Emekle yoğrulan 34 yıl

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF)’nun kuruluşu ve bugüne kadar yürüttüğü mücadeleyi ve politikadan kültüre, fabrikalardan semtlere, gençlerden kadınlara yaşamın her alanında gerçekleştirdiği etkinlikleri, 45 yıllık göç tarihinden ve bu göçün yükünü omuzlarında taşıyan Türkiyeli emekçilerin ihtiyaç, özlem ve taleplerinden ayrı düşünemeyiz.

50 yılı aşkın göç tarihine bakıldığında, Türkiyeli emekçilerin yaşamında birçok değişim yaşandı; ”yurda dönme” yerine, ”Almanya’yı yurt edinme” eğilimi ağırlık kazandı; ve burada doğmuş büyümüş yeni kuşaklarla birlikte düşünce ve yaşam biçiminde önemli değişiklikler ortaya çıktı.

Ancak ne var ki, bu 50 yıllık tarih, gerek Alman gerekse Türk gericiliğinin kendi çıkarları uğruna, emekçi halkı bölen, Türkiyelileri kendi içine kapanmaya zorlayan girişimlere de tanıklık etti.

Bölünmüşlük, emekçiler için daha çok sömürü, daha çok sıkıntı demekti. Çünkü, içe kapanmak, emekçilerin yalnızlaşması, güçsüzleşmesi anlamına geliyordu. Çünkü, halklar arasına örülen bu duvarlar, genci yaşlısı, kadını erkeğiyle emekçileri hayatını güvensizleştiren, yarımlaştıran bir etki yaratıyordu.

İşte DİDF, 34 yıldır, bu milliyetçi bölünmüşlüğü sorgulayan ve aşmaya çalışan emekçilerin, gençlerin, kadınların, ilerici aydınların örgütlü sesi olma ve mücadelelerini güçlendirme uğraşı içinde oldu.

 

ÇÖZÜM EMEKÇİLERİN BİRLİĞİNDE

1961 yılında Almanya ile Türkiye arasında yapılan „İşgücü Anlaşması“yla, Almanya’ya getirilen Türkiyeli işçiler, göçün ilk yıllarından itibaren, çeşitli sosyal sorun ve ihtiyaçlardan dolayı, özelikle 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren değişik biçimlerde örgütlenmeye başladılar.

İlk başlarda, yerel düzeyde faaliyet gösteren bu örgütlenmeler, esas olarak Türkiye’deki çeşitli politik örgütlerin uzantısı olarak kurulup işletildiler. Faaliyetlerinin temel gündemini de Türkiye’deki gelişmeler oluşturdu.

12 Mayıs 1980’de, Köln Mülheim’deki Stadthalle’de düzenlediği „Kuruluş Kongresi“nin çağrısında yer alan şu satırlar, DİDF’in kuruluşundan itibaren sahip olduğu temel anlayışı ve politikasını özetliyor aslında: „Bizi buralara sürgün edenlerden ve bizi sömürenlerden sorunlarımıza çözüm bulmasını hayal edemeyiz. Bizim gibi ezilen, sömürülen diğer uluslardan emekçilerle, Alman işçi sınıfı ve emekçi halkıyla birlikte mücadele ederek sorunlarımızın çözümünü sağlayabilir ve demokratik haklarımızı gerçekleştirebiliriz“. Bu yaklaşım bugün de bütün canlılığını koruyor.

Kuruluş bildirgesinde yerli ve göçmen emekçilerin birliğini kendisine temel perspektif olarak belirleyen DİDF, göçmenlerin özellikle 1990’lı yılların başında belirginleşen kalıcılaşma eğilimine paralel olarak, Türkiye kökenlilerin Almanya’da yaşamaktan kaynaklanan sorun ve ihtiyaçlarına; yerlisi göçmeniyle Almanya’da tüm emekçileri etkileyen politik, ekonomik ve sosyal gelişmelere; Alman halkıyla kaynaşmayı esas alan faaliyetlere daha da ağırlık vererek örgütlenme ve çalışmasını buna uygun olarak yenileyip geliştirdi.

Bunun sonucu olarak, sendikalarla, işsizlik ve sosyal hak gasplarına karşı kurulan inisiyatiflerle, savaş karşıtı platformlarla, semtlerdeki sosyal, kültürel, sportif kuruluş ve etkinliklerle daha yakın ilişki ve işbirliği içinde oldu, olmaya devam ediyor.

