Barış için mücadeleye devam

 

Bu yılki Newroz’da Türkiye’nin halkları, ülke çapında özgürlük ve barış bayramı olarak benimsediği Newroz kutlamalarını sürdürdü. Kuşkusuz bu yılki Newroz’da da, son yıllarda olduğu gibi, Newroz’un yeni bir barış ve özgürleşme hamlesi olmasını isteyen halkların kalbi Diyarbakır’da attı.

Diyarbakır özgürlük ve barış türküleriyle Newroz’u kutlayıp Türkiye’nin demokratikleşmesi için atılması gereken adımları konuşurken, Başbakan Erdoğan Artvin’de, Rize’de yine “tek bayrak, tek devlet, tek millet, …” demagojisi arkasında MHP ve CHP ile milliyetçilik yarışına girmiş; herkesi “çete”, “darbeci”, “uluslararası güçlerin taşeronu” gibi nitelemelerle suçladı; gerilim sevici ve özgürlük karşıtı tutumunda ısrar edeceğini gösterdi.
Ama aynı gün 12 yıldır Türkiye’yi yönetin AKP Hükümetinin “Twitter’ı kapatma Günü”ydü! Ses tonunda da ve yüzünde bir gün önce, “Yok canım o kadarını da yapmaz!” diyenlere inat, Twitter’ı kapatmış olmanın zaferinin verdiği memnuniyet vardı.
Özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle bağlantılı bu iki gelişme aynı güne denk gelince, 21 Mart‘ta Türkiye’nin kulağı kapatılan Twitter üstünden yapılan tartışmalarda, gözü Türkiye’nin özgür demokratik bir ülke olması için barış hamlesi çağrısının yapıldığı milyonu aşkın kişinin katıldığı Diyarbakır Newroz Alanı’ndaydı.
Dünya da tıpkı Türkiye’nin halkları gibi dün, hem Başbakanın “Twitter mıvitır hepsinin kökünü kazıyacağız” demesinden altı saat sonra Twitter’ı kapatan AKP Hükümetinin özgürlük anlayışına tepkilerini dile getirdi hem de Diyarbakır’da Türkiye’nin yakın geleceğini de ilgilendiren Öcalan’ın, çözüm süreci için yeni önerisini öğrendi.
Diyarbakır Newroz’unda konuşan Ahmet Türk, Osman Baydemir ve KCK Yürütme Eş Başkanı Cemil Bayık da kendi üsluplarıyla “eylemsizliğin”, “Barış ve Müzakere sürecinin” devamının önemine işaret ettiler. Ama aynı zamanda Hükümete düşen görevlere de özel vurgu yaptılar. Çünkü sürecin devamı Hükümetin üstüne düşenleri yapmasıyla sıkı bağlantılıydı!
Abdullah Öcalan da günlerdir içinde ne olacak diye merak elden mesajında “Barış ve müzakere sürecinin” devamının arkasında durduğunu, Hükümetin ağırdan alma, tek taraflı hareket etme, yasal zeminden kaçınma ve uzatma gibi girişimlerine karşın “İki tarafın da sürecin devam kararlılığının” önemine dikkat çekti. Ama Öcalan asıl vurgusunu “Müzakere sistematiğinin yasal bir zemine kavuşturulması”na yaptı.
2013 Newrozu’nda açıklanan Öcalan’ın “Kürt sorununun barışçıl çözümüne” dair önerilerini kapsayan 2013 “Newroz Manifestosu”nda çerçevesi çizilen “yol haritası”nda “müzakere sürecinin yasal bir zemine” oturtulması, bu amaçla gerekli yasal ve anayasal düzenlemelerin yapılması talebini Hükümet hep geri plana itti; ya da bilmezden duymazdan geldi. Bütün bu süreç boyunca Hükümet, “yasal zemin” deyince sadece MİT’e “Terör örgütleriyle görüşme yetkisi vererek” kendini rahatlatmayı anladı.
Öcalan bu Newroz’da artık sürecin yasal bir zemine kavuşturulması gerektiğini, atılacak asıl adım olarak görmekte, Türkiye’nin halklarının demokratik ve anayasal bir düzen kurması mücadelesinin de barışın tek garantisi olacağına dikkat çekti.
Bu açıdan seçimden sonra atılacak ilk adımın “Müzakere sistematiğinin yasal bir zemine oturtulması” talebi doğrultusunda hükümetin hangi adımları atacağıdır.
Basın, ifade özgürlüğünü çiğnemekte tereddüt etmeyen, Twitter’ı bile yasaklayan ulusalcı çevrelerle ittifaka yönelen bir AKP Hükümetinin bu doğrultuda, Kürt siyasi güçlerinin taleplerine, hele de müzakere sürecine yasal bir zemin oluşturmak üzere gerçekçi girişimler yapması ne kadar olanaklıdır bu elbette tartışmalıdır. Hükümetin kendiliğinden böyle bir adım atması tabii ki beklenmez. Bunun için herhalde en önemli şey de Türkiye’nin halklarının, demokrasi güçlerinin demokratik Türkiye mücadelesinde atacakları adımlardır.
Diyarbakır Newrozu’nda Kürt halkı, kitlesel katılımı ve coşkusuyla kendi talepleri arkasında duracağını, Öcalan’ın çağrısı doğrultusunda barış ve özgürlük mücadelesini sürdüreceğini göstermiştir.

