güney gibi devrimcilerin resimleriymiş.

Urfa’nın ressamlarıyla ünlü olduğunu söylüyor ve kardeşlerinin de resim, heykel, çizimi ve yapımından ekmek yediklerini ve bundan dolayı çok mutlu olduğunu söylüyor.

Almanya’ya geldiğinde ilk iki yıl dil öğrenme, yerleşme ve alışma gibi sorunlarla uğraşmış. “Kendimde bir boşluk hissetmeye başlayıncaya kadar hiç aklıma gelmedi resim yapmak, çok değişik bir dünyaydı burası benim için“ diyor o günler için. “Yabancılaşma anlayamadığım şeylerin başında geliyordu, halen de anlayabilmiş değilim. Toplumdaki bu yozlaşma ve yabancılaşma epey uğraştırdı beni, insanları anlamakta güçlük çektim… Dil öğrendikten iki ay sonra bütün problemlerimi çözdüm ve kendimi daha iyi hissetmeye ve tanımaya başladım… Ve resim yapma süreci sulu boya tekniği ile başlamıştı benim için” diyor.

 

Resimle ilgili herhangi bir okul ya da kursa gitmediniz mi?

Hayır, mesela ilkokul yıllarımdan başlayarak, Urfa’da o dönem bana neredeyse bütün padişahların resmini çizdirdiler, binlerce Atatürk resmi yapmışımdır yine.

 

Sanatınla kendini nasıl tanımlıyorsun ve çizdiklerinle vermek istediğin mesaj nedir?

Sanatımda ilham kaynağım günlük yaşam ve bu yaşamın içerisinde her türlü itilmişlik, kakılmışlık, ayrımcılığa uğrayanların dünyası, yani emekçilerin yaşamlarından alıntılar… Bir başka kaynak da hayatımdaki hoşluklar ve nahoşluklar. Toplumun rahatsızlığı benim rahatsızlığım, mutluluğu da benim mutluluğum.

 

“Solingen’den Bugüne” adlı sergiyle vermek istediğin mesaj neydi?

Bu sergide vermek istediğim mesaj: Geride kalan gözyaşları ve çığlıklar ve yaşanılan bu acıların perde arkası. Çok yakın tarihinde bu ülkenin çok ağır acılar ve katliamlar yaşanmışken halen neden böyle oluyor? Evet halen neden böyle oluyorsa cevap aramaya çalıştım. Biliyoruz, sürekli bizlere söylenen ve herkesin tekrarladığı bir söz vardır bu ülkede, „Nie wieder Faschismus!“ Bu sözü her fırsatta tekrarlamaktan bıkmazlar, ama yine de böyle şeyler olur, seri katiller korku salar ve hiç Nazi örgütlenmelerinden söz edilmez… Bu böyle devam ettiği müddetçe gözyaşları kurumayacak bu ülkede.

 

Resimlerin sanki bir rüyadan, bir şiirden ya da bir romandan çıkıp gelen çığlıkların yüreklere yansıması gibi duygular uyandırıyor insanlarda…

Resim benim için bir araç. Dil nasıl bir araçsa, resim daha pratik ve daha anlaşılır benim için iç dünyamı yansıtmada. Daha enternasyonal ya da uluslararası bir araç, hem de çok güçlü bir araç toplumsal mesajlarda. ‚Bir resim bin laf, bin kelime bir laf ‚diye bir söz vardır!

 

Çalışma yaşamında, yaptığın iş gereği ve kendi evinde dahil olmak üzere, neredeyse bütün zamanını çocuklarla geçiriyorsun. Çocukların sanatına etkisi var mı, ilham veriyorlar mı sana, mutlu musun çocuklarla?

Çok mutluyum ve ilham da veriyorlar. Kalabalık bir aileden geliyorum ben ve etrafım cıvıl cıvıl kaynaşırdı çocukluğumda. En büyük de bendim ailede. Şu anda yaşayan 11 kişiyiz ve 12 çocuklu bir aileydik. İster istemez etkileniyor insan bütün bunlardan, mesela o dönemler gördüğüm yanlışları ya da güzellikleri çocuk eğitimcisi olarak unutabilmem mümkün değil. Orada öğrendiğim çok şey var. Burada çocukların önemi ve ne kadar verimli olabileceklerini ve güzel kocaman yüreklerini, bugün daha rahat görebiliyorum. Yaşadığım ülkede yani burada Almanya’da çevre ve doğa sevgisi küçükten yaşamın doğallığı içerisinde veriliyor. Benim geldiğim ülkede böyle değildi ve bu eksikliğin toplumuzdaki olumsuz etkisini burada rahatlıkla görebiliyoruz…

 

Resimlerinde hangi tekniği kullanıyorsun?

Yağlı boya kullanmıyorum, çünkü kokusu çok ağır geliyor, daha çok akrilik boyayı tercih ediyorum ve kendimi resim sanatında sürekli arayan ve öğrenen bir öğrenci olarak görüyorum. Bu da bana keyif veriyor ve geliştiriyor… Ve her geçen gün başka sanatçılar üzerinde duruyor ve tanımaya çalışıyorum ve sürekli öğreniyor, uyguluyorum. Yani uzun upuzun bir öğrencilik dönemi yaşamak istiyorum sanatımda.

Buralı hissediyorum kendimi ve buradaki sorunların beni ilgilendirdiğini düşünüyorum: Naziler beni ilgilendiriyor, yoksulluk ve adaletsizlikler beni ilgilendiriyor ve burada yapacak çok işimiz, söyleyecek çok sözümüz olduğunu düşünüyorum… Ve özellikle, Kürt ve Türk kökenli göçmenlere şunu demek istiyorum: Merak etsinler, sorgulasınlar, böylesi şeyler neden yapılıyor, nasıl doğmuş kültür sanat… Bu konularda çok gerideyiz, çocuklarını kültür ve sanat çalışmalarına yönlendirsinler…

 Enver Enli

 

Nuri Cihanbeyli

1980 yılında Urfa’dan Almanya’ya gelen ve şu anda Mannheim’da yaşayan ressam Nuri Cihanbeyli, resim sanatının dışında çocuk eğitimcisi olarak çalışıyor.

Yaşadığı topraklardaki ayrımcılık ve kışkırtılan ırkçılığa karşı, protesto çığlığı olmuş fırçasından tuvaline yansıyanlar… En son Solingen Katliamı’ndan yola çıkarak tam da Solingen Katliamı’nın 20. Yıldönümü’nde, Almanya kamuoyunu epeyce sarsan ırkçı NSU cinayetlerini de konu eden „Solingen’den Bugüne“ adlı bir sergi açtı Nuri Cihanbeyli. DİDF-Mannheim tarafından Mannheim Belediyesi’nin Sergi salonunda açılan sergi iki hafta boyunca adeta ziyaretçi akınına uğradı.