Bir günle yetinmeden!

kadin1

Tarih kitapları, ansiklopediler yazmasa da, kadınların tarihi, bütün coğrafyalarda düzeyleri farklı olsa da eşitsizliklerin, yoksulluk ve yoksunlukların, beden ve emek sömürüsünün ve bütün bunlarla mücadelenin tarihidir. Yüzyıllardır böyle. Kazanımlar olsa da, kitaplarda artık kadınların mücadelesine değinilse de daha değişmesi gerekenlerin listesiyle doludur kadınların not defterleri. Savaşa, bölgesel çatışmalara, açlığa ve şiddete dair uluslararası kuruluşların açıkladığı istatistikler, her yıl bir kere daha hepimizin yüzüne vurur kadın olmanın, dahası doğmanın ne demek olduğunu. Sonra üzerinden zaman geçer. Birileri açıklamalar yapar. Değişsin der. Değişmez. Sonra bir başka istatistik daha açıklanır.  Kadınlar, usul usul biriktirir öfkelerini. Kimi zaman taşar. Sokaklarda çığlıklarını bastırmayan, alınlarına yazılmak istenenlere karşı çıkan kadınlar taleplerini haykırır. Yüzyıllardır  böyle. Sonra değişir bazı şeyler. Biraz olsun gün yüzü görürüz. Sonra, bir sonra ki dalga da yalayıp yutmak isterler tüm kazanımlarımızı.

Yangınlarda yiterler kadınlar. Hınca hınc doldurulmuş fabrikalarda, insanca yaşayabilecekleri ücretlerden yoksun, evde bir lokma ekmeğe muhtaç çocukların suyla şişirilmiş karınları doysun diye saatlerce çalışırlar. 1857’de Amerika’da. 2000’lerde Türkiye’de, Bangladeş’te. Ya da başka ülkelerde.

Heryeri süpürüp, silip ovarlar kadınlar. Haklarında kararların verildiği büroları, göğe yükselen finans merkezlerinin masalarını, havaalanlarını, orayı, burayı her yeri. Karşılığında aldıkları ücret bir elin parmaklarıyla hesaplanır.

Evde, işte çalışırlar, çocuklar doğurup büyütürler kadınlar. Ama yine de emekleri yok sayılır, hor görülür. Bir çok ülkede yeni kararlar ve uygulamalar ve politikalarla, kadınların sırtına yeni yük ve sorumluluklar bindirir. Gerici yasa ve uygulamalar peşpeşe yürürlüğe girer. Kürtaj tartışılır yine. Kadınlara rolleri hatırlatılır. Annelik kutsanır. Evin içine dönmeye ikna edilmek istenir. Sonrasında minicik bir ücretle çalıştırabilmek için.

Bu karamsar tabloda bizi ayakta tutan, değişeceğine ya da değiştirebileceğimize dair umudumuzdur. Yoksa çekilmez! Biliriz bütün kazanımların mücadeleyle elde edildiğini. Bu yüzden değişmesi gerekenlerin yazılı olduğu not defterlerimizde 8 Mart da kırmızıyla işaretlidir. Tıpkı diğer mücadele günlerimiz gibi. Mesele o not defterlerini baştan aşağı işaretlemektir. Her günü. Hemen her günü. Bir kaç günle sınırlamadan. İşte belki o zaman, kazanımlarımızı kalıcı kılıp, çocuklarımıza acı çeken değil de neşeyle türkü söyleyen kadınların yepyeni öykülerini anlatabiliriz.

Pelin Şener

 

8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Almanya’da da kadınlar 8 Mart’ı yoksulluğa, işsizliğe, ayrımcılığa, şiddete ve savaşlara karşı talepleriyle kutlayacak. Kadın örgütleri, 8 Mart çağrılarında güvencesiz, düşük ücretli işler, çalışma ve toplumsal yaşama ilişkin talepleri dile getirerek toplumsal yaşamın bütün alanlarına katılımda eşitlik istediler.