 

GELECEK GENÇLİĞİN OLACAK

Burada doğup büyüyen ve burayı yurt edinen genç kuşaklar, milliyetçi bölünmüşlük ve önyargıların anlamsızlığını ve zararlarını en fazla anlama ve değiştirme gücüne sahip kesimi oluşturuyorlar. Federasyonumuz, Türkiyeli gençliği bütünüyle “kimliksiz”, “kötü yola düşme eğilimli”, “ne istediğini bilmez” olarak değerlendiren ve onları “tedavi etme” çabasına giren çevrelerden tamamen farklı olarak, gençliğin sıkıntılarını gören ama bu sıkıntılara kaynaklık eden gerici politikaları sorgulayarak, gençliğin örgütlü mücadelesine ve dinamizmine güvenen bir yaklaşım içinde oldu. Gençlerimizin ”ne Türk milliyetçiliği, ne Alman ırkçılığı geleceğimiz enternasyonalizmde” perspektifiyle ve kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiği çalışmalar, eylemler, kültürel aktiviteler, festivaller, kamplar bu güvenin haklı dayanakları oldu.

DİDF, kurulduğundan beri, göçmen kadınların sorun, ihtiyaç ve özlemlerine de duyarlılıkla yaklaşırken, insanca ve özgürce yaşanacak bir dünyanın ancak kadın ve erkek emekçilerin ortak mücadelesiyle kurulabileceği fikrinden hareket etti. Ekonomik, sosyal ve günlük yaşamda ek zorluk ve sıkıntılarla yüzyüze kalan göçmen kadınların mücadele ve örgütlenmesine güç katmaya çalıştı.

 

Türkiyeli emekçilerle diğer uluslardan emekçiler arasında bir köprü işlevi görmeyi kendi varoluş nedeni sayan DİDF, emekçilerin hak arayışını güçlendirmek için Türkiyeli göçmenleri duyarlı kılmaya çalıştığı gibi; eşit haklar için, ırkçılığın geriletilmesi için, Türkiyelilerin yabancılar olarak bir köşeye sıkıştırılmaması için Alman emekçilerinin, sendikacılarının, ilerici aydınların duyarlılığını geliştirmek üzere de adımlar attı.

 

DİDF bütün çabasını yerli ve yabancı emekçilerin birliğine endekslerken, diğer örgütler ayrılıkların, milliyetçi önyargıların üzerinden rant elde etmenin uğraşı içinde olageldiler. Sözde “Türklerin ve Türk devletinin çıkarlarını koruma ve geliştirme veya dindarlık” adı altında ortaya çıkan irili ufaklı örgütlerin çalışmasına, politik amaçlarına bakıldığında, DİDF’in yürüttüğü mücadelenin anlamı daha da iyi anlaşılacaktır. „Din“ ve „Türklük“ adına örgütlenen bu örgütlerin tümü bugün, Almanya’daki Türkiyeli işçilerin çıkarlarını, sorunlarını, taleplerini görmezden gelmekte; içe kapanmayı teşvik ederek hayatlarını zorlaştırmaktalar.

DİDF, dini ve milli değerleri istismar konusu yapanlara karşı, emekçilerin birliği ve ulusların birbirini zenginleştirecek kaynaşmasını ilke edindiği için farklılaştı.

DİDF, yerli yabancı ayrımcılığına ek olarak Alevi-Sünni, Türk-Kürt farklılığını körüklemekten çıkar sağlama derdinde olanlara karşı, ”sınıfa karşı sınıf” anlayışı ve tutumunda ısrar ettiği için farklılaştı.

Bu sesin, bu mücadelenin, bu uğraşın daha da büyümeye, güçlenmeye ihtiyacı var; çünkü aynı işyerinde, aynı okulda, aynı acı ve sıkıntıları yaşayıp, aynı kaderi paylaşan değişik uluslardan emekçi ve gençlerin yoksullaşmaktan ve yalnızlaşmaktan kurtulmasının tek yolu; bu bölünmüşlüğe karşı, işçilerin birliği ve halkları kardeşliğini güçlendirmekten geçiyor.

İşte 34 yıllık çabanın, her vesileyle ve her alanda öğrettiği ve daha nice yıllar peşinde koşacağımız gerçek budur.

Geride bırakılan 34 yıl, sadece geçmişi anlatan bir tarih değil ama geleceği kucaklayan bir umut; geleceğe uzanan bir çaba ve geleceğe güç katan bir mirastır. Genci yaşlısı, kadını erkeğiyle binlerce insanın emeğiyle bugüne gelen DİDF, yine onbinlerce Türkiyeli emekçinin, 3. kuşağın, kadınların ve yüzü ileriye dönük aydınların alternatif örgütlenme, mücadele ve birleşme çağrısı anlamını taşıyor…