BALTAYI KUŞA VURDU!

 01Erdogan

Türkiye’de 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler “yerel seçim” olmaktan çıkmış, Başbakan Erdoğan ve partisi AKP’nin hesap gününe dönüşmüştür. Gezi direnişi ve Gülen Cemaati’yle çatışmadan sonra Twitter’in yasaklanması Erdoğan’ın işinin zor olduğunu gösteriyor.

 

Türkiye’de Haziran 2013’te ortaya çıkan Gezi direnişinden bu yana, Başbakan Erdoğan ve hükümetine karşı biriken halk öfkesinin düzeyini gösterme ve ülkenin siyasi geleceğini etkileme bakımından 30 Mart Pazar günü yapılacak yerel seçimler büyük bir önem taşıyor.

Ülkedeki bu olağandışı siyasi atmosfer, AKP hükümetinin içine düştüğü bunalım ve halkta artan öfke Almanya ve Avrupa’da da hem Türkiye kökenliler hem de yerli kamuoyu tarafından yakından izlenmekte.

Gezi direnişinde başta gençlik olmak üzere, toplumun önemli bir kesiminde yükselen tepkinin ardından AKP ile Gülen Cemaati arasındaki çatışmanın hükümete ne kadar puan kaybettireceği üzerine hesaplar yapılırken, bunlara bir de Twitter yasağı eklendi. Twitter’i Gezi protestoları sırasında “Bela” olarak ilan eden Erdoğan’ın, 20 Mart’taki seçim mitinginde “kökünü kazıyacağız” diyerek hedef göstermesinden sonra, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın 21 Mart’ta resmen Twitter’i kapatılmasıyla birlikte, Erdoğan’a yönelik tepkiler daha da artmış görünüyor.

Erdoğan, bir tarafta okullara internet bağlayarak, ipad dağıtarak teknolojiye, internete yakın bir siyasetçi olduğunu yansıtmaya çalışırken, diğer taraftan günümüzün en hızlı ve ucuz iletişim aracı sosyal medyaya ise tam anlamıyla düşman. Halbuki, kendisi de görüşlerini, mesajlarını kaymak için bu “yeni medya”yı etkili şekilde kullandı, hatta partisinin propagandası için bir ekip de kurdu. En son 20 Mart’ta “Millet eğilmez, Türkiye yenilmez” twitterini paylaşan Erdogan’ı 4.18 milyon kişi izlerken, kendisi “0” (sıfır) kişiyi takip ediyor. Erdoğan 20 Mart’a kadar toplam 3.043 twetter yazmış. Sosyal medyayı kendi yararına kullanınca olumlu gören Erdoğan, muhalefet hareketinin bunu kullanması karşısında ise tam anlamıyla diktatöre yakışan bir tutum takındı. Böylece Türkiye, Twitter üzerinden iletişimi yasaklayan Çin, Kuzey Kore ve İran ile aynı kategoriye dahil oldu.

 

AB’NİN TEPKİSİ YUMUŞAK OLDU

Yasağı uygulayan Erdoğan, iktidara geldiği ilk yıllarda “demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları” ve “düşünce özgürlüğü”nü sıkça kullanarak, AB’yle yakınlaşma konusunda önceki hükümetlere göre daha fazla mesafe kat etmişti. AB de Erdoğan’a güçlü bir destek vermişti. Ancak gelinen aşamada Erdoğan, kendisine karşı çıkan en küçük toplumsal harekete bile tahammül göstermeyen totaliter bir lider haline dönüştü; siyaseten sıkıştıkça daha da saldırganlaştı. Buna rağmen AB yetkilileri yaptıkları açıklamalarda Twitter yasağını protesto ederken, buna yönelik somut bir adım atmadılar. AB Genişleme Komiseri Steffan Fülle yaptığı açıklamada, “Twitter yasağından derin endişe duyuyoruz. İletişim ve iletişim araçlarını seçme özgürlüğü temel bir AB değeridir” derken, AB Komisyonu Dijital Gündemden Sorumlu Üyesi Neelie Kroes de “Türkiye’deki Twitter yasağı temelsizdir, anlamsızdır, korkakçadır. Türk halkı ve uluslararası toplum bunu bir sansür olarak görüyor.” değerlendirmesinde bulundu. Keza Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert de engellemeyi Twitter hesabından eleştirerek, “Özgür bir toplumda nasıl iletişim kuracakları vatandaşların kararıdır, devletin değil” diye yazdı.

Görülebileceği gibi açıklamalar “sert” görünürken, Erdoğan ve hükümetine yönelik somut bir yaptırım gündeme getirilmiş değil.

 

ERDOĞAN SOSYAL MEDYAYA NEDEN DÜŞMAN?

Erdoğan’ın Twitter’i Gezi direnişi sırasında “bela” olarak tanımlamasından sonra şimdi de “kökünü kazımak” için başlattığı yasak sürecinin arkasında, elbette Twitter başta olmak üzere sosyal medyanın hükümetin denetiminin dışında özgür bir alan olarak kullanılması yatıyor. 17 Aralık’ta gerçekleştirilen büyük yolsuzluk operasyonundan sonra ortaya çıkan ses kayıtları, Erdoğan’nın yazılı ve görsel medya üzerinde nasıl da baskı yaptığını, gazete ve televizyon yöneticilerini bizzat aradığını, ana akım medyayı nasıl baskı altında aldığını çarpıcı biçimde ortaya serdi.