İHSAN ÇARALAN

 

 

KUTU

Yasakçılık Erdoğan’ı kurtarmaya yetmeyecek

 

 

Emek Partisi (EMEP) hükümetin talimatıyla Twitter’ın kapatılmasına ilişkin açıklama yaptı.  Genel Başkan Selma Gürkan imzasıyla yayımlanan açıklamada „Yasakçılık, Tayyip Erdoğan’ı Kurtarmaya Yetmeyecektir“ denildi.
AKP, “3 Y”ye; yolsuzluğa, yoksulluğa ve yasaklara karşı olduğunu söyleyerek hükümet oldu.
12 yılın ardından, görmeyen gözler gördü, sağır sultan duyup anladı ki, AKP, “3 Y”ye değil, “3 Y’ye karşı olmaya karşıydı”!
Twitter’e getirilen yasak, bu durumun en son ve en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır. Başbakan “Twitter-mwitter’in kökünü kazıyacağız” demiş, aldığı bu kararla hukuka değil Başbakan Erdoğan’a bağlı olduğunu gösteren TİB ikiletmeden yasaklama kararı almıştır. Üstelik mahkeme kararlarını çarpıtarak.
HSYK’yı hükümete bağladı yetmedi, binlerce polis ve yüzlerce savcının görev yerleri değiştirildi yetmedi, bakanlarla ilgili fezleke milletvekillerinin bilgisinden kaçırıldı yetmedi…. sosyal medyaya getirilen bu yasaklamada yetmeyecektir, Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetinin yolsuzluklarının üstünü örtmesine..
Ortadaki basitçe bir hukuk ihlali değil, iletişim ve bilgi edinme gibi en temel insan hakkına yönelik bir saldırıdır. Artık söz ve basın özgürlüğünden söz etmek mümkün değildir. Ortada sivil bir diktatör ve onun en temel insan haklarına yönelttiği saldırı vardır.
Emek, demokrasi ve bütün ilerici güçler bu yasakçılığa karşı harekete geçmeli tepkisini ortaya koymalıdır.
Twitter’e getirilen yasak derhal kaldırılmalı, işgüzar TİB Başkanı istifa etmelidir.
Hiçbir girişim yolsuzlukların üstünün örtülmesine yetmeyecek, halkı soyanlar hesap vermekten kurtulamayacaktır.“

 

 

KUTU

TGC, Twitter yasağının kaldırılması için dava açtı

 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC),  basın ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle 21 Mart 2014 tarihli twitter yasağının kaldırılması için Ankara 5. İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Dava, TGC Hukuk Danışmanı avukat Gökhan Küçük tarafından yürütmeyi durdurma ve twitter’a erişim yasağının iptali için Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş adına açıldı.

Dava dilekçesinde “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin kamuya yararlı dernekler statüsünde; tüzüğü gereği yasalar ve uluslararası sözleşmelerle gazetecilere tanınan hak ve özgürlükleri korumak amacıyla gerekli tüm girişimlerde bulunmak hak ve yetkisine sahip bir dernek” olduğu vurgulandı.

Dilekçede Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “twitter” kullanıcısı olup üyeleriyle olan ilişkilerini ve iletişimini sağladıkları, iptal kararı nedeniyle twitter hesaplarına ulaşamadıkları belirtildi.

 

DAVA DİLEKÇESİNDE ŞU NOKTAYA DİKKAT ÇEKİLDİ:

“Basın ve İfade Özgürlüğü üç temel ilke üzerinde yükselir. Haberleri Bilmek/ Habere Ulaşmak; Haber ve fikirleri eleştirmek/Yorumlamak ve Haberleri serbestçe yayabilmek hakkı. Bu ilkelerin her olayda ve her seferde aynı anda var olması zorunludur. Bir ilkenin idare tarafından engellenmesi o ülkede basın/ifade özgürlüğünün zedelendiğinin ve hatta basın özgürlüğünün olmadığının açık kanıtıdır. İdare twitter’ı yasaklayarak -hiçbir nesnel kritere tabi olmadan- kısaca keyfilik içinde basın ve ifade özgürlüğünü açıkça ihlal etmiştir.”(DHA)

 

TBB, TİB KARARININ DURDURULMASINI İÇİN BAŞVURUDA BULUNDU
Türkiye Barolar Birliği (TBB), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) 20 Mart’ta yargı kararını gerekçe göstererek, Twitter’a erişimi engellemesi üzerine, 21 Mart’ta ilgili kararın kaldırılması talebiyle İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştu.
TBB’nin başvurusu aynı gün içerisinde “herhangi bir erişimin engellenmesi kararının verilmediği” yönünde karar veren mahkeme başvuruyu reddetti.
Konuya ilişkin TBB tarafından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: “Twitter.com adresine erişimin tamamen engellenmesine yönelik bir yargı kararı bulunmadığı halde, TİB’in siteye erişimi engelleme işlemi açıkça hukuka aykırıdır. Türkiye Barolar Birliği, TİB’in hukuka aykırı keyfi idari eyleminin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurmuştur” denildi. (DİHA)