‘Kiev ayaklanması’ Berlin’de mi planlandı?

ukraynada-anlasma-saglandigi-aciklandi

Ukrayna sorunu” çoktan Ukrayna’nın bir “iç sorunu” olmaktan çıkmış. Zira, çatışmanın asıl nedeni ülke üzerinde egemen olan ya da olmak isteyen emperyalist devletlerin kendi çıkarlarını dayatmasıdır. Bu nedenle Ukrayna’daki egemen güçler ve halk da, ülke içerisindeki sorunlar üzerinden değil, emperyalist devletlerin planlarına göre bölünmüş ya da böldürülmüştür…
Eğer bölünme, ülke içerisindeki ekonomik-sosyal sorunlar temelinde olmuş olsaydı, buradan geleceğe dair umutlu bir sonuç çıkabilirdi. Ne var ki, bugün farklı emperyalist güçler arasında Ukrayna üzerinde süren egemenlik mücadelesi, milyonlarca işçinin, emekçinin ekonomik-sosyal sorunlarının üzerine kalın bir perde çekmiştir.

Güçlü bir ekonomik altyapı olmasına rağmen, yoksulluk kimi kentlerinde yüzde 60’a kadar dayanmış. Ülke topraklarının önemli bir bölümü 1991’den sonra uluslararası tekellere özelleştirme adı altında peşkeş çekildi. Bu nedenle geniş ve zengin topraklar da Ukrayna halkı tarafından işletilemiyor.

Örneğin, şu anda Ukrayna’da Çin’e ait 100 bin hektarlık toprak var. Bunun aşamalı olarak 3 milyon hektara çıkarılması planlanıyor. Bu miktar, Avrupa’nın en büyük ülkesi olan Almanya’nın ekili arazisinin dörtte birine (12 milyon hektar) denk geliyor. (Handelsblatt, 22.09.2013).

Bu demektir ki, Çin gelecekte Ukrayna’yı gerçekten de tarım ürünleri için bir “arka bahçe” gibi kullanacak.
Eskiden milyonlarca işçini çalıştığı büyük fabrikaların çoğu yine uluslararası tekellere kelepir fiyatına satılmış. Dolayısıyla emekçilerin ailelerini geçindirebilecek bir iş bulmaları da pek mümkün görünmüyor.

Bütün bunlar, Ukrayna halkı için kurtuluşun “içeride değil dışarıda” olduğu görüşünün hızla yayılmasına, hakim olmasına vesile oluyor. AB ile ortaklık ya da yakın ilişkinin geniş kitleler arasında bu denli popüler olmasının arkasında işte bu sosyal-ekonomik nedenler bulunuyor.

Halbuki, yaratılan bu sis perdesi aralandığında AB’nin ekonomik sorunlara çözüm olmadığı kolaylıkla görülebilecek. Avro Bölgesi üyesi Yunanistan, İspanya, Portekiz’in bugün karşı karşıya kaldığı sorunlar Ukrayna’dakinden pek de farklı değil.

Ama bunlara rağmen, Almanya başta olmak üzere AB ülkeleri, Ukrayna halkına AB’yi bir “umut” olarak pazarlamaya devam etmekte ve bunun üzerinden kan dökülmesine yol açabilmektedir.

Öyle görünüyor ki; jeostratejik önemi yüksek Ukrayna üzerinde AB/ABD ve Rusya/Çin eksenleri arasında çatışma sertleşmeye, bir taraf diğer tarafı alt edene ya da ülke bölünene kadar devam edecek.

Son olayların ardından ABD ve AB’nin “yaptırımları” gündeme getirmesi tesadüf değil. Dün Brüksel’de toplanan AB Dışişleri Bakanları, çatışmanın önümüzdeki başkanlık seçimlerine kadar ertelenmesi, ateşkesin sürmesi yönünde mesaj verme yerine, Batı yanlısı gerici faşist partilere tam destek açıklamasında bulundu. Bu Batı cephesinin yangına körükle gitmeye devam edeceğini gösteriyor. “Doğu cephesi” de geri adım atma, mevzileri terk etme niyetinde değil.

Son ayaklanma denemesinin Batı tarafından önceden planlandığına dair pek çok veri bulunuyor. Parlamento binasına yapılan yürüyüşten bir gün önce “muhalefet liderleri” diye takdim edilen Kliçko/Yazenyuk ikilisi Berlin’de Başbakan Angela Merkel tarafından bizzat kabul edilerek, her türlü destek bir kez daha yenilendi. Zira, Merkel’in partisi CDU’ya bağlı Konrad Adenauer Vakfı’nın bu ekibi maddi olarak desteklediği, siyasi olarak eğittiği biliniyor.

Hal böyle olunca, son ‘Kiev ayaklanması’nın Berlin ziyareti sırasında planlanıp planlanmadığı sorusunu akıllara getiriyor.

Öyle anlaşılıyor ki, Berlin ziyareti sırasında “barışçıl eylemlerle” sonuç alınamayacağı üzerinde tartışılmış, etkinin giderek azaldığı konuşulmuş ve bundan sonra şiddet yoluyla parlamentoyu ele geçirme, yönetimi devirmek için düğmeye basılmıştır.

Zira Batı iş birlikçilerinin bu eylem planını Batı’dan habersiz yapması mümkün görünmüyor. Bu nedenle, Ukrayna’da yaşanan son ölümlerden asıl olarak AB ve ABD sorumludur.
Bundan sonra daha fazla ölümlerin olmaması için ateşkes önemli. Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder, BM’nin devreye girmesi gerektiğini gündeme getirdi. Nereden bakılırsa bakılsın, bugün Ukranya’da olup bitenler doğrudan dış güçlerle bağlantılıdır ve süreç hızla bir iç savaşa doğru ilerliyor. Bunu engellemek ise ancak Ukrayna halkını elindedir.

 

Yücel Özdemir