Bu medya organlarında çalışan ama hükümete ve Erdoğan’a muhalefet eden gazeteci ve yazarların çoğu baskı nedeniyle işten atıldı.

Bu ana akım medya üzerinde kurduğu baskıyla toplumsal hareketi susturacağını sanan Erdoğan, istediğini yapamayınca bu kez sosyal medyaya savaş açtı. Gazete ve televizyonların muhalefete kapatılması nedeniyle Twitter bugünün Türkiye’sinde muhalefetin en önemli iletişim platformu haline gelmiş bulunuyor. Zira, Erdoğan ve diğer kabine üyelerinin karıştığı rüşvet skandalıyla ilgili ses kayıtlarının tümü Twitter üzerinden kamuoyuna duyurulmuştu.

Hal böyle olunca, yerel seçim öncesinde yeni ses ve görüntü kayıtlarının ortaya Twitter aracılığıyla yayınlanıp, AKP’ye ve Erdoğan’a zarar vermemesi için yasağa başvuruldu.

 

SOSYAL MEDYAYA KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK

Hükümetin, günümüzdeki en hızlı “özgür bilgi ve düşünce paylaşımı”nı ifade eden sosyal medyaya karşı başlatmış olduğu savaş aslında onun ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. “Son çare” olarak getirilen yasağın mevcut koşullarda teknik olarak fazla etkili olmayacağı, ülkedeki Twitter kullanımının son bir haftada daha artmasıyla ortaya çıktı. Twitter yasaklanmasına rağmen Erdoğan’a karşı seslerini yükseltmek isteyenler engelleri aşarak bunu yapmaya devam ediyor.

Zira bu engelle birlikte iletişim ve bilgi paylaşım hakları ellerinde alınanlar mutlaka tepkilerini seçim sandığında gösterecektir. Twitter’in yasaklanmasının anlamı ve etkisi, Almanya’dan farklı olarak, Türkiye toplumu için çok daha büyük sarsıcı etkileri bulunuyor. Çünkü, MetroPOLL adlı araştırma kurumunun verilerine göre Türkiye’de neredeyse her iki kişiden birisi (yüzde 50) Twitter hesabına sahip. Bu oran bir yıl önce Gezi direnişi ortaya çıktığında yüzde 44 idi. Gezi direnişi ya da Taksim direnişi diye tanımladığımız halk hareketinin örgütlenmesinde sosyal medya üzerinden iletişim önemli bir yer tutmuştu. Özellikle gençler arasında.

Yine aynı araştırmaya göre, Türkiye’de 18-24 yaşları arasındaki gençlerin yüzde 73, 25-35 yaşları arasındakilerin yüzde 63’ü Twitter üzerinden bilgi paylaşıyor. Ayrıca Türkiye, Twitter kullanımı konusunda Avrupa’da birinci, dünyada dördüncü sırada. Bütün bu veriler, Twitter’in Türkiye halkı, özellikle gençlik için ne kadar önemli olduğunu yeterince gösteriyor olsa gerek. Twitter yasağıyla toplumda Erdoğan’a karşı biriken tepki daha da artmış bulunuyor. Bu nedenle, yerel seçimlerde alınacak oylar üzerinde Twitter yasağının da etkisi olacak gibi görünüyor.

Ancak bu yasağın Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler için de en önemli yanı, Erdoğan ve hükümetinin, yolsuzluk-rüşvet batağına saplandığı ve özgürlük ve demokrasi düşmanlığında sınır tanımadığı gerçeğinin daha iyi görülmesine yarayan bir örnek oluşturmasıdır.

Bu nedenle, bu gerçeğin gerek Türkiye kökenliler gerekse yerli kamuoyunda daha anlaşılır hale gelmesi için çaba göstermek büyük bir önem taşıyor. (YH)

Alman basınında Twitter Yasağı

 Süddeutsche Zeitung: Dikkat, kuşlar. Erdoğan reformcu olarak başladı. Şimdiki yönetim biçimi otokratları hatırlatıyor. Bugün devlet benim diyor. Twitter yasağıyla baltayı bacağına vurdu. Pazar günkü yerel seçimler dönüm noktası olabilir.

 

Handelsblatt: Erdogan Twitter yasağını genişletti. Türk başbakanın sinirleri geriliyor. Şu ana kadar Twitter’e yaptığı yasak kolayca aşılabildi. Şimdi sansür aletini keskinleştiriyor.

 

Frankfurter Rundschau: Erdoğan’ın kendi kalesine golü. Türkiye’de Twitter’e getirilen yasak geniş tepki topladı ve Twitter kullanıcısı sayısını artırdı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu konuda Erdoğan’a karşı. AKP seçimlerde beklenenden az oy alabilir.

 

Neues Deutschland: Twitter kuşları Erdoğan’ı kuşattı. Twitter’in yasaklanması geniş tepki topladı. Cumhurbaşkanı da eleştirdi.

 

Der Spiegel: Bırak kuşlar ötsün. Türk Başbakanı Erdoğan Twitter’i kapattı. Karara tepki gösterenler sokağa çıkma yerine dalgalarını yine Twitter’de geçtiler. Karikatürler paylaştılar, şakalar yaptılar. Türkler mizahta en iyi formunda.