Ukrayna: Kurtlar Sofrası

01.qxd

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başlamasının 100. yılında, “Soğuk Savaş”ın bitmesinin 25. yılında Ukrayna üzerinde paylaşım mücadelesi sürdüren ABD/AB ittifakıyla Rusya arasındaki gerilim, “Avrupa’da yeniden savaş çanları mı çalıyor?” sorusunu gündeme getirdi. Almanya ise, ABD ile Rusya arasında kalmanın ikilemini yaşıyor.

ABD ve Avrupalı emperyalist devletlerin Ukrayna’da gerçekleştirmiş olduğu faşist darbe, Rusya’nın Kırım’a asker çıkarma hamlesiyle bu ülkelerin ayağına dolanmış görünüyor. Çünkü, günümüz dünyasında masa başında yaptıkları her planı bugüne kadar genellikle sorunsuz hayata geçiren batılı emperyalistler, gelinen noktada her istediklerini yapamayacaklarını anlamış görünüyorlar. Halbuki, Ukrayna’yı AB üyeliği ile Rusya’ya yakınlık arasında bir tercih yapmaya zorlayan Batılı emperyalist devletler, emellerine ulaşabilmek için Ukrayna’nın içişlerine karışıp, işbirlikçi grupları maddi- manevi olarak destekleyerek,Rusya yanlısı hükümete karşı silahlı faşist bir ayaklanmanın gerçekleşmesini sağladılar.Böylece, bir süredir Suriye’de yaşanan güç savaşı ve emperyalit nüfuz mücadelesi, kendine özgü biçimler kazanarak bu sefer Ukrayna’ya taşınmış oldu; ancak Rusya hem Suriye tecrübesinden çıkardığı dersler hem de burasının arka bahçesi olması nedeniyle işi daha sıkı tutacağını işaretlerini veriyor.

UKRAYNA’DA SORUN NEDİR?

Peki, “Batı ile Rusya’yı bu denli karşı karşıya getiren, uluslararası diplomaside gerilimin artmasına neden olan nedir?” diye sorulduğunda, meselenin sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığı, genel olarak dünyanın yeniden paylaşılması olduğu ortadadır. 25 yıl önce bittiği ileri sürülen “Soğuk Savaş” döenminde her iki taraf birbirine üstün gelmek için çaba harcadı, ancak sonunda Batı kapitalizmi zaferle çıktı. Doğu’daki “devlet kapitalizminin” çökmesi hem dünya haritasının yeniden çizilmesine hem de eskiden Batı’nın kontrolünde olmayan bölgelerin işgal ve istila edilmesi anlamına geliyordu. Bu çerçevede, daha önce SSCB’nin parçası olan ya da safında yer alan pek çok ülke AB ve NATO üyesi yapılarak Batılı emperyalistler tarafından kontrol edilmeye başlandı. Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın da aralarında olduğu bazı ülkeler ise istendiği şekilde batı kapitalizmine entegre edilemedi. Tersine bu ülkeler, SSCB’nin varisi durumundaki Rusya Federasyonu ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürmeye devam ettiler. Nihai hedefi kontrol edemediği bütün ülkeleri ve bölgeleri kontrol edip, sömürmek olan Batı kapitalizmi bu ülkeleri etki alanına almaktan hiç vazgeçmedi, sürekli denemelerde bulundu.

Avrupa ile Asya arasında “tampon bölge” olma özelliği taşıyan ve önemli bir enerji koridoru özelliği bulunan, ayrıca 46 milyon nüfusuyla büyük bir pazar olan Ukrayna’nın hakimiyeti için verilen mücadele bundan 10 yıl önce, 2004’te kısmen başarıya ulaşmıştı. Ancak bu fazla sürmedi ve Rusya yanlıları yeniden dengeleri kendi lehine değiştirmeyi bildiler. Son gelişmeler bu açıdan bir yanıyla 10 yıl öncesinin tekrarı gibi görünürken, diğer yanıyla Ukrayna üzerindeki paylaşım mücadelesinin sanıldığından da derinlerde olduğu, bu nedenle de daha sarsıcı olacağı açıktır.

Zira, bu yıl içerisinde Avrupa’nın yeniden paylaşılması için emperyalist devletler tarafından çıkarılan Birinci Paylaşım Savaşı’nın nedenlerinin bir benzeri bugün de varlığını sürdürüyor. Bu nedenle Batı ile Rusya arasında Ukrayna başta olmak üzere Doğu Avrupa ve Kafkasya’da bilek güreşi bundan sonra daha sık yaşanacak, kimi zaman da savaş haline doğru yaklaşacaktır.

