NAFTA örneğinin gösterdikleri

free-trade 

AB ile ABD arasında görüşmeleri süren Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO) Serbest Ticaret Sözleşmesi aracılığıyla ekonominin daha da büyüyeceği iddia ediliyor. Buna bağlı olarak, yeni istihdam alanları yaratılacağı ileri sürülüyor. Oysa yaşadığımız gerçekler, bunun tam tersini gösteriyor. Kapitalist modellere göre gerçekleştirilen serbest ticaret sözleşmeleri, işyerlerini yok ediyor ve güvencesiz işleri yaygınlaştırıyor.

1994’ten bu yana, ABD, Meksika ve Kanada arasında Kuzey Atlantik Serbest Ticaret Sözleşmesi (NAFTA) yürürlükte. Bu sözleşme, 1947’de yürürlüğe gire Serbest Ticaret Çerçeve Sözleşmesi’nden (GATT) farklı olarak, NAFTA’da gümrük konuları değil, sermaye sahiplerinin yatırım özgürlükleri düzenleniyor ve özel ombudsmanlık kurumlarına geniş yetkiler tanınıyor. Clinton, Bush ve Obama döneminde NAFTA benzeri sözleşmeler peşpeşe imzalandı ve TTYO da, bu kapsamda görüşmeleri sürdürülen son örnek.

 

İLO SÖZLEŞMELERİ ASKIYA ALINACAK

NAFTA pazarlıkları sırasında sıklıkla dile getirilen iddiaların başında, her üç ülkede de yeni istihdam alanları yaratılacağı olmuştu. Oysa yaşanan, varolan iş sözleşmelerinin kuralsızlaştırılması oldu. Bunun yolu da, sözleşmeye dahil edilen, İşgücünde İşbirliği Hakkında Kuzey Amerika Anlaşması (NAALC) adlı bir ek sözleşmeyle açıldı.

Bu anlaşmanın önsözünde şu sözler veriliyor: “Anlaşmanın tarafları, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun çalışma ve insan haklarına dair standartları doğrultusunda hareket ederler.” Ancak bu anlaşmanın bir de eki var. Bu ek belgede; ABD, Kanada ve Meksika tarafından kabul edilmiş ve edilmemiş İLO sözleşmeleri sıralanıyor. Taraflar buna bağlı olarak, diğer ülkelerdeki hukuksal düzenlemeleri tanıdıklarını ilan ediyorlar.

Bundan karlı çıkan tek ülke ise ABD. Çünkü ABD, ücret eşitliği, sendikal özgürlükler, toplu pazarlık hakkı, asgari ücret, işyeri güvenliği gibi birçok İLO standardını kabul etmiyor. Bu nedenle çalışma yasalarının ihlali nedeniyle açılan davalar çoğunlukla sonuçsuz kalıyor.

 

TİCARET ÜÇE KATLANDI, İSTİHDAM GERİLEDİ

Yatırımcılara tanınan özgürlüklere bağlı olarak, NAFTA’nın yürürlükte olduğu son 20 yılda ABD’nin bu ülkelerle ticaret hacmi üç kat arttı. ABD’li insan hakları kuruluşu “Public Citizen”in araştırmalarına göre, aynı dönemde ABD’de bir milyon sanayi işyeri yok edildi. Örneğin General Electric 4.900 işyerini işçi ücretlerinin daha düşük olduğu Meksika ve Kanada’ya taşıdı. Chrysler’in taşıdığı işyeri sayısı ise 7.700.

 

MEKSİKA’DA YOĞUN SÖMÜRÜ

Meksika bu süreçte, yabancı ve özellikle de ABD’li tekeller için cennete dönüştürüldü. NAFTA’dan, ABD’de temsilciliği bulunan Avrupalı tekeller de yararlandı. Bu tekeller, düşük ücretler nedeniyle Meksika’da tekstil ve elektronik araç fabrikalar kurdu. Öte yandan ABD ve AB’de devlet sübvansiyonlarıyla üretilen tarım ürünleri Meksika’ya ihraç edilerek, yerli tarımsal üretimin sonu getirildi. Meksika’da sadece tarım alanında bir milyon işyerinin yok edildiği tahmin ediliyor. Kanada’da ise, otomobil yan sanayisi için üretim yapan yeni işletmelerde, onbinlerce işçi, düşük ücretli ve güvencesiz işlerde istihdam edildi. İLO sözleşmelerini tanımayan ABD’li işletmeler nedeniyle, Kanada’daki diğer işletmelerde de güvencesiz işler yaygınlaştı ve ücretler üzerinde baskı oluştu. Meksika’da, 1993 yılında yüzde 45 olan yoksulluk oranının, 2010’da yüzde 21’e çıktığı görüldü. (YH)

 ABD ile AB arasındaki serbest ticaret sözleşmesini durduralım!