Zira Anayasa ile güvence altına alınmış olsa dahi kadınların eşitlik için mücadelesi devam ediyor. Örneğin kadınlar erkeklere oranlara ortalama yüzde 23 daha düşük ücret alıyor. Düşük ücretli, güvencesiz işlerde giderek daha fazla sayıda kadın çalışıyor.  Düşük ücretli işlerde çalışan 7.5 milyon kişinin üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Başta tezgahtarlık, temizlik işleri, sağlık ve yaşlı bakımı gibi işkollarında, güvencesiz işlerde çalışanların yüzde 85’ini kadınlar oluşturuyor. Sorunlar bununla da bitmiyor. Kadınlar hala cins olarak eşitsizliğe maruz kalıyor, toplumsal yaşamdan soyutlanıyor, sömürülüyor, eziliyor ve aşağılanıyor.

Öte yandan ev işlerinin, yaşlı ve çocuk bakımının ana sorumlusu kadınlar olmaya devam ediyor.Üstelik sosyal hakların budanması ile birlikte bu görev eskisine göre giderek daha fazla oranlarda kadınların omzuna yıkılıyor.

Göçmen kadınlar söz konusu olduğunda ise ayrımcılığa karşı eşit haklar için mücadele daha da önem kazanıyor. Göç yasası ile düzenlenen çalışma, oturum hakları, yerel ve federal düzeyde seçme seçilme hakkına sahip olmama, vatandaşlığa geçişte getirilen kriterler, göçmenlerin ama en çok da kadınların yaşamlarını zorlaştırıyor.

DGB’den 8 Mart çağrısı: Yarını şimdiden biçimlendirelim!

Alman Sendikalar Birliği (DGB) bu sene yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerine bağlı olarak AB üyesi ülkelerde yaşayan kadınların sorunlarını gündeme getirdi.  Açıklamada; ‘AB üyesi ülkelere dayatılan tasarruf dayatması, ücret, emeklilik maaşı kısıtlamaları ve sosyal hak gaspları halkları yoksullaştırdı. Mali piyasa spekülasyonlarıyla başlayan kötüleşme sosyal ve ekonomik krize doğru yol aldı. Zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum giderek derinleşti. Bu politikanın mağduru özellikle kadınlardır. İş piyasasındaki şans eşitliğini yok edip kamu, eğitim ve sağlık alanındaki kısıtlamalar nedeniyle çocuk, yaşlı ve hasta bakımını kadınların sırtına yüklüyor. Kadınlar ekonomik nedenlerle çağ dışı kadın rollerine mahkum ediliyorlar. Biz AB ülkelerindeki kadınların eşit haklara sahip olmasını istiyoruz. Bu konuda Avrupa Parlamentosu kadını hayatın her alaında eşit kılacak yasal düzenlemeler yapmalı ve adımlar atmalıdır. Avrupa Birliği’nin kadınları ekonomik bağımsız hale getirme planlarını destekliyoruz. Kadınlar kendi ayakları üzerinde duracak koşullara sahip olmalıdırlar. Demokratik, sosyal adaletli, ekonomik açıdan güçlü bir Avrupa’da kadınların eşit haklara sahip olacağı inancını taşıyoruz.’ dendi.

 

Hamburg’da kadınlar 8 Mart’a hazır

 

Hamburg Göçmen Kadınlar Birliği  grubu, 8 Mart’a hazırlık çerçevesinde kahvaltılı bir toplantı düzenleyerek hazırlıklarını gözden geçirdi. Toplantıda, daha fazla kadına nasıl ulaşabileceklerini ve çalışmalara daha çok kadını nasıl katabileceklerini ele aldılar. Görev dağılımının da yapıldığı toplantıda, önümüzdeki döneme ilişkin kararlar da alan grup üyeleri dans ve yüzme kurslarının yanı sıra çocuklar için de müzik kursları yapılmasını planladılar. Ayda bir değişik konuların ele alınacağı kahvaltılı buluşmalarda Altona Elternschule’de devam edecek.

 

Sevinç Usta Şentürk (işçi):  8 Marttan beklentim kadınların öldürülmediği töre cinayetlerinin olmadığı iş güvenliğinin sağlandığı, kadın, erkek eşitsizliğinin kalktığı, 8 Mart’ın tatil olduğu, eşit işe eşit ücret alabildiğimiz günleri kutlayabilmek. Kadınların kendilerinin geliştirebilmeleri için ödeneklerin ayrılmalı ve olanaklar sunulmalıdır. Kendime daha çok zaman ayırmak ve kültürel ve sanatsal faaliyetlere katılmayı isterim.