ALMANYA: ABD İLE RUSYA ARASINDA

Ukrayna’da Batı yanlısı faşistlerin darbe yapması, zafer kazanması için bütün olanakları seferber eden Almanya, darbenin gerçekleşmesinden sonra bir açmazla karşı karşıya kaldı. Bu, etkisini sınırlamaya çalıştığı Rusya ile olan ekonomik-ticari ilişkilerinin kesilmesi ya da zarar görmesinden başta bir şey değildir. Almanya ortaya koyduğu onca çaba ve girişiminin ardında Rusya’nın Kırım hamlesiyle Ukrayna’da hesaplarının bozulacağını görünce bu kez  bir dönüş yaparak “diyalog” çağrıları yapmaya başladı. Çünkü, uluslararası ilişkilerdeki koşullar “siyasi açıdan ABD, ekonomik bakımından Rusya’nın yanında” olmasını gerektiriyor. Ne var ki, sertleşen emperyalist devletler arasındaki çatışmada işi “arada götürme” öncekine göre çok daha zorlaşmış bulunmakta. Bu nedenle, Alman sermayesinin ve hükümetinin bu ikili siyasetinin çok daha uzun sürmesi zor görünüyor.

Bu ilişkilerinden ötürü Batı ile Rusya arasında “arabuluculuk” yapabilecek tek ülkenin Almanya’nın olduğu ifade ediliyor. Ne var ki, Almanya’ya Ukrayna’da başından beri tarafsız değildir. Tersine dengelerin Rusya’nın aleyhine dönüşmesi için elinden geleni yaptı. Bu durumda Putin’in, Merkel’i “arabulucu” kabul etmesi zor görünüyor. Ancak süreci daha fazla germeme adına Merkel, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) üzerinden ileride bazı adımlar atabilir. Putin’in yakın dostu, Alman-Rus ortaklığıyla yapılan Kuzey Avrupa Doğalgaz Hattı (NEPG) Denetleme Kurulu Başkanı ve eski Başbakan Gerhard Schröder, her iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin süreçten zarar göreceği endişesiyle günlerdir Federal Hükümeti ve AB’yi eleştiriyor.  Ekonomik kaygılardan ötürü Ekonomi Bakanı ve SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel kalkıp Moskova’ya giderek Putin’le görüştü. Ancak bu görüşmeden ciddi bir sonuç çıkmadı.

Özetle, Rusya ile Batı cephesi arasında Ukrayna üzerinde süren paylaşım mücadelesi, “Soğuk Savaş”ın bitiminden bu yana ilk kez ilişkileri bu denli germiş ve karşı karşıya getirmiştir. Toplamı üzerinden bakıldığında Batılı emperyalistler daha fazlasını alma, işgal ve talanda sınır tanımazken, Rusya kendi çıkarlarını korumak için savunma pozisyonunda. Ukrayna ve Kırım eksenli gerilimden kimin karlı kimin zararlı çıkacağı, aynı zamanda gelecekteki paylaşım planlarını da önemli oranda etkileyecektir.

Bu açıdan, emperyalist yayılmaya ve savaşa karşı mücadele gün geçtikçe büyük bir önem kazanıyor. (YH)

 

Rusya’nın Kırım hamlesi planları bozdu

Batılı emperyalistlerin Yanukoviç’i devirip Ukrayna’yı kontrolleri altına alma hamlesine Rusya Kırım’ı askeri gücünü de kullanarak kontrolü altına alarak yanıt verdi. ABD ve AB’nin büyük güçleri açısından bu beklenmedik bir hamle oldu.

Çünkü uluslararası sorunlarda sıralama genellikle önce diplomasi, sonra ekonomik önlemler, daha sonra askeri adımlar atılıyordu. Rusya, Kırım hamlesi ile bu sıralamayı tersine çevirdi. Önce askeri olarak hamle yaptı, alabileceğinin en azından bir bölümünü aldı, daha sonra diplomatik görüşmeler yapmaya başladı. Karşılıklı ekonomik önlemlerin devreye sokulup sokulmayacağını ise hep birlikte ilerleyen günlerde göreceğiz.
Peki Rusya neden böyle davrandı? Ukrayna ve özerk bölgesi Kırım’da tüm etkinliğini yitirmiş bir Rusya diplomasi masasına güçlü bir biçimde oturabilir miydi? Bu durumda diplomasi çıkmaz bir yoldu ve bitip tükenmeyen müzakereler ve oyalamalar sürecinin ardından mevcut durumun Rusya tarafından kabul edilmesi istenecek, belki bunun için önemsiz tavizler verilecekti. Şimdi ise Rusya Kırım’ı kontrolü altına alarak diplomasi masasına güçlü bir biçimde oturuyor. Üstelik çok gelişmiş balistik bir füzenin denemesini yapmış olarak!
Yani bugünün uluslararası politikasına yön veren belli başlı emperyalist ülkeler arasındaki temel kurallar yürürlükte ve bundan sonra da pazarlıklar böyle yürüyecek. Bu geçmişte de böyleydi. 1870’de Prusya Fransız İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattığında işgal etmesi gerekmeyen yerleri de işgal etmişti. Bismark durumu şöyle açıklıyordu, “Buraları işgal etmemiz gerekmiyordu, bizim için sadece yük olacaklar, ama sonra yapılacak pazarlıklar için bu gerekliydi, onları ileri sürebiliriz.”