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Sözleşmesi (TTYO) kapsamında planlanan ekonomi bölgesi, emekçilerin temel çalışma standartlarını tehdit ediyor. Bu planlara karşı bir direniş çağrısı kaleme alındı:

 

İşçi hakları söz konusu olduğunda, ABD, akla gelebilecek en kötü ve hatta tehlikeli pazarlık ortağıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü İLO, insan hakları temelinde, çalışma yaşamını düzenleyen sekiz ana norm belirlemiştir:

ABD, İLO sözleşmelerinde yer alan normların aşağıdakilerine imza atmamıştır:

  1. TİS özgürlüğü. Bu norm, işçilerin, sendikalar dahil olmak üzere, özgürce örgütlenme hakkını öngörür (87 No’lu Sözleşme);
  2. Toplu pazarlık hakkı (98 No’lu Sözleşme);
  3. Genel olarak cebri ve zorunlu çalıştırmanın, özelde mahkumların özel şirketlerde çalıştırılmasının yasaklanması (29 No’lu Sözleşme);
  4. Kadın ve erkeğe eşit işe eşit ücret ödenmesi (100 No’lu Sözleşme);
  5. İstihdama kabulde asgari yaş (138 No’lu Sözleşme);
  6. Çalışma yaşamında ırk, renk, cinsiyet, din, siyasi görüş, ulusal ve sosyal köken nedeniyle ayrımcılığın yasaklanması (111 No’lu Sözleşme);

 

ABD, İLO sözleşmelerinde yer alan normlardan sadece ikisini imzaladı

  1. Cezai önlem olarak zorla çalıştırmanın yasaklanması (105 No’lu Sözleşme);
  2. Çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin yasaklanması. Burada genel anlamda çocuk işçiliği değil, çocukların askerlik, fuhuş, uyuşturucu ticareti ve pornografi alanlarında çalıştırılması yasaklanmaktadır (182 No’lu Sözleşme).

TRANSATLANTİK ÖZEL BÖLGELER

ABD’de 24 ila 50 eyalet arasında, sendikal hakları kısıtlayan „Çalışma Hakkı” Yasaları* yürürlüktedir. Alman ve Avrupalı işletmeler, işçilerin toplu pazarlık ve kararlara katılma hakkından kurtulmak için, 1990’lı yıllardan itibaren giderek artan oranda üretim tesislerini bu eyaletlere taşımaktadır.

AB üyesi ülkeler her ne kadar İLO standartlarının çoğunluğunu imzalamış olmasına rağmen, giderek artan ölçülerde bu standartlara uymamaktadır. AB; Yunanistan, İspanya, İtalya ve Portekiz için hazırladığı „kurtarma paketleri“ bağlamında Uluslararası Para Fonu (İMF) ile birlikte insan hakları standartlarını ortadan kaldırmakta, toplu sözleşmeleri feshetmekte, ücretlerin düşürülmesini dayatmakta ve greve çıkmayı zorlaştırmaktadır.

Bizim değerlendirmemize göre, Atlantik’in iki yakasında yer alan ve zorlu çalışma koşullarının hakim, işçilerin toplu pazarlıklarda ellerinin zayıf olduğu bu ülkeler, üretimin kaydırıldığı ülkeler olarak revaçtadır.

 

NE İŞ OLURSA OLSUN DEĞİL, GÜVENCELİ İŞ

Transatlantik sözleşmeyi hazırlayanlar ve savunanlar, bize yeni istihdam olanaklarının oluşacağı sözünü veriyorlar. Biz „istihdam“ kelimesini duyduğumuzda pür dikkat kesiliriz. Çünkü çoğunlukla kastedilen güvencesiz, düşük ücretli, partime ve sözleşmeli işlerdir. Bize sözü verilen istihdam aracılığıyla güvenceli işlerin güvencesi işlere dönüştürülmek istendiğini biliyoruz. Bunun Almanya’da, Hartz Yasalarının yürürlüğe girdiği 2003 yılından bu yana nasıl teşvik edildiğini yaşayarak görüyoruz. Oysa bizim gelecekte ihtiyacımız olan, adil ücretler ve demokratik koşullarda istihdam edildiğimiz güvenceli işlerdir.

 

BİZ TTYO’YA ONAY VERMİYORUZ

Temel çalışma hakları ve güvenceli işleri yıllardır gerek Avrupa’da, gerekse de ABD’de baskılanmaktadır. TTYO, bu eğilimi güçlendirecektir. Çok uluslu tekellere, özel ombudsmanlık kurumlarına başvurarak, örneğin yatırımlarının engellendiği gerekçesiyle yasal asgari ücretlerin iptali için dava açma hakkı tanınacaktır.

Bu yüzden Transatlantik Serbest Ticaret Bölgesi kurulması amacıyla sürdürülen görüşmelere son verilmesini ediyoruz.

 

* “Right to work” yasasının anlamı genel anlamda “Çalışma hakkı” değil. Yasa, “bireyin toplu sözleşmelerden, sendikalardan ve/veya grev çağrılarından bağımsız çalışma hakkı” olduğunu içeriyor. Bu yasalar ABD’nin Alabama, Arizona, Arkansas, Florida, Georgia, Idaho, Indiana. Iowa, Kansas, Louisiana, Michigan, Mississippi, Nebraska, New Jersey, Nevada, North Carolina, North Dakota, Oklahoma, South Carolina, South Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Virginia ve Wyoming eyaletlerinde yürürlükte.