En derin zengin-yoksul uçurumu Almanya’da

„Almanya’nın durumu iyi. Krizi güçlenerek atlattık.” Başbakan Angela Merkel son aylarda birçok açıklamasına ve konuşmasına bu sözlerle başladı. Ve gerçekten de; Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’nün (DIW) yaptığı yeni hesaplamalarına göre Almanların net serveti 6,3 trilyon Euro’ya ulaştı. Diğer bir deyişle servet 10 yıl öncesine göre 500 milyar Euro arttı. Buna göre her yetişkin Alman ortalama 83 bin Euro’luk servete sahip.

Oysa bu miktara sahip olanlar, nüfusun yüzde 25’lik bölümü. Yüzde 30’u servet sahibi değil, hatta borçlu. En zengin yüzde 50 ile en yoksul yüzde 50 arasındaki servet farkının 17 bin Euro olduğu ortaya çıkıyor. Demek ki, ortalama servet rakamlarını bu denli yukarı çeken az sayıdaki süper zengin. Zaten araştırma da, en zengin yüzde 1’lik bölümün ortalama serveti 820 bin Euro olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma, bu yüzde 1’in arkasında kimin olduğunu da gösteriyor. Örneğin ortalama 10 kişiden fazla çalıştıran işletme sahiplerinin serveti 952 bin Euro. Araştırmaya göre meslek eğitimi yapanların veya işsizlerin ise hiç serveti yok. Bu kesimin yüzde 50’den fazlası borçlu. Özellikle işsizlerin durumu son on yıl içinde giderek kötüleşti. Hartz reformları öncesinde bu kesimin küçük bir bölümü, çalıştıkları dönemde biriktirebildikleriyle oluşturdukları asgari düzeyde servet sahibiydi. Ancak bu servet de artık günümüzde yarıya düştü. Kalifiye uzman işçiler ve memur statüsünde olanlar da, ortalama olarak 10 bin Euro’nun altında servete sahip.

Almanya’daki bu eşitsiz dağılım, Euro bölgesi ülkeleri arasında en yüksek düzeyde. İstatistik biliminde bu eşitsizliğin ölçüldüğü katsayı, Almanya’da 0,78 olarak belirlenmiş. Bu katsayı Fransa’da yüzde 0,68 veya İtalya’da yüzde 0,61 ile daha düşük. 0,87’lik katsayıya sahip ABD’de ise servet eşitsizliği daha büyük.

Araştırmada DIW uzmanlarının dikkat çektiği ender doğrulardan biri, işsizlerin servet kaybına neden olarak Hartz reformlarını göstermeleri. Bunun dışında belirtilen gelişmelerin nedenlerine değinmiyorlar. Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer gerçek ise, uluslararası kıyaslamalar sonucunda görülüyor: Buna göre uluslararası kapitalist rekabette, kendi ülkesini yatırım alanı olarak koruma konusunda önlem alanlar, küçük bir azınlığın çıkarları doğrultusunda adım atıyorlar. Yüksek karlı yatırım olanağı sundukları için, sermaye buralarda birikiyor. Yüksek karlar ise, diğer etkenlerin yanı sıra bu karları çalışarak ortaya çıkaranların üzerindeki sömürünün katmerleşmesiyle elde ediliyor. Çünkü para parayı kazanamaz. Bu noktada bir yanda ücretler düşürülerek sosyal kısıtlamalar artırılıyor. Diğer yandan, kapitalistlerin ve yatırımcıların karlarını artırmak için üretkenlik artırılıyor. Adı geçen kesimler ise, Angela Merkel’in “durumumuz iyi” derken kastettiği kişilerden oluşuyor. Görüldüğü gibi, çoğunluğun durumu iyi değil, kriz öncesine oranla daha iyi olduğunu söylemek de aynı şekilde mümkün değil.

Bu gelişmeyi durdurmak için atılacak ilk adım, serveti daha iyi paylaştırmak için servetin vergilendirmesi olacaktır. Ancak SPD, seçim kampanyasında savunduğu bu talebinden henüz CDU ile koalisyon görüşmelerine başlamadan vazgeçti. Zaten bu talebi hiçbir zaman samimiyetle savunmadı. Bu yüzden sokağın baskısını artırmak daha da büyük önem kazanıyor. Farklı kesimlerin oluşturduğu “Adil Paylaşım İttifakı”, geçtiğimiz aylarda bu konunun gündeme gelmesini sağlamıştı. Şimdi bu talebin daha yüksek sesle tartışılmasını sağlamak gerekiyor. Bunun için de yeni eylem planları gündemde.

Nils Böhlke