Rusya ve Putin’in yaptığı da, karşısındaki güçlerin kendisine karşı attığı adımlara karşı bütünüyle bu kuralı uygulamak. Rusya askeri ve ekonomik olarak güçlü ve elinde enerji gibi önemli bir kozu bulunduran bir ülke. Bilimsel ve teknolojik altyapısı ve olanakları da son derece güçlü. Yani Irak, Libya, Suriye vb. gibi bir ülke değil.
Bugün bütün bu gelişmelerin Batılı emperyalistlerle Rusya arasında bir savaşa yol açabileceğini ileri sürmek doğru olmayacaktır. Karşılıklı olarak açık ve gizli pazarlıklar sürecektir. Hemen hemen kesin olan bir şey varsa oda şudur ki, Rusya bu pazarlıklar sonunda kendi çıkarlarını önemli ölçüde korumayı başaracak adımları atmıştır. Batılı emperyalist güçlerin Rusya’yı kolayca boyun eğdirme, kendi isteklerini ona dayatma olanağı pek bulunmamaktadır. Karşılıklı olarak “çıkarlara saygı gösterme” çizgisinde bir anlaşma yapma olanağı güçlü bir olasılıktır. Böyle bir anlaşma olmasa da mevcut durum fiilen sürecektir.
Bütün bu gelişmelerin içinde Ukrayna ve Kırım halkının kendi kaderini tayin etmesi sorunu nerede yer alıyor sorusu elbette sorulmalıdır. Bu soruya verilebilecek yanıt ne yazık ki olumsuzdur. Ukrayna halkı içeriden ve dışarıdan kendi dışındaki güçlerin gerici manevralarına mahkum edilmiş durumdadır. Bir yanda her birinin kendi hesapları da olan ABD ve AB, diğer tarafta tarihsel, ekonomik bağların çok güçlü olduğu Rusya bulunmaktadır. Ülke şimdi bu güçler arasındaki çıkar ve güç mücadelesine sahne olmaktadır.
Bu nedenle her sorunda olduğu gibi bu sorunda da fatura halklara çıkarılmaktadır. Halklar irili ufaklı her sorunun defalarca kanıtladığı gibi, kendi kaderlerini kendi ellerine almaya mahkum durumdadırlar.

 

 

UKRAYNA KRONOLOJİSİ

21 Kasım 2013: Ukrayna Hükümeti, AB ile imzalanması planlanan ortaklık anlaşmasını imzalamamayı kararlaştırdı.

24 Kasım: Onbinlerce kişi Kiev’de bir araya gelerek kararı protesto etti.

1 Aralık: Muhalefet tarafından düzenlenen AB yanlısı gösteriye iddialara göre yarım milyon insan katıldı. Çatışmalar çıktı, 300 kişi yaralandı. Devlete ait kurumlar işgal edilmeye başlandı.

8 Aralık: Irkçılar tarafından Kiev’de Lenin heykeli yıkıldı.

11 Aralık: AB Dışişleri politikası sözcüsü Chaterine Ashton ve ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa Bölümü sorumlusu Victoria Nuland, Kiev’de göstericilerle buluştu.

17 Aralık: Rusya Devlet Başkanı Putin, Moskova’da Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç ile görüştü ve 15 milyar Dolarlık kredi ve ucuz doğalgaz sözü verdi.

17 Ocak 2014: Ukrayna Parlamentosu, gösteri yasasını kısıtlamayan bir düzenlemeyi onayladı.

19 Ocak: 200 bin kişinin katıldığı hükümet karşıtı bir gösteri yapıldı.

18 Şubat: Kiev’de toplanan binlerce kişi parlamento ve başkanlık sarayına doğru yürüyüşe geçti. Çatışmalar çıktı. Onlarca kişi hayatını kaybetti.

22 Şubat: Devlet Başkanı Yanukoviç, başkanlık sarayından ayrılarak Rusya’ya kaçtı. Muhalefet geçici hükümeti kurdu ve 25 Mayıs’ta erken seçimlerin yapılmasını kararlaştırdı.

26 Şubat: Kırım’da Tatarlar Rusya’ya yakınlaşmaya karşı eylem yaptı.

28 Şubat: Rusya yanlısı bir grup Kırım’ın başkenti Simferopol Havaalanı’nı işgal etti.

1 Mart: Kırım Hükümet Başkanı Sergej Aksyonov, Rusya devlet Başkanı Putin’den yardım talebinde bulundu. Rusya Parlamentosu, Kırıma asker gönderme kararı aldı.

6 Mart: Kırım Parlamentosu, Rusya Federasyonu’na katılma kararı aldı. Bu konudaki referandumu 30 Mart’tan 16 Mart’a çekti.

16 Mart: Yapılan referandumda halkın yüzde 95,5’i Rusya’ya katılmadan yana oy kullandı.

18 Mart: Rusya Devlet Başkanı Putin, Kırım ve Sivastopol’un bağımsız bir devlet olarak Rusya Federasyonu’na katılma kararını kabul ettiğini açıkladı ve katılım için yasal sürecin başlatılmasını istedi.