Meryem İpek (işçi): Kadınların ezilmediği, ayrımcılığa uğramadığı, işsizliğin ve savaşların olmadığı, eşe bağımlı  oturum almadığı, ücret eşitsizliğinin kaldırıldığı bir 8 Mart diliyorum. Tabiki bu isteklerimizin gerçekleşmesi için kadınların kendi sorunlarına daha fazla sahip çıkması gerek. Hiç kimse kendiliğinden bize hak vermez.

 

Dortmund GKB 8 Mart startını verdi

Elif Demirhan

Dortmund’da 8 Mart etkinliklerine yönelik hazırlıklar sürüyor. 8 Mart etkinliğine yüzlerce kadını taşımak için görev bölümü yaparak, binlerce bildiri ve çağrıyı ev ev dolaşarak kadınlara ulaştırmayı önlerine hedef olarak koyan GKB üyeleri, bu çalışmaya sadece Türkiyeli değil, Alman, Cezayir, Ekvadorlu kadınların da katılmasını “farklı bir renk ve farklı bir duygu yaratıyor. Sorunlarımızın aslında nasıl da ortak olduğunu görüyoruz” şeklinde değerlendiriyorlar.  Dortmund Göçmen Kadınlar Birliği’nden kadınlar çalışmalarını ve değerlendirmelerini paylaştılar.

GKB yöneticisi Gülizar Genç; “Neden yüzlerce kadına ulaşmalıyız? Çünkü kadınlar ezilen bir cins olarak toplumun yarısını oluşturuyor. Kadınlar ekonomik haklardan yoksun, sosyal yaşamları kısıtlı, her türlü ayrımcılığa ve saldırıya uğruyorlar.  Erkek egemen ideolojisinin kadını horlayan, dışlayan bir meta olarak gören bakış açısını ancak emekçilerin birliğiyle değiştirebiliriz. Bunun için her kadına ulaşmamız gerekir. Uzağa gitmeye gerek yok. Hemen çalışmaya yanıbaşımızdaki komşumuzdan başlayabiliriz. Komşumuzun Alman veya göçmen olması fark etmez. Göçmenlikten kaynaklı sorunlarımız çok.  Çalışmamızı başta göçmen kadınlara ulaştırmayı önümüze hedef koyarken, Alman kadınlarla buluşmamız ve mücadelemizi ortaklaştırmamızın önemi çok büyüktür.

Bahar Atçı: 8 Mart bizim günümüz. Bunun çalışmasını biz emekçi kadınlar yapmak zorundayız. Bundan dolayı elimizdeki çağrılarla ev ve işyerlerini dolaşıyoruz. Bugünün önemini kadınlara anlatıyoruz. Etkinliğe katılmalarını sağlamak için son güne kadar çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız.

Naomi: Ben Ekvadorlu’yum. Ne fark eder kadınlar için. Hangi milletten olması. Kadınların sorunları her yerde aynı. GKB’ye yeni üye oldum. Kendimi burada daha iyi hissediyorum. 8 Mart etkinliğine arkadaşlarımla birlikte katılacağım.

Sevgi: Uzun süreden bu yana GKB üyesiyim. GKB çalışmasında ayrımcılık yok. Emekçi kadınların sorunlarıyla ilgileniyor. Ortaya çıkan sorunlar birlikte çözülüyor. Bu yıl hem bilet satıyorum hem organizasyonda görev aldım. Kendimi daha sorumlu hissediyorum. Bu da hoşuma gidiyor.

Nurgül: Yeni üye oldum. Ön toplantıya da katıldım. Hemen kendimi sorumlu hisettim.  Birlikte hareket edersek başaracağımız çok şey olacak. Kadınların daha da bilinçlenip bir araya gelmesi lazım. 8 Mart’a arkadaşlarımla birlikte katılacağım.

