Haber-Analiz: Pforzheimer Sözleşmesi 10 yaşında…

Sermaye örgütleri Toplu İş Sözleşmelerini (TİS) istemezler, imzalanmasına karşı mücadele ederler. TİS’in imzalanmasını engelleyemediklerinde ise ona karşı savaş açarlar, içini boşaltmaya, delmeye kısacası uygulamamak için ellerinden geleni yaparlar. En azından böyle bilirdik…

Ama artık zaman değişti; en azından metal patronları artık TİS’lere karşı mücadele etmiyorlar! Hatta içini doldurmak, kapsamını genişletmek için ve sözleşmeyi uygulamakta tereddüt eden metal patronlarını ikna etmek için çaba bile harcıyorlar.

Metal patronları o kadar ileri gidiyorlar ki artık TİS’lerin yıldönümünü bile kutlar hale geldiler. 25 Şubat günü Metal İşverenleri Birliği (Gesamtmetall) Başkanı Rainer Dulger, Pforzheimer Sözleşmesi’nin 10. Yıldönümünü kutladı! (bkz.:www.gesamtmetall.de adresinde “Pforzheimer Abkommen”)

“HASTA ADAMDIK…”

10 yıl önce imzalanan bir sözleşmenin metal patronları tarafından hatırlanarak kutlanmasına değişik gazeteler geniş yer verdi. Özellikle gazetelerin ekonomi sayfalarında yer alan yorumlarda Pforzheimer Sözleşmesi’nin Almanya için önemine dikkat çekildi ve IG Metall’in 10 yıl önce sergilediği aklıselim tutuma övgüler dizildi.

Açıklamaya “Pforzheimer Sözleşmesi, Almanya TİS tarihinde bir dönüm noktası oldu” sözleriyle başlayan Dulger, bu sözleşmeyi neden bu kadar çok değer verdiklerini ise  “TİS’lerin özerkliğini yeniledi ve modern ve farklı TİS sonuçlarına zemin hazırladı” diyerek izah etti.

10 yıl önce imzalanan Pforzheimer Sözleşmesi’nin asıl özelliği, metal işkolunda yürürlükte olan bütün sözleşmelerin (ücret, çalışma süreleri, fazla mesai ve vardiya ek ödemeleri, izin ve Noel paraları vb. ile ilgili özel sözleşmeler) delinmesine olanak sunmasıydı.

 “Almanya’nın Avrupa’nın hasta adamı olarak tanımlandığı ve toplu sözleşmelerin yaşanan krizin asıl müsebbibi olarak görüldüğü bir dönem Pforzheimer Sözleşmesi imzalandı”  sözleriyle devam eden Dulger, “2004’de imzalanan sözleşmeyle Almanya’daki işletmelerin rekabet ve yenilenme kabiliyetlerinin olduğu gibi yatırım koşullarının da güçlendirilmesi için bir kodeks yürürlüğe girdiği”ni söyledi.

Almanya’nın bugün güçlü bir pozisyonda olmasında değişik faktörlerin yanı sıra Pforzheimer Sözleşmesi’nin de sayılması 10 yıl önce imzalanan sözleşmenin önemini ortaya koyuyor.

IG METALL ADIM ADIM NASIL YOLA GETİRİLDİ?

İki Almanya’nın birleştirilmesinden sonra özellikle Almanya’nın yeni eyaletlerinde (Doğu Almanya’da) endüstri önemli ölçüde tasfiye edildi ve Batı Almanya sermayesinin ihtiyaçlarına göre yeniden örgütlendi. Bu süreçte Doğu Almanya’da dört milyon civarında emekçi işten atılmış, Kohl hükümetinin vaat ettiği “bolluklar ülkesi” yerine işsizlik ve yoksulluğun hızla büyüdüğü bir “sefiller ülkesi” ortaya çıkıyordu.

Sermaye ve hükümeti bunun nedenini sendikalara ve katı TİS’lere bağlıyorlardı. Çalışma bakanlığı imzalan TİS’leri bütün bir ülke için genel geçer ilan etmek yerine bunu sadece Batı Almanya ile sınırladığı gibi, “işletmelerin rekabet gücü artıncaya kadar” Doğu Almanya’daki emekçilerin daha düşük standartlarda çalıştırılabilmeleri için zemin hazırlıyordu. Devlet memurları başta olmak üzere Doğu Almanya’daki bütün kamu emekçilerine yüzde 30’lara varan daha düşük ücret ödeniyordu. Sadece batıdan doğuya tayin edilenlere belirli bir süre ek ödeme yapılıyordu.

Diğer yanda ise sendikalara karşı çok büyük bir kampanya başlatılmıştı; Duvarlar yıkılıyor, kapitalizm alternatifsizliğini kanıtlıyor ama sendikalar hala taş çağını savunuyorlardı! Sermaye yanlısı medyada neredeyse her gün ‘beton kafalı sendikacılar’ veya ‘beton fraksiyonu’ üzerine analizler yayınlanıyordu.

1990’lı yılların sonlarında ‘tartışma’, “sendikalara ihtiyacımız var mı”, “Bugünün ihtiyacı ADAC gibi bir sendikadır” görüşünün yaygınlaştırılmasına kadar varmıştı.

Sermaye temsilcileri (Hans Olaf Henkel, Michael Rogoswski vb.) TV açık oturumlarında, “Toplu sözleşmelerle güzel bir kamp ateşi yakılmalı” görüşünü açıktan savunuyor ve işçi ve emekçileri sendikalardan istifa etmeye çağırıyorlardı.

2000’DE SÜREÇ HIZLANDI

Sermaye bir yanda sendikalara ve kazanılmış hakların manifestolaşmış biçimi olan toplu sözleşmelere saldırırken diğer yanda ise SPD/Yeşiller Hükümetine baskı yapmaya ve TİS’lerin genel geçerliliğini yasal olarak engellemeye çalışıyorlardı.

Buna göre hükümet çıkaracağı bir TİS yasası ile ekonomik olarak güç durumda olan işletmelere TİS’lere uymama olanağı sunmalıydı. Almanya tarihine “patronların yoldaşı” olarak geçen Başbakan Gerhard Schröder (SPD), sendikalara gönderdiği mesajlarda, “gerekli olursa böyle bir adımı atmaktan çekinmeyeceğini” bildirmişti.

2000 yılında Ludwigsburg’da imzalanan TİS sözleşmesine ek olarak taraflar bir çalışma grubu oluşturulmasını ve bu grubun (“Ludwigsburger Verhandlungsauftrag”) TİS’leri modernleştirme yönünde öneriler toplamasını karar altına aldı. Sendikanın yürütmesi hariç hiçbir organının bilgilendirilmediği ve önerileriyle katılmadığı bu çalışma grubunun önerileri bir katalog halinde IG Metall yürütmesine ve Gesamtmetall’e sunuldu.

IG Metall yönetimi henüz tabanın böyle bir sözleşmeye nasıl tepki vereceğini kestiremiyor ve sermayeyi oyalamaya çalışıyordu. 2002 yılında Schröder hükümeti daha sonra “Hartz Komisyonu” olarak anılan, “İş Piyasasına Modern Hizmetler Komisyonu”  (“Kommission, Moderne Dienstleistungen am Arbeitsmarkt“) ve çalışma ve sosyal güvenlik yasalarının değiştirilmesi için ilk adımı attı. 2003 ilkbaharında ise “Ajanda 2010” ilan edildi.

Aynı yıl IG Metall, Doğu Almanya’da metal işkolunda 35 saatlik iş haftasını gündemine aldı. Sermaye Almanya genelinde bu talebe karşı mücadeleyi başlattı. Medyada sendikanın TİS talepleriyle işyerlerini tehlikeye attığı, Almanya’nın rekabet gücünü zayıflattığı üzerine saldırgan bir kampanya örgütlendi. Diğer yanda Batı Almanya’daki otomobil tekellerindeki işyeri temsilciliklerinin başkanları Doğu Almanya’da sürdürülen greve karşı tutum aldı ve bunu açıkça ilan ettiler. IG Metall’in grev taktiği(!) içten ve dıştan gelen saldırılarla yerle bir edilmiş, sendikayı daha sağa çekmeye çalışan Genel Başkan Klaus Zwickel istifa etmiş ve yerine Bertold Huber’i önermişti. “Sol” kanatta görünen ve medyada “beton fraksiyonun temsilcisi” olarak anılan Jürgen Peters başkanlığa seçildi, Huber ise ikinci başkanlığa seçildi.