Hatice Turhallı:  iki çocuk annesiyim. Laboratuvar teknisyeniyim.  Buraya sonradan geldim. Mesleğimi Türkiye’den yaptım. Burada diplomam tanınmadığı için Almancamı daha da geliştirmek için okula gidiyorum.   8 Mart’ın tarihçesini biliyorum ama bugüne kadar hiç katılmadım. Bugün ezilen cinsin bir mücadele günü.  Sorunu hiçbir zaman bireysel ele almamak gerekir. Küçük bir destek de olsa kadınlarla dayanışmak için ilk olarak katılmak istiyorum.

Fatma Şahin: Yüzyıllar geçse de kadın sorunu hep tazeliğini koruyor. Örneğin, ben kapalıyım bu benim tercihim. Bu halimle iş sorunu yaşıyorum. İş ve işçi bulma kurumundaki dosyamda fanatik müslüman yazıyordu. Onun için düzgün iş bulamadım. Ben altı aylıkken buraya gelmişim. Burada büyüdüm. Eğitimimi burada yaptım. Çocuklarım gelecekte işsizlik ordusuna katılmasın diye eğitimleriyle ilgileniyorum.  Kadınlar için kapalı ve açık olmak yaşadığı sorunlar açısından pek bir değişiklik yok. Benim için insanların hepsi aynı. Almanya’da insan hakları var deniyor. Ben burada büyüdüm çocuklarım burada büyüyor.  Ama sürekli uyumu bizden istiyorlar. Kendimi kabul ettirmeye çalışıyorum. Bu insanı olumsuz yönde etkiliyor.

 

Hakkını bilmeyen hukukunu arayamaz!

Elif Turan, Dortmund Ver.di sendikası Perakende Satış bölümü TİS Komisyonu üyesi, Kaufland GBR üyesi, Kaufland Dortmund BR Başkanı:

Ben perakende satış alanında çalışıyorum. Bu sektörde çalışanların çoğu kadın. Bu kadınlar vasıfsız eleman olarak görülüp kötü çalışma ve ücret koşullarıyla istihdam ediliyorlar. Çalışma saatleri esnek,  bu nedenle de çocuğuna ve evine de bakmak zorunda olan kadınlar için uygun değil. Ücretler düşük, haftalık çalışma süresi düşük, ele geçen para da çok düşük. Çoğu kadın artık evin geçimini tek başına sağlıyor, çocuğunu tek başına yetiştiriyor. Ancak bu durum onların ücretlerini azaltmak ve çalışma şartlarını kötüleştirmek için kullanılıyor. Çünkü bu kadınlar işlerini kaybetmemek için her türlü yaptırıma boyun eğiyorlar ve işyerinde hak elde etmek için verilen mücadeleye  katılmak isteseler de katılamıyorlar. Aslında hukuki  olarak ve işyeri teşkilat yasasına bağlı haklarını bilmekle başlamak lazım. Hakkını bilmeyen hukukunu arayamaz çünkü… Çoğu kadın eşi istemediği için grev ve direnişlere katılmıyor. Halbuki hiçbir baskı altında kalmadan emeğini, düşüncelerini, kişiliğini ve işyerini koruyabilmeli. Bireysel olarak da mücadele edebilirsiniz ama başarı şansınız çok düşük olur. Çalışan kadınlara sendikalarda örgütlenme çağrısı yapmak istiyorum. Sendikalara girin, mücadeleci sendikacılarla buluşun, haklarınızı öğrenin, taleplerinizi belirleyin ve mücadele edin. Biz geçen TİS döneminde oldukça iyi mücadele ettik. Kadınların katılımı çok yüksekti. Birçoğu eşi ‚izin‘ vermediği halde uyarı grevlerine katıldı. Şimdi de BR seçimleri var. İşyerimde ve genel  olarak perakende satış alanında kadınların aktif ve pasif seçimlere katılması için çaba harcadım, harcıyorum. 450 Euro’luk mini işlere, düşük ücretli, kötü çalışma koşullarına sahip işlere mahkum olmak, bunu kader olarak kabul etmek istemiyorsanız, gelin sendikalara üye olun, birlikte mücadele edelim. Tüm kadınların 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum ama her gün mücadele günü olmalı, hak alma, talepleri haykırma bir günle sınırlandırılmamalı…