Peters ve Huber arasında yaşanan başkanlık çekişmesi özü itibariyle danışıklı bir dövüştü ve sendika içinde gerçek bir çizgi üzerine verilecek mücadelenin önüne geçmişti.

Diğer yanda Metal işverenleri, “Bütün metal sektöründe 40 saatlik çalışma haftası” sloganı altında atağa geçtiler ve kendisiyle uğraşan (uğraştırılan) sendikayı daha güçsüz kılmak için saldırılara başladılar.

2004 yılında IG Metall ücret sözleşmelerine 12 ay için yüzde 4 ile girdi. İşverenler ise haftalık çalışma sürelerinin 40 saate çıkarılması talebiyle girdiler. Görüşmelerden Huber sorumlu olmasına karşın Peters ile birlikte sürdüler.

Sonuçta 26 ayı kapsayan bir ücret sözleşmesi imzalanırken yukarıda bahsedilen “TİS’leri modernleştirme önerileri” de ek bir protokolde karar altına alındı. Böylece sadece ekonomik durumları kötü olan işletmeler değil gelecek süreçte ekonomik durumlarının kötüleşme eğilimi içinde olan işletmelerin de TİS’leri resmi olarak delmelerinin önü açıldı.

Bir yıl içinde (2005’e kadar!) 800 civarında metal işletmesinde yeni sözleşme uygulandı ve söz konusu fabrikalarda ücretler, izin ve Noel paraları düşürüldü ve/veya kesildi, fazla mesai ücretleri ve ek ödemeleri ödenmedi, zaman havuzları (Arbeitszeitkonten) yaygınlaştırılarak çalışma süreleri daha da esnekleştirildi.

2008 yılında ise Pforzheimer Sözleşmesi, “İstihdam Güvenlik Sözleşmesi” kapsamına alındı ve “İstihdam Güvenlik ve İstihdamı Artırma Sözleşmesine” dönüştürüldü.

GÜÇ DENGELERİNİN DEĞİŞMESİ İÇİN..

Pforzheimer Sözleşmesi ve sonrasında buna bağlı imzalanan sözleşmeler işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarının kötüleşmesine neden oldu. Bu gelişme sadece metal işkoluyla sınırlı kalmadı, aksine bütün işkollarını kapsadı. Bugün 10 milyondan fazla emekçinin düşük ve güvencesiz işlerde çalışması, reel ücretlerin hala 2000’li yılların altında olması, iş stresi ve baskılar sonucu psikolojik rahatsızlıklar en fazla uzun süreli rapor alınan ve malulen emekliye ayrılma nedeni haline gelmiştir.

Diğer yanda ise Almanya sermayesi ihracat rekorları kırdığı gibi yıllardır dünyada en fazla ihracat fazlası yapan ülke pozisyonundadır. Bunun neye mal olduğu bir önceki paragrafta ortaya konuldu.

Her ne kadar sendika tabanında kıpırdamalar, değişik işkollarında güvencesiz iş koşullarına karşı tepkiler artıp yer yer direnişler yaşansa da henüz genel güç dengesinin işçi ve emekçilerin lehine dönüştüğünü söylemek için çok erken. Gesamtmetall’in ve iki gün sonra IG Metall’in, “Pforzheimer Sözleşmesi”nin 10. yılını kutlayan açıklamaları da bunu gösteriyor. Önümüzdeki süreçte Pforzheimer Sözleşmesi’nin neye mal olduğunu işyeri toplantılarında, sendikanın değişik platformlarında tartışmak, sonuçlarını ortaya koyarak sendika bürokratlarını tutum almaya zorlamak atılacak ilk adımlardan biridir.

UMUT YAŞAR